23/9/2009
50'60'70'80 DÖNÜŞ ZAMANI

50'60'70'80 DÖNÜŞ ZAMANI
ilkbahar-yaz koleksiyonlarının sergilendiği dört haftalık moda haftası maratonu, New York'la başladı. Gelecek vaat eden genç tasarımcıların genel organizasyondan koparak defilelerini ayrı bir mekânda; Milk Studios'da sergileme kararı bile etkinliklere gölge düşüremedi. New York Moda Haftası'nın görkemli açılışının en önemli nedeni ise şüphesiz geçen perşembe akşamı düzenlenen ve tüm şehri kapsayan Fashion's Night Out isimli etkinlikti.
SABAHA KADAR MODA
Perakendecilerin yüzünü güldürmek ve alışverişe 'can vermek' için düzenlenen gece için neredeyse bütün mağazalar, gece yarısına kadar açık kaldı. 800'ün üzerinde mağazada özel partiler düzenlendi. Ancak modaseverlerin alışverişten çok, 'ünlü görme' telaşı içinde olduğu açıktı. Zira sokak ve mağazaları dolduran insanların elinde poşetten çok fotoğraf makinesi vardı. Nasıl olmasın; bir yanda Charlize Theron; Dior mağazasında Vogue imzalıyor. Sex and the City'nin kostüm tasarımcısı Patricia Field, Payless'te stil önerileri veriyor; Olsen ikizleri Bergdorf Goodman'da barmaid'lik yapıyor, Victoria Beckham tişört imzalıyor, Justin Timberlake Saks Fifth Avenue'da, Gwen Stefani ise Bloomingdale's'de konuklarını başka türlü eğlendiriyordu.
MAYODA 50'LERE DÖNÜŞ
Moda haftasına dönecek olursak; ilk gün, tamamen denim odaklı bir koleksiyon oluşturacağını ve markanın klasik silüetlerinin denim versiyonlarını üreteceğini açıklayan Helmut Lang ile başladı. Lang'in koleksiyonu denime ilk kez çokça yer veren Lacoste'ta da göreceğimiz üzere, jean hâkimiyetinin önümüzdeki yaz da devam edeceğinin sinyallerini verdi.
İlk günün en çok dikkat çeken defilesi ise, BCBG Max Azria'nınkiydi. Genç ve oldukça feminen silüetlerden oluşan koleksiyona, devam eden 80'ler ruhunun yazlık versiyonu hâkimdi. Yine mini etekler, vücuda oturan kokteyl elbiseleri, canlı renkler ve kimi zaman transparanlaşan bandaj elbiseler, koleksiyonun öne çıkan unusurlarıydı şüphesiz. Tek omuz modasının devam ettiğini, kimi zaman tek kola dönüştüğünü gördük. Balmain'in ipek ve şifon ağırlıklı yaz versiyonu olarak da değerlendirilen koleksiyonda aksesuar olarak ise metalik portföy çantalar ve platformlu ayakkabılar öne çıktı.
TARKAN LUCA LUCA DEFİLESİNDEYDİ
Mayonun iddialı markası Rosa Cha ise, henüz biten yaz mevsimini çok özleyeceğimize işaret etti. Cha'nın 50'lerden ilham alan mayo ve bikinileri daha çok küçük puantiye desenler ve yüksek belli modellerden oluşuyordu. İç çamaşırı efektinin de babydoll'lar ile hissedildiği koleksiyonun hit parçaları, kristal detaylı parçalar ile örgülü monokinilerdi.
İkinci gün Yigal Azrouel'in geometrik form ağırlıklı ve Sex and the City'nin ikinci filminde de bol bol kullanılan Manolo Blahnik ayakkabılarla tamamlanan koleksiyonuyla başladı. Şöhreti Michelle Obama ile tavan yapan Jason Wu'nun balon etekli gündelik elbiseleri ise çok ilgi görmekle beraber fazla beğenilmedi. Tarkan'ın da izlediği Luca Luca defilesi ise, yenilik ve orijinallik trenini kaçırmışa benziyordu. 70'lerden esinlenen koleksiyon, en ağır eleştirileri aldı; 'Amerikan modasının ucuz bir reklamı' olarak değerlendirildi.
WANG YİNE ŞOVUNU YAPTI
Luca Luca trendleri kaçırırken, Lacoste gibi trendlere bağlı kalmayan markalar da vardı. Tenis ağırlıklı spor giyime odaklanan Lacoste'un pilili etekleri kortlar değil, sokaklar içindi aslında. Kortlar şıklaşırken geleneksel tenis giyimini sokaklara indirmeye kararlı görünen markanın ilkbahar-yaz sezonuna tabii ki beyaz, maviler ve defilenin sonunda izleyicilerin yüzünde büyük gülümsemelere neden olan sarılar hâkimdi. Bu arada belirtmeden geçmemeli: Ayakkabılarının arkasına basarak yürüyen erkeklerin de şık görünebileceğine ilk kez şahit olduk.
Spor giyim ağırlıklı koleksiyon hazırlayan bir diğer isimse, New York Moda Haftası'nın en heyecanla beklenen ismi, modanın yeni prensi Alexander Wang'di. Geçen sezonun motosikletçi kızlarını, feminen Amerikan futbolcularına çeviren Wang, sweatshirt elbiselerle silüeti bollaştırsa da, büstiyer, korse, body gibi parçalarla kadınsılığı korumayı başardı. Arkası olmayan diz altı çoraplar gibi detaylar biraz fazla kostümsü bulmakla beraber, her kör satıcının bir kör alıcısı vardır diye düşünmeden edemedik. Modada asla asla dememek gerekir!
BECKHAM'IN DAHA ÇOK ÇALIŞMASI GEREK
Pazar günü DKNY'ın çiçek desenli, büyük ceketli defilesiyle başladı. Donna Karan'ın elbiseler kadar şortların altına da bisiklet taytı kullanması 90'ları anımsattı.
Hemen akabinde düzenlenen Diane von Furstenberg'in defilesini ise şık hippiler ve çingeneler basmıştı sanki. Zorlama olmayan güzellik için eski çağları yoklayan ve Eski Mısır'dan ilham aldığını söyleyen Furstenberg'in vahşi hayvan desenleri ve altınlı detayları hoştu.
New York Moda Haftası'nın resmi takvimine girebilmek için yıllardır çabalayan Victoria Beckham ise yine bir oteldeydi ancak bu seferki gösterisi daha profesyonel bulundu. 'Büyükleri' gibi olabilmek için gece elbisesi koleksiyonuna biraz olsun gündelik modeller eklemesi gerektiği ise, dikkate alması gereken bir eleştiriydi. Yani bu ne demek oluyor? David Beckham'ın karısı da olsanız, dünyada modacıdan sayılmak öyle kolay iş değil. Sadece gece elbisesi yapmak bile moda haftalarının resmi takvimine dahil edilmemeniz için yeterli bir neden...
ZAC POSEN'DAN YAZBUKEY BROŞLARI!
Zac Posen, 70'ler New Yorku'nda o parti senin, bu parti benim koşan kadınları düşünerek hazırladığı koleksiyonunda renk blokları ve çiçek desenlerinden hayli faydalanmıştı. Ama defilenin bizler için en büyük sürprizi, elbiselerin üzerindeki broşlar oldu. Geçen yılki röportajımız sırasında Posen, Yaz ve Emel Kurhan kardeşlere olan hayranlığını uzun uzun dile getirmişti. Hatta bunun üzerine kendisine, Emel Kurhan'ın fare biçimli bozuk para çantasını hediye etmiştim. Buna rağmen Yazbukey'den, broşlarını defilesinde kullanacak kadar etkilendiğini tahmin etmemiştim. Emel ve Yaz'ın dudak, el ve kalp figürlü broşları sadece kıyafetleri tamamlayan detaylar olarak kullanılmamış, kimi elbiselerin bağlantılarını bile oluşturacak kadar koleksiyona dahil edilmişti.
BU İŞ HAYAL KURDURMA İŞİ
New York Moda Haftası'nın kralı Marc Jacobs'ın ana koleksiyonunda ise Comme des Garçons etkileri hâkimdi. Ceketler, şeffaf tül taytlar ve görünümler Rei Kawakubo'nun şu anda satışta olan koleksiyonunu hayli anımsatıyordu. Jacobs, "Bu iş kıyafet satma değil; insanlara hayal kurdurma işi," derken, beyaz gömlek ve ceket üzerine bile giydirdiği büstiyerleri, mercan kayalıklarını andıran fırfırlarını anlatıyordu belli ki. Bel çantalarının dönüşünden neredeyse bir yıl önce bahsetmiştik. Jacobs'ın ana koleksiyonunda bile kullanılmaları ise, yakın zamanda ciddi bir patlamaya hazır olmamız gerektiğini gösteriyor.
Salı günü Rodarte'nin gotik Yunan tanrıçaları ve savaşçılarıyla başladı. Marc by Marc Jacobs defilesi ise, 80'ler kadar Afrika izleri de taşıyordu. Bizzat tasarımcılarından birinden aldığım bilgiyle, Ankara kumaşlarının kullanımını doğrulattım. Ekoseleri, kıvrık paçaları, Bill Cosby benzeri kazakları ve puantiye desenleriyle Jacobs genç serisine eğlence katıyordu. Louis Vuitton'un tavşan kulakları bile büyük fiyonklar olarak karşımıza çıkıyordu bu defilede.
DEFİLE DEĞİL, PARTİ ORTAMI
Betsey Johnson sunumunun eğlencede aşağı kalır yanı yoktu. Tütülü, payetli ve leopar desenli elbiseler içinde dans eden kızlar bir yanda, salonun ortasında parende atan Betsey Johnson'ın kendisi diğer yanda, moda sunumundan çok gerçek bir partideydik sanki. Çarşambanın en iddialı defilesi ise Michael Kors'a aitti. Minimal çizgilere mimari formlar, asimetrik kesimler ve sert açılar eşlik ediyordu. İki sezondur devam eden şeffaflık akımı ise, pleksi detayları olarak hayat buluyordu. Kors'un "Kadınların çekinmeden denemek isteyeceği bir şeffaflık," olarak tanımladığı bu trendin, şeffaf sutyen askılarını da beraberinde getirmeyeceğini umuyorum.
BLOGGERLAR ÖN SAFLARDA
Vücudu ön plana çıkaran kıyafetler, maskülen görünümler ve 1980'ler etkilerinin hissedildiği New York podyumlarında, tüm modacıların birleştiği nokta, giyilebilir kıyafetler oldu. Amerikalı tasarımcıların spor giyimden şaşmaması ve hayli spor kıyafetleri günlük kullanım için yorumlamaları da dikkat çekti. Paris ve Milano moda haftalarına kıyasla, izleyicilerin çok daha rahat giyindiği defilelerin kapısındaki sokak modası fotoğrafçıları da nispeten azdı. Çocuğunu ve hatta kimi zaman bebeğini alıp gelenler ise hayli çoktu. Türkiye'den, kesinleşen adıyla Vogue Türkiye ekibinin tamamını izlediği defilelerin ön sıralarında ciddi bir hiyerarşik değişim yaşandığını da belirteyim: Kimi ünlü dergiler ikinci sıralara tayin edilirken, ünlü blogger'lar en ön önlere terfi ediyor. Jacobs'ın, adını bir çantasına verdiği Bryan Boy gibi, 13 yaşındaki blogger Tavi de New York Moda Haftası'nın en çok konuşulan izleyicilerindendi. Kişisel favorim ise, Purple Magazine'in de kurucusu olan Olivier Zahm'dı. Zahm, moda dünyasının en çok el üstünde tutulan isimlerinin başında geliyor. Bir gün Cannes'da çıplak kızlarla yüzerken, öbür gün New York'ta Karl Lagerfeld'le çekim yaparken çektiği fotoğraflarını Purple Diary adlı blog'unda yayınlayan Zahm'ın, Standard Hotel'de verdiği parti de, moda haftasının en çok konuşulan etkinliği oldu.
Kategori: (ALIŞVERİŞ VE MODA) :: Yorum (0)
:: Arkadaşına Gönder!
:: Etiketler : 50'60'70'80 DÖNÜŞ ZAMANI