Senden sonra hiçbir şey eskisi gibi değil. Gittiğinden beri sızlıyor kalbim. Ne çok gözyaşı varmış meğer insanın vücudunda, şaşırıyorum. Ağladıkça büyüyor hasret, sensizliğe direnmek zor.

Bir Daha Kimseyi Sevmeyeceğim!
Çalıntı bir anıya tutunuyorum akşamları, zehirli bir aşkın içinden ne kaldıysa, hepsi o! Bunaldığımda kendimi yollara vuruyorum. Kayboluyorum bilmediğim sokaklarda, üstüme yağmur yağıyor. Yüzümde, elinden oyuncağı alınmış bir çocuk edası, dilimde hasret türküleriyle geziyorum gün ağarıncaya kadar.
Yaşamın amacını sorguluyorum. Aşkın gerçekliğini ve kimin, kimlerin daha çok kanatabildiğini düşünüyorum. Sevdanın da çürümüş bir yanı olmalı, yoksa sevdiğini kimsesizliğe itebilecek kadar vurdumduymaz olamaz insanlar, olmamalı!
Sesini duymak istiyorum. Elim hep telefona gidiyor ama ya cevap vermezsen? Beni bırakmandan daha büyük bir uçurum olur yok sayılmak. Dayanamam diye aramıyorum. Zaten ne diyeceğimi de bilmiyorum. Sorum çok ama hiçbirini soracak cesaretim yok. Kadere de yükleyebilirim bu ilişkinin suçunu ama nafile bir son çırpınıştan öteye gitmez, biliyorum.
Teslimiyet ne kötüdür ve neden böylesine başkasının ellerine bırakır ki insan yüreğini? Aşk acısı dediğin, aslında bedel midir? Öyleyse, benim de acı çektirdiğim birileri olmalı geçmişte ama hatırlamıyorum. Belki de gelecekte yaşanacakların bedelini peşin ödüyorumdur. Kırılmayı öğrenmiş bir gönül, başkasını hırçınlıkla yıkabilir mi?
Gelecek diyorum kendi kendime, bir gelecek yok ki! Bir daha kimseyi böyle sevmeyeceğim. Kurtarılacak bir ruhum yok artık. Sevmek birini kurtarmaktır oysa, en kötü ihtimalle kendini sakınırsın. Hissettiğim çaresizliğe bile öfke duyuyorum. Bu kadar aciz olmaya dayanamıyorum. Yine de sanki ellerim, kalbim bağlı; ne yapsam sensizlikten kaçamıyorum.
Sokakta insanlar dolaşıyor, milyonlarca insan ama ben gidip seni seçiyorum. Neden? Ah! Bu sorunun yanıtı yok, içimde de buna cevap verecek bir ses yok. Yine sessizlik! Evimde oturmuş tek başıma, yaşadığımız her şeye bir anlam yüklemeye çalışıyorum. Sadece değerli kılmak için, geriye dönüp baktığımda sorgulamadan gülümsemek için bütün çabam.
Merak ediyorum, seni de terk edenler olmuş muydu bir gece yarısı? Hiç ağlamış mıydın? Yalnızlığınla yüzleşerek kahretmiş miydin? Sen de bir daha sevmeyeceğine yemin etmiş miydin? Acaba beni o yüzden mi sevemedin?
msn
Aşkın tanımı gibi, aşkın çeşitleri de her zaman tartışılmıştır. İlk görüşte aşka inananlar, çoğunlukla bu deneyimi yaşayanlardan oluşur. İtiraz edenler ise, hiç şahit olmamışlardır. Peki, hangisi doğrudur? İlk görüşte aşk var mıdır?

İlk Görüşte Aşk Var mıdır?
Karşılaştığımız an, birisinden hoşlanıp hoşlanmadığımızı belirleyen çok fazla etken olduğunu düşünüyorum. Mesela, evde hasta yatıyorum, rengim atmış, saçım başım dağınık, üstümde muhtemelen kalın bir pijama, silinmekten kızarmış burnum ve içine çökmüş gözlerimle, ne kadar güzel görünebilirim? Ben öyle salya sümük yatarken kapı çalınsa ve yan komşuyu arayan, güzel giyimli, yakışıklı, uzun boylu bir adam kapıda duruyor olsa, aramızda ilk aşkın yaşanması mümkün müdür?
Durumu tersine çevirelim. Akşam bir davete gitmek üzere hazırlanmışım. Elbisem, saçım, makyajım, ayakkabılarım, her şeyim tamam, kapıdan çıkmak üzereyken, aynı adam kapıyı çalarsa, ilk görüşte aşık olma ihtimali kaça yükselir?
Bu örnekten hareketle söyleyebilirim ki, ilk görüşte aşkın belirleyicileri var. Görüntü, kıyafet, güzellik, koku, beden dili, davranış biçimleri, bütün görsel faktörler bu konuda önemli rol oynuyor. Bunları yazarken aklıma başka bir soru geldi. İlk görüşte aşık olabilmenin bir süresi var mıdır? Bazı makaleler, bilimsel araştırmalara dayanarak, ilk gördüğümüz andaki 3 saniyenin, karar verme süremiz olduğunu söylüyor. Yani, ilk 3 saniyede ona ya aşık oluyoruz ya da olmuyoruz.
Daha önce yaşadığım bir olayı size aktarayım. Arkadaşımın doğum günü davetindeyim. Kalabalık bir grupla beraber masada oturmuş sohbet ediyorum. Kapıdan bir adam girdi içeri, ben elektrik çarpmış gibi titredim. Kalbim hızla atmaya başladı. Midem kasıldı. Aklımdan geçenleri ise burada anlatmasam daha iyi olur. Nadiren karşılaşılabilecek yakışıklılık ve karizmaya sahipti. Seksi, bakımlı, güzel giyimli ve hoş bir erkekti. Herkesle tokalaşıp öpüşüyor, ayaküstü sohbet ediyordu. Benim yanıma ulaşması ortalama on beş dakikayı buldu. Yanıma geldi, elini uzattı. Onu seyrettiğim süre boyunca, dışarıdan bakan birinin hakkımda ne düşüneceğini tahmin etmek istemiyorum. Kim bilir ne haldeydim? Neyse, adam yanıma yaklaştı, elini uzattı. Adını söyledi, ben de kendi ismimi söyledim. Tanıştığına memnun olduğunu anlatan bir cümleyle başlayan diyalog, adamın gözümdeki bütün imajını yerle bir etti. Hani bazı insanlarla karşılaşır ve çok hoş bulursunuz. Ancak konuşmaya başladığı anda, bütün güzelliği kaybolur ya, işte ben de aynı şeyi yaşadım. Sanki balon patladı. O ana kadar vücudumun, aklımın ve kalbimin verdiği bütün tepkiler, hiç yaşanmamış gibi yok oldular. Bu durumda ilk görüşte aşkın süresi olmadığına kanaat getiriyorum. Sihir bozulana kadar devam eden şeye, biz ilk görüşte aşk diyoruz.
Bana kalırsa, yaşanılan ilk görüş hislerinin genel adı, çekimdir. Gözün gördüğü an oluşan çekim, eğer doğru kişiye denk gelmişse, ilişki halini aldığında aşka dönüşebiliyor. Aynı şekilde hissedip, o kişiyle bir daha hiç karşılaşmayanların içinde sürekli kalan duygu ise, platoniklik oluyor. Belki de birlikte olmaya başlasalar, ikinci gün ayrılacaklar. Ancak bunu tecrübe etmeden, sadece gözümüzü boyayan büyüye aldanıyoruz. Bence ilk görüşte aşk, renkli bir halüsinasyondur. Güzel tarafı ise, rüyalar ve hayaller gibi, gerçeğe dönüşebilme ihtimali olmasıdır.
msn