« Önceki |

15/9/2009

Hz.Ali'nin(r.a)Efendimiz(s.a.s)İçinKendini Feda Etmesi


Efendimiz hicrette müşrik şeytan işibirliği-Hz.Ali fedakarlı
Hz.Ali'nin(r.a)Efendimiz(s.a.s)İçinKendini Feda Etmesi

15/9/2009

Nihat hatipoğlu sahur proğramından 3

15/9/2009

Dursun Ali Erzincanli - Elli Iki Gün

15/9/2009

Dursun Ali Erzincanlı Bedir Şiiri

14/9/2009

Yarın gece, Kadir gecesi (KADİR GECENİZ MÜBAREK OLSUN)

Yarın gece, Kadir gecesi

İstanbul'da 72 cami sabaha kadar açık

KURAN'ı Kerim'in indirilmeye başlandığı Hz. Muhammed'e elçilik görevinin verildiği gece olarak, her yıl Ramazan ayının 27'nci günü kutlanan Kadir Gecesi' yarın gece kutlanacak. Bu gecede mevlitler okunacak, dualar edilecek, televizyonlar bazı camilerden canlı yayınlar yapacak.

Diyanet İşleri Başkanlığı bu yıl, Kadir Gecesi’nde vatandaşların kolay ulaşabileceği ve halkın yoğunlukla ziyaret ettiği yurtçapındaki 2 bin 194 camiyi, ibadet etmek isteyenler için sabaha kadar açık tutacak.

İstanbul'da Sultan Ahmet, Eyüp Sultan, Fatih, Hırka-i Şerif, Süleymaniye, Beyazıt, Yıldız Hamidiye, Büyük Mecidiye, Sinan Paşa, Yuşa, Yakuplu Merkez, Bezm-i Alem Valide Sultan, Sümbül Efendi, Ayazma, Hoca Ali Rıza camilerinin aralarında bulunduğu 72 camide vatandaşlar sabaha kadar ibadet edebilecek.
milliyet

14/9/2009

Ailede ahlak eğitimi!

Ailede ahlak eğitimi!
Çocuğunuz büyüdükçe sorunlar da büyüyor ve siz bu sorunlarla nasıl başa çıkacağınızı bilmiyor musunuz?
Çevresinde her şeye başkaldıran, birçok yanlışı art arda yapmaktan çekinmeyen gençleri gören yeni anne-babalar endişeye kapılıyor. Kendi çocuklarının ahlak ve kişilik gelişimleri için kaygılanıyor ve bunun için yeni arayışlar içine giriyor.

'Disiplin ve hoşgörü arasındaki dengeyi nasıl sağlarım?

Hangi durumlarda çocuğumu cezalandıracağım?

TV ya da bilgisayar başından kalkmayan çocuğu bunlardan nasıl uzaklaştırırım?

Çocuğuma kitabı nasıl sevdireceğim?

Çocuğumun beni terleten sorularına nasıl cevap vereceğim?

Hikâye, masal ve atasözlerini çocuk eğitiminde nasıl kullanırım?

Çocuğum kardeşini kıskanıyor, nasıl davranmalıyım?

Öfkeli ve huysuz bir çocukla nasıl başa çıkarım?

Çocuğum ders çalışmıyor ne yapmalıyım?

Çocuğuma nasıl özgüven kazandırırım?

Ödül verirken nelere dikkat etmeliyim?

Çocuğu kendimden uzaklaştırmadan evde disiplini nasıl sağlarım?'

Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın'ın kaleme aldığı 'Ailede Ahlak Eğitimi' tüm bu sorulara ve çok daha fazlasına güvenilir ve uygulanabilir cevaplar veriyor. Ve evin neşesi ve en değerli varlığı olan çocuğun iyi ahlaklı olması için yapılması gerekenleri anlatıyor.

Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, dinimizin temel amaçlarından birinin çocukları iyi ahlaklı yetiştirmek olduğunu söylüyor. Zaten din eğitimi de çocuğa vicdan eğitimini kazandırmayı amaçlıyor. İyi ahlak dinin hedeflerinden birini oluşturuyor. Vicdan eğitimi sayesinde de ahlaki açıdan olgun bireylerin yetişmesine zemin hazırlanmış oluyor. Çocuklar, arkadaş ve kitle iletişim araçlarından olumlu veya olumsuz etkileniyor. Buralardan gelebilecek tehlikeleri ve yanlış bilgileri değerlendirip doğruyu bulabilmek ise çocuğun sahip olduğu öz denetim ve vicdan eğitimiyle orantılı.

Prof. Aydın, çocuğun farkında olmadan yaptığı taklit davranışların zamanla alışkanlığa dönüşmesiyle kişiliğin oluştuğunu söylüyor: "Çocuk büyüdükçe ahlak kurallarına uymaya başlar. Hayatın çeşitli aşamalarında görür ki, bu yol kendi yararınadır. Çocuk zaman zaman kendi kendine şöyle düşünür: 'Ben kurallara uymazsam, başkaları da uymaz, oyun bozulur. Ben haksızlık edersem başkaları da edebilir. Onun için başkasının bana yapmasını istemediğim şeyi ben de başkasına yapmayayım."

Aydın'a göre çocuğun geldiği bu aşama ahlak bilinci, vicdan ya da üst benlik denen mekanizmanın oluşmaya başladığını gösteriyor. Çocuğun doğru olanı yapmaya alışması, söz dinleyerek disipline boyun eğmesi, aklının ermediği çağda ona iyi alışkanlıklar kazandıracaktır. Anne-baba ve eğitimcilere düşen görev, bu gelişmeyi filizlendirmek, beslemek ve gelişmesini sağlamaya çalışmaktır. Anne-babalar, çocuklarının iyi arkadaş edinmelerini ve arkadaşlarıyla iyi geçinmeleri gerektiğini öğretmelidir.
e-kolay

12/9/2009

DURSUN ALİ ERZİNCANLI - HZ. ALİ'NİN DUASI

10/9/2009

Hz. Ali Nihat Hatipoğlu Dua Yakarış

9/9/2009

hz. ali'nin hutbesi - seyfullah kartal. seslendirme belgesel

Video: Hz Ali Hutbesi   Benzer: hz, ali, hazreti, hutbe, seyfullah

7/9/2009

İnsan doğuştan inançlı


İnsan doğuştan inançlı
Yapılan araştırma insan beyninin doğuştan doğaüstü inançlara fiziksel olarak bağlantılı olduğunu ortaya çıkardı.

Araştırmacıların dediğine göre, tanrıya inanmaya programlıyız çünkü bize hayatta kalmak için bambaşka bir neden sunuyor.

Çocukların gelişme sürecinde yaşadıkları dini eğilimler aslında doğdukları anda beyinlerinde bulunan inanç merkezlerinde temellenmeye başlıyor.

İNANÇ, BEYİNDEKİ ELEKTRİKSEL FAALİYETLERİN SONUCU

Bristol Üniversite’sinde gelişim psikolojisi profesörü Bruce Hood’un yaptığı araştırmalar sonucu elde ettiği bilgilere göre, insan beyni doğuştan doğaüstü inançlara fiziksel olarak bağlantılı. Bu fiziksel bağ da insan gelişiminin sonunda dine inancın gelişmesinde gerekli psikolojik tabanın oluşmasında önemli bir rol oynamakta.

Dini duyguların ve deneyimlerin beynin belirli bir bölgesindeki aktiviteye bağlı olması teorisi üzerine yapılan başka araştırmalarda elde edilen sonuçlar, Hood’un bulgularıyla uyum göstermekte.

İddialara göre beynin bu bölgeleri ruhani hislerin algılanması için elektriksel faaliyetlerde bulunuyor.

İNANÇLARI TERK ETMEYE ÇALIŞMAK NAFİLE

Hood’un elde ettiği bulgular, Tanrı Yanılgısı’nın yazarı Richard Dawkins gibi dine inancın, az eğitimden ve küçük yaşta dinin doktrinleştirilmesiyle gerçekleştiğini düşünen ateistler için tezat teşkil etmekte.

Hood’a göre, inançlardan uzaklaşmaya, onları terk etmeye çalışmak nafile çünkü onlar beynin en temel seviyesinde bulunuyor.

“Araştırmalarımız gösterdi ki; çocuklar, doğal ve sezgisel muhakemeyle dünyanın nasıl döndüğüne ilişkin doğaüstü inançlara sahip olabiliyorlar.”

“Büyüyüp geliştikçe, bu inançlar yerini daha mantıksal yaklaşımlara bırakıyor. Ama mantıkdışı, doğaüstü inançlara inanma eğilimi, dini inançta vücut buluyor.”

Araştırma sonuçlarını bu hafta Britanya Bilim Derneği’nin yıllık toplantısında açıklayacak olan profesör; örgütlenmiş dini, birbiriyle ilişkili doğaüstü inançların bir parçası olarak gördüğünü belirtiyor.
internethaber

4/9/2009

esmaulhusna-engin-noyan

4/9/2009

Ramazan Duası Engin Noyan -MUKEWMMEL DUADIR HERKES DİNLESİN

27/8/2009

Özenti topluma uyarı!

22/8/2009

HERKESE HAYIRLI RAMAZANLAR

18/8/2009

Haçi Bektas veli - Pir Sultan abdal - Dini Belgesel

18/8/2009

Hz. Hızır Halk Arasında - 2. Bölüm - a Yaşam video

18/8/2009

Kane Muhammed - kurtce ilahi -

26/5/2009

Cem Yılmaz, Yaşar Nuri Öztürk ve Ayşe Özgün'ün programına ko


Cem Yılmaz, Yaşar Nuri Öztürk ve Ayşe Özgün'ün programına konuk oldu

16/5/2009

Dünyada Tek Geçtiğim Adamım Karşınızda Sami Yusufum

Sami Yusuf feat. Orhan Olmez - Muhammad (pbuh) Part 2
Sami Yusuf feat. Orhan Olmez - Muhammad (pbuh) Part 2
Sami Yusuf feat. Orhan Olmez - Muhammad (pbuh) Part 2
by abcdef00

14/5/2009

he is there

12/5/2009

sami yusuf

11/5/2009

Sami Yusuf Muhammed (PBUH) New Video Clip (Unofficial)

8/3/2009

Mevlid Kandili Dursun Ali Erzincanlı

8/3/2009

Mevlid Kandili-Ey Sevgili-Dua

8/3/2009

KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN

8/3/2009

Kandil duası ...KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN


Bismillahirrahmanirrahiym

Ey! bu sonsuz alemleri, bir zerreden var eden,
Ey! bu sonsuz nimetleri, kullarına yâr eden,
Bizlere cenneti canân, cehennemi nâr eden,
Rahmân olan,Rahim olan, bağışlayan RABB'İMİZ.

Bu gece biz , ruhumuzun kirlerinden arındık.
Bu gece biz, beden beden imân ile sarındık.
Bu gece biz, ümitlerin mâbedinde barındık,
Açtığımız bu elleri, boş çevirme YÂ RABBİ !

Bu gece biz, tövbe ettik, nice gurur kibirden,
Husûmetten, dargınlıktan, zorbalık ve cebirden,
Er geç, Sana gelmek için, geçeceğiz kabirden.
Bize kabir azabını gösterme hiç YÂ RABBİ !

Bu gece af yağmurunu, sağnak sağnak ver bize,
Bu gece cennet yolunu, adım adım ser bize,
Bu gece nûr perdelerin, kanat kanat ger bize,
Mahşer günü, biz kulları, utandırma YÂ RABBİ !

Ataların emâneti, bu mübârek vatanı,
Vatan için şehit düşüp, kucağında yatanı,
O mukaddes kışlalarda eli silah tutanı,
Düşmanların şerlerinden, emin eyle YÂ RABBİ !

Kahraman Türk Milletini, türlü iftiralardan,
Hürriyete kasteden, çağ dışı belâlardan,
Asil Türk gençliğini, sapık mâceralardan,
Anarşiden ve nifaktan, emin eyle YÂ RABBİ !

Koru bizi, huzuruna kul hakkıyla gelmekten,
Nefsimizin batağına, aklımızı çelmekten,
Koru bizi, Kelime-i Şehâdetsiz ölmekten,
Hesap günü cümlemize, müjdeler ver YÂ RABBİ !

Koru bizi, o günahkâr ve karanlık yollardan,
Gıybet eden, iki yüzlü, o münâfık kullardan,
Koru bizi, gâfillerle, sarmaş dolaş hallerden,
Cümlemizi, hak yolundan, ayırma hiç YÂ RABBİ !

Senden şifâ bekleyen, nice hasta kullara,
Acılarla kıvranan, yetimlere dullara,
Yurt dışında, Allah adı yasaklanmış dillere,
Bunca yükü taşıyacak, sabırlar ver YÂ RABBİ !

Helâl kazançlarına, haram lokma katmayan,
Haysiyet servetini, hiç kimseye satmayan,
Verdiğin nimetleri, çöplüklere atmayan,
Kullarına darlık yüzü, gösterme hiç YÂ RABBİ !

Müşriklerden sığındık, biz îman siperine,
Sabrı silah eyledik, şeytanların şerrine,
Bu dünyada, şan, şöhret, saltanatın yerine,
Son nefeste , bize imân serveti ver YÂ RABBİ !

Senin Yüce kelâmını, baş tâcı edenlere,
Ve Hazreti Muhammed'in izinden gidenlere,
Şu anda huzurunda, el açan bedenlere,
Cennet anahtarlarını, ihsan eyle YÂ RABBİ !

Canımızın cânânı, gönlümüzün Sultânı,
İki cihan güneşi, MUHAMMED ruhu için,

Kalemiyle, kelâmıyla, İslâm'a hizmet eden,
Enbiyâlar, evliyâlar, âlimler ruhu için,

Mezarları kaybolmuş, nice adsız kahraman,
Nice kefensiz yatan, şehitler ruhu için,

Îman lezzeti tatmış, hayrına hayır katmış,
Bu dünyadan göç etmiş, mü'minler ruhu için,

EL FÂTİHA !...

8/1/2009

hicri yılbaşı ve aşure günü

hicri yılbaşı ve aşure günü



Cenabı Hak sene boyunca

rızkı genişletip bollaştırır

Aşûre gününde Hz. Nuh Aleyhisselâm ve yanındakiler tûfandan kurtulmuş olarak ilk defa karaya indiklerinde, selâmet ve bereket içinde ailelerinin geçimliklerini hazırlamakla emrolunmuşlardır.
Ve gemide mevcut olan nekadar zahire varsa bunları arıştırmış ve pişirmişlerdir.
Böylece u gün, geçim vazifelerinde bir genişlik bolluk günü olmuştur.
 
 

Hicri yılbaşının başlangıcı:

 

Bu yazımızda; fazileti hakkında hadis–i şerifler varid olan ve kesinlikle gaflet edilmemesi gereken aşûre gününden söz etmek istiyorum sizlere...
Lâkin bu mevzuya girmeden önce, kısaca muharrem ayı ve hicrî yılbaşı hakkında birkaç kelâm edelim.
Allahu Teâlâ'nın Kur'an–ı Kerim'de beyan ettiği dört haram aydan (1) yani hürmeti gerektiren, ibadet ve taat noktasında daha dikkatli ve gayretli olmamızı icabettiren bu aylardan biri muharrem–i şerif ayıdır...
Sizin de malûmunuz olduğu üzere muharrem ayının başlangıcı, Müslümanlar tarafından "Hicrî Yılbaşı" olarak kabul edilmiştir.
Her millet, kendilerine göre çok önemli gördükleri olayları tarih başlangıcı olarak kabul etmiştir.
Hicret de Müslümanlar için fevkalâde önem arz eden çok büyük bir olaydır.
Sahabe–i Kirâm, İslâm dâvasının âdeta belkemiğini teşkil eden Hicret'le birlikte, Mekke müşriklerinin zulüm ve baskılarından kurtularak Medine'yi yurt edinmişler, böylece tarihî, içtimaî ve iktisadî bakımdan olduğu gibi dinî, siyasî ve hukûkî bakımdan da fevkalâde sonuçlar elde etmişlerdir.
Bu bakımdan Hicret'e önem verilmiş ve buna bağlı olarak Hicret'in, daha Peygamber Efendimiz hayatta iken, bir takvim ve tarih başlangıcı sayıldığı görülmüştür.
Çünkü Ashâb–ı Kirâmın, Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ın hayatını "Mekke" ve "Medine" dönemi diye ayırması ve bu dönemlere ait yılları, birbirini tamamlayacak şekilde değil de, ayrı ayrı zikretmesi (2) bu hususun ilk işareti sayılır.
Tabiî Hicret'in resmen takvim başlangıcı sayılması ise, Hz. Ömer Radıyallahu Anh'ın hilâfeti zamanında hicrî 17 yılında gerçekleşmiştir.
Şöyle ki:
Hz. Ömer'in Basra Valisi olarak gönderdiği, aynı zaman da oranın kadılığına da tayin ettiği, Sahabe–i Kirâmın ileri gelenlerinden Ebû Musa el–Eş'arî Radıyallahu Anh, bir keresinde:
"Bize tarihsiz mektuplar gönderiyorsunuz."diye Hz. Ömer'i uyarmıştı.
Çünkü gönderilen bu tarihsiz mektuplar, verilen emirler hususunda karışıklığa sebep olabiliyordu. Bunun üzerine Halife–i Mü'minîn Hz. Ömer, bu uyarıyı dikkate alıp, hemen bir şûra topladı ve neticede Hicret tarih başlangıcı olarak resmen kabul edildi.

 

Hayvanların ot yemediği gün:

 

Bu kısa malûmattan sonra, şimdi gelelim gaflet edilmemesi gereken, muharrem–i şerif ayı gibi kıymetli olan "aşûre günü"ne...
Aşûre günü;
kamerî ayların ilki olan muharrem ayının onuncu günüdür.
Zaten "aşûre" on mânasına gelen "aşr" kökünden türemiştir.
Bazılarına göre bu güne aşûre denilmesinin sebebi şudur ki;
Allahu Teâlâ'nın on tane Peygamberine, on büyük ihsanda bulunması, işte bu güne tevafuk etmektedir.
Aşûre günü, selef–i sâlihîn tarafından önem verilen ve evvelden beri Müslümanlarca idrak edilen pek faziletli bir gündür.
Bu mübarek güne hürmet etmek İslâm'ın âdâplarındandır.
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm aşûre günün faziletinin aranmasını ve bu günde oruçlu olunmasını bizlere tavsiye buyurmuşlardır.
Aşûre gününü oruçlu geçirmeyi teşvik babında, Ebû Katade Radıyallahu Anh'dan rivayet edilen bir hadis–i şerifte Efendimiz:
"Aşûre günü tutulan orucun, bir yıl önceki günahlara kefaret olacağını Allah(ın rahmetin)den umarım."(3) buyurmuştur.
Rivayet edilir ki;
selef–i sâlihîn kendileri oruç tuttukları gibi, o gün akşama kadar çocuklara bile bir şey yedirmezlerdi.
Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm, mübarek tükürüğü ile hurmayı yumuşatır, çocuklara aşûre günü çiğnetirdi ve çocuklar o gün akşama kadar bir şey yemezlerdi. Yine denilmiştir ki:
Vahşi hayvanlar dahi aşûre günü ot yemezler.
Aşûre günü ile alâkalı olarak Abdullah b. Abbas Radıyallahu Anhüma şöyle anlatmıştır:
"Peygamber Efendimiz Medine–i Münevvere'ye geldiğinde, Yahudilerin aşûre günü oruç tuttuklarını gördü.
Bu sebeple:
– Oruç tuttuğunuz bu günün mahiyeti nedir? diye sordu.
Yahudiler:
– Bu gün önemli bir gündür. Allah bu günde Hz. Musa'yı ve İsrailoğullarını düşmanlarından kurtardı.
Hz. Musa da şükür olsun diye bu gün oruç tuttu.
Biz de bu sebeple oruç tutuyoruz, dediler.
Bunun üzerine Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm:
– Öyleyse biz Musa Aleyhisselâm'a (benzeme yönünden) sizden daha lâyık ve daha yakınız, buyurdu ve o gün oruç tuttu. (Sahabe–i Kirâma'a da) bu orucu tutmalarını emir buyurdu."
Cahiliye devrinde Kureyş'in de tuttuğu rivayet edilen aşûre orucunu, Sevgili Peygamberimiz bi'setten önce tutmuş, sonra bir ara terk etmişse de Medine'ye hicret edince, Musa Aleyhisselâm'ın şeriatına muvafakat ederek, ramazan orucu farz kılınıncaya kadar bir veya iki sefer bu orucu tutmuş ve Müslümanlara da bu orucu tutmalarını emretmiştir.
Hatta bu konuda henüz bir emir bulunmamakla birlikte Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm münâdiler çıkararak aşûre orucunu halka duyurmuş, geceleyin niyet etmeyenlerin günün yarısında haberdar olsalar dahi, o andan itibaren oruca başlamalarını emretmiştir. (4)
Ancak ramazan–ı şerif orucu farz kılınınca bu emir muhayyerliğe dönüşmüş ve artık bu orucu dileyen tutmuş, dileyen tutmamıştır.
Ramazan orucunun farz kılınmasından sonra aşûre günü oruç tutmanın mustehab olduğunda alimler ittifak etmişlerdir.
Bu arada şunu da önemle belirtmek gerekir ki;
Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm vahiy gelmeyen hususlarda Ehl–i kitaba muvafakat etmeyi severdi.
Bu, özellikle putperestlere muhalefet eden hususlarda böyleydi.
Ne zaman ki, Mekke fethedilip, İslâm dini her yerde şöhret ve üstünlük elde edince, yüce dinimiz İslâm her yönüyle tamamlanıp, Allahu Teâlâ da bu dinden razı olduğunu beyan edince, artık buna gerek kalmadı.
Bundan böyle bütün konularda, Peygamber Efendimiz Ehl–i kitaba muhalefeti ilan etti.
Bu mesele ile alâkalı olarak Abdullah b. Abbas Radıyallahu Anhüma'dan rivayet edildiğine göre, Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz, aşûre günü oruç tutup, insanlara oruç tutmalarını tavsiye edince:
"Ey Allah'ın Resûlü!
Bu gün Yahudi ve Hıristiyanların da saygı gösterdiği bir gündür." dediler.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:
"Önümüzdeki seneye kadar yaşarsam, inşaallah muharremin dokuzuncu günü oruç tutacağım."
Fakat seneye varamadan Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm vefat etmişlerdir. (5)
Buradan, Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in muharrem ayının onunda oruç tuttuğu, şayet yaşarsa bir sonraki seneden itibaren, dokuzuncu günü de oruç tutarak, bu onuncu güne ilâve edeceği anlaşılıyor.
Tabiî bu dokuzuncu günü onuncu güne izafe etmek, ihtiyaten olabileceği gibi, Yahudi ve Hıristiyanlara muhalefet olsun diye de olabilir.
Nitekim Müslim'de bunu teyid eden rivayetler vardır.
Şöyle ki:
İbn Abbas'tan merfû bir rivâyette Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm:
"Aşûre günü oruç tutun ve bu hususta Yahudilere muhalefet edin.
(Yani) aşûre gününden bir gün önce veya bir gün sonra da oruç tutun." (6) buyurmuşlardır.
Dolayısıyla sadece aşûre günü oruç tutmak mekruh olduğu için, bir gün evveli veya bir gün sonrası ile birlikte oruç tutmak gerekir.

 

AŞÛRE GÜNÜ MEYDANA GELEN HADİSELER

 

Aşûre gününün menşe–i hakkında bazı tarih ve hadis kitaplarında yer alan haberlere göre, bu gün, Allahu Teâlâ on tane Peygamberine, on ihsanda bulunduğu mübarek bir gündür.
Bunları kısa başlıklar halinde zikredecek olursak:
1– Hz. Adem Aleyhisselâm'ın tevbesi bu gün kabul olmuştur.
2– Hz. Nûh Aleyhisselâm'ın gemisi bu günde Cudi Dağı üzerine oturmuştur.
3– Hz. İbrahim Aleyhisselâm bu günde ateşten kurtulmuştur.
4– Hz. Musa Aleyhisselâm bu günde, Cenab–ı Hakk'ın ihsan ettiği mucize ile asasını vurarak denizi yarmış, kavmi ile beraber kurtuluşa ererken, Firavun ve avenesi sulara gömülüp boğulmuştur.
5– Hz. Yunus Aleyhisselâm'ın balığın karnından kurtulduğu gün de bu güne tevafuk etmektedir.
6– Hz. Yakub Aleyhisselâm bu günde gözleri açılarak tekrar görmeye başlamıştır.
7– Hz. İsa Aleyhisselâm bu günde doğmuş ve göklere kaldırılışı yine bu güne rastlamıştır.
8– Hz. Yusuf Aleyhisselâm kuyudan aşûre günü çıkarılmıştır.
9– Hz. Eyyûb Aleyhisselâm'ın hastalığından şifa bulması da yine bu güne tevâfuk etmektedir.
10– Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz'in geçmiş ve gelecek bütün günahlarının affedilmesi de aşûre günü olmuştur.
Ayrıca İdris Aleyhisselâm'ın göklere kaldırılışı, Davud Aleyhisselâm'ın tevbesinin kabul edilmesi, Süleyman Aleyhisselâm'a saltanatın ihsan edilişi gibi olayların da aşûre gününde vaki olduğu rivayet edilmiştir.
Aşûre günü dendiğinde genel olarak bizim insanımızın aklına aşûre çorbası denilen bir tatlı gelmektedir.
Birçoklarımız o gün, bu "aşûre" tatlısını yaparak komşulara dağıtırlar.
Aşûre çorbasının menşe–i hakkında Münavî, selef–i salihîn'den naklen şöyle buyurmuştur:
"Aşûre gününde Hz. Nuh Aleyhisselâm ve yanındakiler tûfandan kurtulmuş olarak ilk defa karaya indiklerinde, selâmet ve bereket içinde ailelerinin geçimliklerini hazırlamakla emrolunmuşlardır.
Ve gemide mevcut olan ne kadar zahire varsa bunları karıştırmış ve pişirmişlerdir.
Böylece bu gün, geçim vazifelerinde bir genişlik ve bolluk günü olmuştur.
Böylece bu bolluğa her sene katılmak bir sünnet kılınmıştır."
İşte Aşûre çorbası bir nevi bunun temsilidir.
Aşûre günü ziyafet hazırlamanın, aile halkını sevindirmenin, sene boyunca evde bereketlere vesile olacağı rivayetlerde gelmiştir.
Nitekim Ebû Saîd el–Hudrî Radıyallahu Anh'dan rivayet edildiğine göre, Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm şöyle buyurmuşlardır:
"Aşûre günü, aile efrâdına yemesini ve içmesini bol yapan kimseye, Cenab–ı Hak sene boyunca rızkını genişletip bollaştırır. (7)
Süfyan–ı Sevrî, bununla alâkalı der ki:
"Biz bunu denedik ve öyle bulduk."
Yine denildi ki:
Kim aşûre günü on Müslümana selâm verirse, bütün mü'minlere selâm vermiş gibi sevap alır.
Kim bu gün bir yetimin başını okşarsa, Allahu Teâlâ onun her tüyüne karşılık cennette bir derecesini yükseltir.
Kim aşûre günü zerre kadar bir şey sadaka verirse, Allah Celle Celâluhu ona Uhud dağı kadar sevap verir.
Mümkün mertebe o gün yoldan eziyet verecek şeyler kaldırılmalı, dargın Müslümanların arası bulunmalı, hastalar ziyaret edilmelidir.
Velhasıl aşûre günü, çok kıymetli bir gün olup en iyi şekilde değerlendirmek gerekir. Özellikle tekrar hatırlatmak isterim ki, Peygamber Efendimiz'in buyurduğu üzere, bir gün öncesi veya sonrasını da ilâve ederek aşûre günü orucunu kaçırmamalı, mutlaka tutmalıyız.
Mevlâ Teâlâ tutacağımız orucu şimdiden kabul buyurup, aşûre gününü rızasına uygun bir şekilde ihya edebilmeyi cümlemize nasip eylesin.
Âmin!
Fî Emanillah!

Dipnotlar:
1– Tevbe, 36
2– Buharî, "Menakıbü'l–Ensâr" 28,45; Müslim, "Fezâil" 113,118
3– Tirmizî, "Kitabu's–Savm", 48, (752)
4– Buhârî, "Savm", 69
5– Buharî, "Savm", 69
6– Ahmed b. Hanbel, 1/241
7– Beyhakî, "Şuabü'l–İman", 3/366
 MUSTAFA ÖZŞİMŞEKLER

8/11/2008

Hacı Bektaş'ın Fatiha Tefsiri


Hacı Bektaş'ın Fatiha Tefsiri


Hacı Bektaş-ı Veli'nin "Fatiha Tefsiri" yirmi yıl sonra İngiltere'de bulundu

Sultan el-Hacı Bektâşü'l-Horasânî rahmetullâhi aleyh ol din çerâğı, îmân nurınun bağı, erenlerün turağı, şöyle beyân kılur kim" diye başlıyor Hacı Bektaş-ı Velî'ye nisbet edilen Fatiha Tefsiri.

Kayıp olduğu bilinen eser, yaklaşık yirmi yıl süren bir gayret neticesinde İngiltere'de British Museum Library'de bulundu ve Horasan Yayınları'nca okura sunuldu.

Fatiha Tefsiri, küçük hacimli bir eser olsa da hayatı sözlü gelenek içinde belirsizliklere bürünen Hacı Bektaş-ı Veli'den kalma bir kayıt olması hasebiyle önem taşıyor.

Hacı Bektaş-ı Velî'nin Makâlât, Besmele Tefsiri, Makâlât-ı Gaybiyye ve Kelimât-ı Ayniyye, Şathiyye, Nasihatlar, Üssü'l-Hakika, Kitâbü'l-Fevâid, Kırk Hadis gibi eserlerinin varlığı biliniyor. Bu eserlerden en meşhur olanı Makâlât. Pek çok baskısı yapılan Makâlât üzerinde ilk ciddi çalışma ise Prof. Dr. Esad Coşan tarafından gerçekleştirilmişti. Baha Said, Fuad Köprülü, Esad Coşan, Bektaşî Babası Turgut Koca, son Bektaşî dedebabalarından Bedri Noyan gibi bu konularda araştırma yapan birçok isim, Hacı Bektaş'ın bir de Fatiha Tefsiri'nin olduğu üzerinde ittifak ediyorlar.

Baha Said, Türk Yurdu'nda yayımlanan makalesinde Tire Hacı Necip Paşa Kütüphanesi'nde mevcut olan ve kütüphaneyle birlikte yanan bu eserin bir nüshasının Manisa'da Valide Camii Kütüphanesi'nde bulunduğunu anlatmış. Halen Fatih Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi'nde öğretim üyesi olarak görev yapan Yard. Doç. Dr. Hüseyin Özcan da üniversite eğitimi sırasında hocası Prof. Dr. Abdurrahman Güzel'in teşvikleri ile Fatiha Tefsiri'ni araştırmaya başlamış. 2007 yılında gittiği İngiltere'de yolunun düştüğü her kütüphanede Fatiha Tefsiri'ni de aramış. En son British Museum Library'de yazma eserleri incelerken Makâlât'la birlikte tefsirin bir nüshasına rastlamış. Daha sonra 16 yapraklık bu eserin bir nüshasına Süleymaniye Kütüphanesi'nde de ulaşmış.

Miraç'a atıfla başlıyor

Fatiha Tefsiri'nde, eserin Süleymaniye Kütüphanesi'ndeki nüshasının tıpkıbasımı, mevcut iki nüshasının transkripsiyonlu metinleri, sadeleştirilmiş metni ve Hüseyin Özcan'ın Hacı Bektaş, Bektaşîlik tarikatı ve Fatiha Tefsiri üzerine açıklamaları yer alıyor. Özcan, Fatiha Tefsiri'nin Hacı Bektaş-ı Velî'nin bir başka eseri olan Besmele Tefsiri'yle benzer özellikler taşıdığını söylüyor. Miraç hadisesine atıf yapılarak başlayan her iki eserde üslup ve kelimelerin yanı sıra anlatılan konular arasında da benzerlikler mevcut.

"Kığır", "tamu", "uçmak", "dükelü", "kandan", "kulaguz", "kangı" gibi eski Anadolu Türkçesine ait kelimelerin bol bol kullanıldığı eser, dil ve üslup olarak Hacı Bektaş'ın yaşadığı 14. asırda kaleme alındığı izlenimini veriyor. Hüseyin Özcan, bir akademisyen titizliğiyle delillerini sıraladıktan sonra "Bu tarz eserler için yaygın olan ihtiyat kaydını düşmekle birlikte Tefsir-i Fatiha isimli eserin Hacı Bektaş-ı Velî'ye ait olduğunu söyleyebiliriz." diyor.

Hacı Bektâş-ı Velî'nin Fatiha Tefsiri'nde anlatıldığına göre Hazreti Peygamber (sas), Miraç Gecesi cehennemde dehşetli bir kuyu görür. Cebrail Aleyhisselâm bu kuyunun Hak Teâlâ'nın nimetlerini yiyip de dünyaya dalan, beş vakit namaz kılmayan kişilerin yeri olduğunu söyler. Bu nakilden sonra namaz kılmanın ehemmiyetiyle alâkalı bilgiler veriliyor ve iftitah tekbirinden başlayarak namazda okunan Fatiha Sûresi'nin ayet ayet açıklaması yapılıyor. Açıklamalar sırasında dikkat çeken bir husus da ayetlerin harf sayıları ile okunduğunda alınacak ecir arasında münasebet kurulması. Mesela, "Elhamdü"nün beş harf olduğu, kim bu beş harfi okursa beş vakitteki noksanlarının bağışlanacağı söyleniyor.

Osmanlı Devleti'nin teessüsünden evvel Anadolu'ya gelen Hacı Bektaş-ı Velî, Pîr-i Türkistan Ahmed Yesevî'nin talebesi Lokman Perende tarafından yetiştirilmiş. Baba İlyas ve Baba İshak'la görüştüğü, onların "Babai isyanı sebebiyle adımız çıktı" deyip bu hizmeti kendisinden yürütmesini istedikleri de rivayet edilir. Orhan Bey zamanında Yeniçeri Ocağı'nın kuruluşunda dua ettiği, Yeniçeri askerlerinin başlarına giydikleri börklerin arkasındaki yatırmanın onun dua ederken sarkan yenini temsil ettiği rivayet edilir. Bu itibarla Yeniçerilerin piri kabul edilmiş, Bektaşi tarikatı ocakta her zaman bir Bektaşi babası ile temsil edilmiş.

Hacı Bektaş'a nisbet olunan Bektaşilik tarikatı ise bugünkü hüviyetiyle ikinci piri Balım Sultan zamanında şekillenmiş. Tarikat, Osmanlı'nın kuruluş döneminde Anadolu'da ve Rumeli'de kısa sürede yayılmış. Evliya Çelebi, Seyahatname'de pek çok Bektaşi tekkesinden takdirle bahseder. Hurufi, Kalenderî, Haydarî gibi batınî/heterodoks tarikat zümreleriyle kaynaşan tarikat zaman içinde farklı bir renge bürünmüş. Prof. Dr. Mustafa Kara bu konuda "Kendisine nispet edilen Bektaşilik tarikatının zaman içinde aldığı renk ile pir arasında doğrudan ilgi kurmak zordur. Arapça Makâlât isimli eseri de bunu göstermektedir." diyor. II. Mahmud döneminde Yeniçeri ocağı lağvedilirken Bektaşi tarikatı de yasaklanmış. Bu konuda fetva alındığında ve zamanın diğer tarikat şeyhlerinin fikri sorulduğunda Hacı Bektaş-ı Velî'nin şahsiyetinin, yasaklanması istenen Bektaşi tarikatından ayrı tutulması dikkat çekicidir.

Kültürümüz için büyük kazanç
Bektaşi dervişleri ve babaları kültür dünyamızda fıkralara konu olan kalender meşrep, hazırcevap, nüktedan, pala bıyıkları, on iki imamı temsil eden on iki dilimli taçları, boynunda teslim taşları, dinin zahirî hükümlerine aldırmaz duruşları ile dikkat çeker. Tarîk-i Nazenîn, Hüseyniye olarak da adlandırılan Bektaşiliğin, tek renk mi olduğunu yoksa Vak'a-i Hayriye'den sonra resmî tarihe böyle mi geçtiğini bilmiyoruz. Ancak kaynaklarda farklı Bektaşî simalarına rastlamak mümkün. Meselâ Kethüdazade Mehmet Arif Efendi'nin Osmanlı Hayatından Kesitler adıyla İnsan Yayınları'ndan çıkan menakıbında bu tarz misaller mevcut.

Mehmed Şemseddin Efendi'nin Yadigâr-ı Şemsî'de anlattığı Bursa Ramazan Baba Dergâhı şeyhi Süleyman Bey Baba da böyle bir sima. Yaşlılığında camiye gidemediği için teravih kıldırması için imam tutan, cuma namazlarını Emir Sultan'da kılan Süleyman Baba, son senesinde muharrem ayında Hadikatü's-Suada okuttuktan sonra "Seneye bu derviş Süleyman'ı duadan unutmayın" diyerek âleme veda etmiş. Bektaşiliğin İçyüzü kitabının yazarı, Battal Gazi, Şeyh Şüca gibi önemli Bektaşi dergâhlarının bulunduğu Eskişehir Bektaşilerinden M. Tevfik Oytam, iddia edildiği gibi -en azından kendi yöresinde- abdestten, namazdan uzak olmadıklarını; fakat Caferi mezhebince kıldıkları namaz yadırganmasın diye, ayrıca ibadetin gizlenmesi esas olduğundan ve Emeviler zamanındaki olaylar sebebiyle camilere sıcak bakmadıklarından namazlarını gizli kıldıklarını anlatır.

Menkıbeler arkasında gizlenmiş hayatını ve şahsiyetini anlamak için Fatiha Tefsiri gibi eserlerin bulunması ve bu eserlerin ilmin ışığında değerlendirilmesi Hacı Bektaş-ı Velî'yi sevenler ve onu merak edenler adına büyük kazanç olsa gerek.

Kitapla ilgili detaylar

Bu haber toplam 6087 defa okunmuştur

10/10/2008

Allah'ın istediği aile tipi nasıldır?


Allah'ın istediği aile tipi nasıldır?


Bir arkadaşım çocuğuna öyle vurmuş ki, çocuk yere yıkılmış. Bunu anlatınca dedim ki, "Bu işi hangi dine göre yaptın?" "Allah'tan kork, Ben Müslüman'ım!" dedi. "Çocuğu dövmek Müslümanlığın neresinde var?" dedim.

Bir bey, mektubunda şöyle bir soru sormuş: "Hocam ben evleneceğim, aile yaşayışım nasıl olmalı? İslamî aile tipi nasıldır?"İslami ailede, erkeğin tahakküm etmesi diye bir şey yoktur. Dil ile, hâl ile telkin vardır.

İslamî ailede ölçü ve ahenk olmalı. Bu ölçü ve ahenk İslam dininin emir ve yasaklarıdır. Karı-koca şu sırayı takip ederlerse, inşallah mesut olurlar:

Evvela iman kuvvetlendirilmeli. Bu iman o derece kuvvetlenmeli ki, mümin, haramlardan kaçabilsin ve helali yaşayabilsin.

Kuvvetli imanın aileye etkisi nedir? Adam işinden çıkar, elinde fileyle doğru evine gider. Meyhanelere, kumarhanelere uğramaz. İmanlı bir hanım da sırf Allah'ın rızasını kazanmak için eşine her konuda yardımcı olur. Hadis-i şerifte buyruluyor ki, "Bir hanım, kocası ondan memnun olarak ölse, o hanım cennetliktir." İmanlı insanlar Allah'tan korkar. Tabiri caizse, "Ben eşimi kırsam, Allah bana darılır; Allah'ı kırmamak için eşime güzel davranayım." diye düşünür. Kırdıysa bir tane çiçekle eve gelir, "Karıcığım, sen bu çiçek kadar güzelsin." der, buzları eritir.

  "Herkes kendi hayatını yaşasın!" Avrupa'da böyle. İslamiyet ne diyor? Herkesin kendi hayatını yaşaması haramdır. Çünkü bu, nefsi putlaştırmaktır. İslamiyet'e göre herkes, İslamiyet'i yaşayacak.

Hanımın parayı aldıgında nereye harcadığı önemli. Muhakkak evine, mutfağa harcıyor.  Bir de hanımın parayı israf ettiğini düşünelim. O zaman adam israfa mani olmak zorunda.

Aile fertleri kendilerini Allah'ın nezaretinde bilmeli. O'nun huzurunda O'na itaat etmekte bütünleşmeli.

Bir arkadaşım çocuğuna öyle vurmuş ki, çocuk yere yıkılmış. Bunu anlatınca dedim ki, "Bu işi hangi dine göre yaptın?" "Allah'tan kork, Ben Müslüman'ım!" dedi. "Çocuğu dövmek Müslümanlığın neresinde var?" dedim.

Bazı insanlar namaz kıldım, oruç tuttum, tamam sanıyorlar. Ya şahsî hayat, iş hayatı, aile hayatı? Bunlar nasıl düzenlenecek, soran yok... Müslüman, Allah'ın huzurunda olduğunu bilse pek çok sorun çözülecek. İnsan, kendisini huzur-u İlahi'de bilmezse şuursuz Müslüman'dır.

(Zaman)

 

6/10/2008

Sehit duasi

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı