8/10/2008

DEHA İMKANSIZI MÜMKÜN GÖRMEKTİR


DEHA İMKANSIZI MÜMKÜN GÖRMEKTİR

Şehzadeliği Önce Edirne 'de, ardından Bursa 'da ve Manisa 'da geçen II. Mehmed, büyüdükçe ilim Öğreniyor, bir gün babasının yerini almaya hazırlanıyordu. Lâtince ve Yunanca da öğrenmişti. Bir gün hocalarından Molla Hüsrev, kendisine Peygamber efendimizin İstanbul 'un fethiyle ilgili hadisini okudu:
"Efendimiz şöyle buyurdular: 'Konstantiııiye elbet bir gün feth olunacaktır. Onu feth edecek kumandan ne güzel kumandan ve onun askerleri ne güzel askerdir. Bu kumandan inşaaîlah siz ....
Tarih 1453 yılının 5 Nisan 'ı gösteriyordu. Fatih ordusunun başında olarak İstanbul önlerine gelmişti. Bakışlarını Bizans 'a dikerek:
"Bu beldeye İslâm sancağı dikilmedikçe bana rahat uyumak haramdır..." diyordu.
Bir gece vaktiydi. İstanbul, gecenin koyu karanlığına yaslanmış, hâlâ ayakta duruyordu. Ne zamandır uğraştığı halde şehri düşürememişti. Donanmayı Haliç'e indirecek bir çare bulamamıştı. Hâlâ aynı konuyu düşünüyor, gecenin bu ilerlemiş saatlerinde çalışıyordu. Birden kafasında şimşekler çaktı. Güldü. Avuçlarını Bizans 'a doğru açıp kapadı.
'Artık avucumdasın Bizans! Artık avucumdasın!" diye bağırdı.


Acaba Fatih ne düşünmüştü? Bizans nasıl avucunda olabiliyordu? Bu, nasıl başarılacaktı?
Ertesi gün, Fatih Sultan Mehmed, düşündüğünü adım adım uygulamaya koydu. Önce Boğaziçi île Haliç arasındaki tepeye kızaklar döşetti. Kızaklar yağlanarak kaygan bir hale getirildi. Sonra gemiler kızakların üstünden kaydırılarak Haliç 'e indirildi.
Bu muhteşem başarı, askerlerin şevkini bir kat daha arttırmıştı. Canla başla çalışıyorlardı.
Gece boyu aralıksız sürdürülen çalışmalar sonunda, bütün gemiler Haliç 'e indirildi. Ertesi sabah, güneş, bu muhteşem manzaranın üzerine doğuyordu. Bizans tam bir şaşkınlık içindeydi. Gördüklerine inanamıyor ve kendilerini korkunç bir rüyada zannediyorlardı. Ancak, gülleler üzerlerine düşünce bunun bir rüya olmadığını anlayacaklar fakat ellerinden bir şey gelmeyecektir.


Bu dâhiyane buluş sayesinde Sütlüce 'den Eyüb 'e kadar olan bölge Osmanlı hâkimiyetine girmiş ve Bizans surları Haliç tarafından da top ateşine tutulmuştu. Böylece şehir iki ateş arasına alınmış, Bizans 'in fethine bir adım daha yaklaşılmıştı.
İstanbul 'un fethinde bu dâhiyane buluşun çok büyük bir tesiri olduğu muhakkaktır. Bu da Fatih 'in eşsiz dehâsının eseridir.
Gece bitmek bilmiyordu. 21 yaşındaki Osmanlı padişahı, yalınayak, başı açık secdede idi. Akşemseddin içeri girdiğinde onu böyle buldu.
"Hünkarım," dedi. "Sabah namazından önce hücum emrini veriniz. Allah 'in izni ve yardımıyla gaziler ordusu, sabah namazını İstanbul 'da kılacaktır."
Padişah bu müjdeyi içine sindire sindire dinledi. Akşemseddin 'in şimdiye kadar bütün söyledikleri çıkmıştı. Elbet bu da çıkacaktı. Şüphesi dağılmıştı.


Geceyarısından sonra hücum emrini verdi.
Tekbirler, mehterin savaş marşlarına karıştı. 'Allah Allah" sesleri şâhî toplarının gümbürtüsünü bastırdı. Bataryalar şiddetli ateşe başladı. Kuleler sur dibine doğru sürüldü.
Molla Güranî ile Akşemseddin ateş hattında dolaşıyor, askerlere, "Ya gazi ya şehit" olmalarını telkin ediyorlardı.
Padişah yerinde duramıyordu. Kır atının üstünde şahin gibiydi. Sonunda dayanamadı:,
"Yallah Bismillah, şahbazlarım, gün gayret günüdür, ne durursunuz!" diyerek atını şaha kaldırdı.
Padişahı ve hocalarını en ileri saflarda gören askerin gayreti arttı. Genç padişahın andını tekrarladılar:
"Ya alırız, ya ölürüz!"

Ulubatlı Hasan en öne fırlamıştı. Kalkanını başının üstünde tutuyor, kılıcıyla kendine yol açmaya çalışıyordu.
Şâhî topunun açtığı gedikten girip surlara tırmanmaya koyuldu. Onu gören otuz kadar cengâver aynı heyecanla surlara koştu. Ulubatlı, eline geçirdiği sancağı ne olursa olsun burçlara dikmek için çırpınıyordu. Yaralanmıştı. Fakat buna aldırdığı yoktu. Sancağı surlara dikecek ve İstanbul 'a ilk giren yiğit olmak şerefiyle şehitlik rütbesini de kazanacaktı.
Oklar vücudunu delik deşik ettiği halde, düşmüyordu.
Sancağı dikti ve son nefesini verdi. Tarihlerde yazılı olduğuna göre en son nefesinde şunları dedi:
'Allah 'im, bu sancağı buradan indirtme."

Fatih, İstanbul 'u fethetmiş, ordusunun başında şehre giriyordu.

Bir derviş önüne fırlayıp atının yularına yapıştı:
"Padişahım!" Dedi. "Unutma sakın, İstanbul 'u biz dervişlerin duaları sayesinde fethettin."
Fatih hafifçe gülümsedi. Elini kılıcına atıp yarıya kadar sıyırdı:
"Baka derviş, doğru söylersin, ama şu kılıcın da hakkını unutma."
Böylece işlerin yalnızca dua ile değil, çalışkanlık ve duanın birleşmesiyle

ALINTI

8/10/2008

ZENGİNİN ÇORABI

ZENGİNİN ÇORABI

Çok zengin bir adamcağız, ölümünün yaklaştığını hissedince, oğlunu yanına çağırmış. Evvelâ en mühim vasiyetini bildirmiş. Demiş ki : “Beni mezara çoraplarımla gömün.” Anlamamakla berâber kabul etmiş oğlu. Adam bir de mektup tutuşturmuş oğlunun eline. “Ölümümden sonra, ilk başın sıkıştığında bu mektubu açarsın” demiş sonra. Ona da “Peki” demiş çocukcağız.
Neyse hak vâkî olmuş, adam rûhunu teslim etmiş. Eş dost toplanıp ağıt yakarken, oğlanı almış bir düşünce. “Ben şimdi bu adamı çoraplarıyla nasıl gömerim” diye. Bir hoca bulup sormuş acele tarafından. Ama müspet cevap alamamış. “Olmaz” demiş hoca, “Dinimizce uygun değil böyle bir şey.” Başka hocaya sormuş, o da “Olmaz” demiş. Çoçuk çâresiz, ölüyü de artık bekletmeden gömmek lâzım. Aklına birden babasının “İlk başın sıkıştığında aç” diyerek bıraktığı mektup gelmiş. Hemen mektubu arayıp, bulmuş. Mektupta şunlar yazılıymış. “Oğlum, gördüğün gibi ben bunca zenginliğime rağmen yanımda bir çorap bile götüremiyorum. Sen düşün gerisini...”

5/10/2008

Bir devrimcinin aşk mektubu

Bir devrimcinin aşk mektubu

2. meşrutiyetin hemen öncesi Osmanlı kaynıyor. Ateşli ihtilalci Resneli Niyazi'nin eşine yazdığı mektup yeni ortaya çıktı.

3 Temmuz 1908 Cuma günü, Makedonya kaynıyordu. Resne garnizon komutanı Kıdemli Yüzbaşı Ahmed Niyazi Bey, tabur kasasını kırıyor, ‘ödünç’ aldığı parayla başına geçtiği ihtilali finanse etmeyi planlıyordu.

Öbür yanda 200 kadar gönüllüsü silah depolarına girmiş, mavzerleri topluyorlardı. Tam cuma vaktiydi, subaylar ve erat namazdaydı. Fırsat bu fırsattı.

Niyazi Bey emri verdi, sessiz sedasız “balkan”a, yani dağa çıkıldı. Devrimcilerimiz sonradan yakın tarihimizdeki en köklü kırılmalarından birisini teşkil edecek olan Meşrutiyet ihtilaline yahut o zamanki deyimle “İlan-ı Hürriyet”e öncülük yapıyorlardı.

Yakınlarda bir sahaftan satın aldığım dosyada Niyazi Bey’in ailesinden intikal eden mektup ve fotoğraflara rastlayınca şaşırmadım desem yalan olur. Çünkü bu veda mektubu ve ailesine ait fotoğraflarla Meşrutiyet’in ilk iki “hürriyet kahramanı”ndan birisinin (öbür kahramanın Enver Bey olduğunu söylemeye gerek var mı?) hayatına dair bilinmeyen noktaları ortaya çıkarma fırsatı elime geçmiş oluyordu.

İşte Resneli Niyazi’nin dağa çıkmadan önce eşi Feride Hanım’a yazdığı o dokunaklı mektup da bunlardan biri.

“İki gözüm!

Sana pek kıymetli bir yadigârım olmak üzere gönderdiğim şu vedâ mektubumu gayet soğukkanlılıkla sevine sevine oku! Ve okudukça sevincini ilan et!

Sakın ağlama! Hatta hiç sıkılma! Beni Allah’a emanet et, bilakis iftihar et! Sen bahtiyarsın! Zira dünyanın en muhterem bir kadını sen olacaksın! Bunun için gayet serinkanlılıkla oku.

Ruhum, sakın asla vicdanen müteessir olma ki, benim zevcem olduğunu cihana bildiresin! Ve bir fevkalade gayret göstermeyi herhalde arzu ederseniz hakkımı helal ederim.

Sakın hatırına başka bir şey getirme! Bildiğinden ziyade seni severim. Ve senin ismet ve namusunu düşünerek şu fedakârlığı göze aldım.

Ecdadımızın mübarek kanlarıyla yoğrulup zapt edilmiş olan mukaddes vatanımız, vatan hissinden mahrum olan alçakların […] hıyaneti eseri [olarak] bugün yaralı bir arslan gibi çırpınıyor. Eğer yarası sarılmazsa elden de gidiyor. Vatan elden gidince namuslarımızı […] ve şimdi Girit’te gözümüz önünde olduğu gibi onlar […] özerklik için çalıştıkça kıymetli namusumuz da yabancıların saldırısına ve zulme uğrayacaktır. Şu fani dünyada ölüme mahkûm olan insanların mukaddes vatanımızın uğradığı şu felakete herkes gibi seyirci olarak yaşamayı pek hakir gördüm.

Bizi bu vatan besledi, büyüttü. Vatan olmasa biz de yokuz demektir. “Hubbu’l-vatan mine’l-iman” [Vatan sevgisi imandandır] buyrulmuştur.

Gerçi seni çok severim [fakat] toprak ve vatanımızı dünyada her şeyden ziyade severim. Ne yarar, her bir şey yine onların varlığıyla kâimdir. Bunlar için istibdad hükümeti idaresi kötülükleriyle zaten uyuşmuş olan vicdan sahiplerini gayrete getirmek, bu güzel sebeple gayrete getirerek kurbanlık hale gelmiş olan vatanımızı düşmanların saldırısından kurtarmak üzere mavzer tüfekleriyle silahlı iki yüz fedaiyle dağa çıktım (işte şimdi telaş etme).

On günden beri gördüğün telaş buydu. Sen! Sakın ümidini kesme, elveda bile etmem. Çünkü ben Rabbimin yardımına ve Hazret-i Peygamber’in ruhaniyetine dayanarak vatan için fedai çıktım. Merak etme! Dediğim gibi inşaallah yakında İstanbul’da seni kucaklayacağım.

Sana şimdilik daha otuz lira gönderiyorum.

Ben senin ismet ve namusundan her suretle eminim, ve vicdanen rahatım. Sakın ha beni üzme. Seni Cenab-ı Hakk’a emanet ederim gözüm.

Bâki: Ya ölüm ya vatanın kurtuluşu.

Vatan fedaisi Kolağası zevceniz

20 Haziran 324 (3 Temmuz 1908)

Valide Hanım’ın muhterem ellerinden öper ve umum akrabaya arz-ı hürmet eylerim. Bana kimse lanet okumasın. Niyazi vatana gidiyor”

Resneli Niyazi’nin veda mektubu burada bitiyordu.
Ölmedi, yaşadı Resneli Niyazi; feleğin parlak ışıklarını da gördü, giderek bir kenara itilmenin kahredici yalnızlığını da. II. Abdülhamid ile Sultan Reşad’ın karşısında bıyıklarını burduğunu da biliyoruz, Bursa’ya muzaffer bir komutan gibi gidip de İttihatçılar tarafından konuşturulmayınca süklüm püklüm geri dönüşünü de.

Ve nihayet Avlonya limanında üç el silah patladı ve Vatan Fedaimiz yere yığıldı. Oğlunun söylediğine göre ceketinden “Beni bu menhus topraklarda bırakmayın!” yazılı bir vasiyet çıkmış. “Menhus topraklar”, öyle mi? Daha 4 yıl önce o topraklarda ıslahat yapılacak diye “Vatan elden gidiyor” telaşıyla ayaklanan siz değil miydiniz? Ne zamandır “menhus” oldu o topraklar? Ne zamandır?.

Kaynak: Mustafa Armağan/Zaman

Bu haber toplam 6165 defa okunmuştur

3/10/2008

Hayatını yazsan oyun olur mu?

 
Hayatını yazsan oyun olur mu?

02 Ekim 2008

Daha önce herhangi bir hikayeniz, anınız tiyatro sahnesinde oynandı mı? Peki ya aşk hikayelerinizi sahnede seyretmek ister misiniz? Hayatımı yazsam oyun olur diyorsanız www.hyoo.biz adresine tıklayın, hikayenizi ekleyin! .

İnternet adresi üzerinden pek çok kişinin siteye yazdığı aşk hikayelerini tiyatro sahnesinden anlatma düşüncesiyle yola çıkan Tiyatro Boyalı Kuş daha önce Türkiye'de benzeri bulunmayan projesiyle herkesi "hayatımı yazsam oyun olur" adlı internet adresine aşk hikayelerini yazmaya çağırıyor.

Hayatımı anlatsam roman olur, der eskiler. Tiyatro Boyalı Kuş da bunun üzerine "belki roman yazamayız ama oyun yazabiliriz" diyerek farklı kişilerin gerçek hikayelerinden bir oyun olamaz mı, diye düşündü. İşte hyoo'nun yolculuğu böyle başladı ve bir tiyatro gösterisine öncülük etmek için hayata geçirildi.

Hikayeler Sahnede Hayat Bulacak
www.hyoo.biz adresine eklenen hikayelerden seçilerek oluşturulacak oyunun adı Tahterevallide Aşk. Tahterevallide Aşk 2008-2009 sezonu boyunca başta İstanbul olmak üzere Türkiye'nin bir çok kentinde perde açmayı hedefliyor.

Tiyatro Boyalı Kuş sadece internet sitesiyle değil, Tahterevallide Aşk oyunun yapısıyla da benzeri olmayan bir projeye imza atıyor: Her gösteride farklı hikayeler sahneye taşınacak ve her oyun için seçilen hikayeler internet sitesinden duyurulacak. Böylece İnternet sitesine yeni eklenen hikayeler, Tiyatro Boyalı Kuş'un yorumuyla sürekli bir şekilde ve zaman zaman sürpriz oyuncuların da katılımıyla seyredilebilecek.

Hikayelerin onaylanması, seçilmesi, oyunlaştırılması ve sahnelenmesi Tiyatro Boyalı Kuş'un öznel seçimiyle gerçekleşecek. İnternet sitesine hikayelerin eklenmesi ise üyelik sistemiyle işleyecek. Adresi ziyaret eden herkes ise hikayeleri okuyabilecek.

Tahterevallide Aşk aşkı anlatan ve aşkın nasıl bir denge oyunu olduğundan bahseden bir oyun olarak yeni sezonda, seyirciler ve hikaye sahipleriyle buluşacak. Bu buluşmaya katılmak için yapmanız gereken tek şey www.hyoo.biz adresine girip üye olmak ve aşkınızı anlatmaya başlamak

E-posta: info@tiyatroboyalikus.com
Tiyatro Boyalı Kuş İnternet Sitesi: www.tiyatroboyalikus.com
Tahterevallide Aşk Oyunu İnternet Sitesi: www.tahterevallideask.com
Hayatımı Yazsam Oyun Olur İnternet Sitesi: www.hayatimiyazsamoyunolur.com ya da www.hyoo.biz
Adres: İstiklal cad. Meşelik sok. 6/8 Beyoğlu-İstanbul
Tel: 0212 245 21 09 / 0542 477 27 53

3/10/2008

'Hariçten gazel' okuyan kalemler!

'Hariçten gazel' okuyan kalemler!

02 Ekim 2008

 

Edebiyat ve hayat dergisi sloganıyla okunan Hariçten Gazel'in dördüncü sayısı çıktı. Murat Uyurkulak ve Murat Menteş gibi modern Türk edebiyatının iki ilginç ve kendine has yazarıyla söyleşilere de yer verilen Ankara çıkışlı dergide Hakan Günday, Elif Şafak, İhsan Oktay Anar, Hasan Ali Toptaş ve Alper Canıgüz'le ilgili değerlendirmeler var. Dergide ayrıca Kızılderili şair Sherman Alexie'yle bir söyleşi ve Alexie'nin imzalı bir denemesi de bulunuyor.

sabah

29/9/2008

Hayırlı Bayramlar Olsun


Hayırlı Bayramlar Olsun


Bayramlar hala siyah beyaz günlerin coşkusunu yaşatıyor bana. Ütülü mendil içlerine harçlıklar hazırlıyorum kendi çocuklarıma ve de kapıya gelecek komşu çocuklar için.

Her bayram olduğu gibi bu bayram da annemin elini öpüşümde bende alacağım işli mendilimin içinde on kâğıt liramı...

Hazır baklavalardaki glikoz tadında bayram yaşamıyorum hiç. Yaşatmıyorum çocuklarıma da.

Her bayram annemle ev baklavası yapıyoruz, birkaç komşu da katılıyor nostaljimize. İftar sonrası başlıyoruz yufkaları açmaya, bembeyaz çarşafların üzerine kâğıt gibi dizerek. Sahur davulcusu geçene kadar beş-altı tepsi bitirme telâşı içinde fıkralarımız una bulaşıyor, kahkahalarımız tepsilere tat veriyor.

Her zaman yaptığım temizlikten farklı bir temizlik yapıyorum evde. Özellikle bayram temizliğimde hacışakir kokusuna bulaştırıyorum evin her köşesini, çocukluğumdaki bayram sabahına uyanayım diye.

Kıyafet olarak bir şey alamasam da bir çift çorap alıyorum illa ki tüm ev halkına. Çünkü yeni çorap yakışır bayram namazlarına.

Bayram sabahları kahvaltıdan sonra mutlaka Türk kahvesi pişiriyorum. Kırk yıl öncesi gibi kokuyor mutfağımın dört bir yanı. Kahvemi içiyorum rahmetle andığım babamın fincanında.

Her gün gördüğüm anneme bir başka sarılıyor bakışlarım bayramlarda. Çocukları ise bir başka şımartıyorum. Onları öperken çocukluğumu bırakıyorum yanaklarında.

Zamansızlıktan, hayatın karmaşasından uzun zaman ziyaret edemediğim teyzeler, amcalar konu-komşuyu görmek için bir şans bence bayramlar aslında. Her bayram ne çok şey konuşuyoruz bayram tadında.

Yaşamasını bilmeli insan kendince, kültürümüzü yaşatmak elimizde aslında. Ve kim nasıl yaşarsa yaşasın, benim bayramlarım hep siyah beyaz ve saklı tavan arasındaki sandığımda. Her bayram o sandıktan çıkartıyorum övünçlerimle, inançlarımla, birikmiş umutlarım ve hasletlerimle sakladığım kültürümü, iğne oyalı bir bohçadan.

Ben bayramlarımızı çok seviyorum ve kırk yıldır aynı heyecanla bayram sabahı doğacak güneşi bekliyorum:))



TÜM DOSTLARIMIN BAYRAMINI KUTLUYOR VE HERKESE GÖNLÜNCE BAYRAMLAR GEÇİRMESİNİ DİLİYORUM...

Nesrin Göçtürk Kaya

28/9/2008

Dünüm sen, dileğim sen



Meyve düşer dal kırılmaz; koku sen isen
Ve gümüşlenir yakamoz, ayım sen isen

Yaram kanar, pamuk sen, yeşil bakarım rengi sen,
Dünüm sen, dileğim sen
Gül bile yasemin kokar artık
Karalar bağlar kırmızım sen; adın sorarlar o sen.

Elmas akar yaş, keder sen isen
Yasemin bile sen kokar artık

Söz : Ersin Özel
Müzik: Gökhan Türkmen

25/9/2008

Antropologia I Kayapo Del Brasile Parte 1

25/9/2008

Türk Mitolojisi 1

18/9/2008

IŞIĞA YÜRÜMEK

IŞIĞA YÜRÜMEK

Bir gurup arıyla sineği bir şişeye koyuyorlar. Şişenin taban tarafını ışığa doğru, açık olan ağız kısmını da karanlığa doğru yerleştiriyorlar. Arıların hepsi ışık olan tarafa doğru üşüşüyorlar . Ama şişenin tabanı cam ve onların da yabancısı olduğu bir madde olduğundan çıkmayı başaramıyorlar. Bu arada sinekler, şişenin ağzına doluşuyorlar ve karanlıkta dışarı çıkıp kayboluyorlar. Ağzı açık olan şişeden karanlık tarafa doğru tek bir arı bile gelmiyor. Camın önünde ışığa doğru çabalarına devam ediyorlar... İnsanın aklına hemen arıların akılsızca davrandıkları geliyor. Ancak daha derinlemesine düşününce, karşımıza bir anıt gibi dikilen gerçek çok farklı oluyor.

Çok basit gelen bu deney beni oldukça düşündürdü. Arıların ne kadar akıllı varlıklar olduğunu hepimiz biliyoruz. Sinekler ise malum hayvanlar. Arılar ne kadar temizse adı üstünde, sinekler de o kadar iğrençtirler. Arılardan korkarız bizi sokarlar diye ama, sineklerden midemiz bulanır.

Evet, ışığa doğru yürüyenlerin önünde her zaman engeller olacaktır kuskusuz. Onlar, engellere rağmen ışıktan vazgeçmeyenlerdir. Ne tür engel olursa olsun önlerinde, çabalarını sürdürenlerdir. Ve bu uğurda da gerektiğinde ölebilenlerdir. Yürek, azim, sevgi, ilkeler, dürüstlüktür bunu yaptıran. Kendine saygı, yasadığı topluma saygıdır.

Sinekler, karanlıkta sıvışan kaçaklardır. Karanlığa yürüyenlerdir. Karanlık düşüncelerdir. Şişenin ağzının karanlığa bakmasının onlarca hiç bir önemi yoktur . Sinsi, ilkesiz, yüreksiz, korkak varlıklardır. SADECE Kendi yaşamları söz konusudur. Nerede yemek varsa, nerede rahat yasayacaklarsa, nerede çok para kazanacaklarsa oraya giderler. Onlar için karanlık olması önemli değildir açık ağızların.

Arıyı kovalamak isterseniz savaşır. Engellere aldırmaz. Amacı sadece ışığa ulaşmaktır. İğnesini sapladığında öleceğini bilerek savaşır. Ve değerleri için ölür. Ama sinekler kaçarlar. Sonra yılışık yılışık tekrar dönerler kovaladığınız yere. Yemeklerinize, kollarınızın üstüne tünerler. Pis ayaklarıyla ezerler yaşadığımız her yeri.

Arılar yumurtalarını yalnızca kovanlarına bırakırlar. Oysa sinekler her yere yumurtlar, her yerde ürerler. Onlar için yumurtalarını bırakacakları yerin bile hiç önemi yoktur...

ENGELLERE RAĞMEN IŞIĞA YÜRÜYENLERE, IŞIĞA ULAŞMAK İÇİN ÇABALAYANLARA, IŞIK SAÇANLARA SEVGİLER, SAYGILAR.......

Girme şu alçakların hizmetine
Konma sinek gibi pislik üstüne
İki günde bir somun ye ne olur
Yüreğinin kanını iç de boyun eğme..
Ömer Hayyam

18/9/2008

Algı savaşı!


Algı savaşı!

• Bizi yanıltarak irademizi ele geçirmeye çalışan bir algı savaşı
yaşıyoruz. Dış dünyadan bulaşan algı virüsü uyutuyor, aldatıyor ve
algımızı ele geçiriyor. Görmemiz istenenleri görüyor, yapmamız
istenenleri yapıyor, küresel algının figuranı oluyoruz. Algı
yeteneğimiz bozulduğu için tehlike ve felaketler bitmek bilmiyor.

• Biz insanlar dünyayı algıladığımız şekilde görür ve yaşarız.
Algımız ise beynimize akan bilgi tufanıyla oluşur. Dış dünyadan akan
bu bilgi birikiminin hediye ettiği sanal gözlüğün gösterdiği şekilde
de dünyayı görürüz. Yıllar içinde oluşan bu pembe gözlük, bilgi
kirliliği yüzünden ne yazık ki gerçeği göstermiyor ve bizi sürekli
yanıltıyor. Virüs girmiş bilgisayar gibi algımız bozulmuş, zihnimiz
karışık. Çağımızın önemli sorunu; algı kirlenmesi.

• Uzaktan kumanda ve cep telefonu elimizde, ekran karşısında
hipnotize oluyoruz. Dış dünyanın yönettiği bir hayata bağımlı
olurken, sigaradan her çeşit kötü alışkanlığa kadar, `elimde değil'
diye sızlanıp duruyoruz. Yönetim bizim elimizde değilse kimin elinde?
Elimizden giden her şeyi dış dünyanın egemenliğine terk ederken
irademiz kayboluyor, algımız yabancılaşıyor farkında değiliz.

Algıyı yöneten toplumu esir alıyor

• Algıyı ele geçiren, özgür iradeyi yok ederek toplumları uzaktan
kumandayla yönetilen yığınlara dönüştürüyor. Bu yüzden algı savaşı
diğer savaşlardan daha etkili, kolay, ucuz ve onların üzerinde bir
role sahip. Zaten gerekli algıyı yaratmadan hiçbir savaşı kazanmak
mümkün değil. Savaşın kazanımlarını sihirli bir şekilde sağlayan bu
kansız oyun, küreselleşen dünyanın yeni savaş yöntemi.

• Algı yönetimi, akıl ve bilim oyunu. Bu akıl oyunu ile kötü
alışkanlıklardan sağlıklı yaşama, ekonomiden milli güvenliğe her şeyi
yönetebilirsiniz. Zor kullanmadan insanları Bermuda şeytan üçgenine
bile hapsedebilirsiniz: İster borsa, faiz, döviz ister koltuk,
asansör, taşıt. Yoksulluk ve borçlanma yüzünden iradesi çözülen insan
ve toplumlar, algı virüsüne karşı tamamen korumasız ve çaresiz.
Bağımlı hayatla özgürlüğünü değişmeye ve her istenileni yapmaya
hazır.

Bilinçaltı kurgulama ve Algı oluşturma

• Bu akıl oyunu tamamen bilinçaltı kurguya dayanıyor. Küresel film
sektörü algı oyununa en iyi örnektir. Hem eğlendiriyor, hem de
bilinçaltı teknikleri kullanarak geleceğin küresel algısını mükemmel
bir şekilde oluşturuyor. Kanlı ve acımasız savaşlar, kıyamet
sahneleri, soygun, hırsızlık, kapkaç, tecavüz ve insanlık dışı ne
varsa hepsi, sıradan olaylar gibi zihinlere işleniyor. Amaç, insanlık
vicdanını yok ederek vahşet dolu kötü bir dünyaya alıştırma. Hayatın
önceden yaşanmış olduğu algısı yüzünden, gerçekle hayal birbirine
karışıyor. Bu yüzden Irak'taki vahşeti film gibi izliyoruz. Beyinlere
kazınan algı aynı: kötülük dünyasında depremden teröre kadar kötü
olan her şeyle beraber yaşamaya alışmalıyız.

• Algı oyununa diğer bir örnek ise `hastalık satmak'. Son yıllarda
binlerce sanal hastalık uydurulması boşuna değil. Hastalık sattığınız
zaman, ilaçtan teknolojiye kadar pek çok şeyi satmış oluyorsunuz.
Bunun için sadece hastalıkla ilgili algıyı satmanız yeterli. Tıpkı
taşıt sattığınız zaman benzinden otoyola kadar her şeyi sattığınız
gibi. Taşıt dışındakilerin reklamını yapmanız gerekmiyor. Taşıtın
konfor ve kolaylık algısını satmanız yeterli.

Algı yönetimi nasıl yapılır? Yaşam tarzını nasıl etkiler?

• Algı yönetimi ile kalp krizinden teröre kadar pek çok konuda
toplumu yönlendirmek mümkün. Seçilen konu, planlanan davranış
modeliyle birlikte toplumun bilinç altına binlerce kere kaydedilir.
Mesela `kalp krizi belirtileri olduğunda derhal hastaneye gitmek
gerekir' gibi. Aynı yöntemle sigarayı bırakma, şişmanlığı önleme,
sağlıklı beslenme ve spor alışkanlığı yaşam tarzına dönüşebilir ve bu
yolla çok sayıda hayat kurtarılmış olur.

• Zararlı bir uygulama ise ekonomik kriz ve terör korkusunu
kullanarak, yapılması istenen veya istenmeyen davranış modeline doğru
toplumu yönlendirmek. Özellikle 11 eylül'den sonra dünya böyle
yönetiliyor. Yapılacak iş çok basit. Önce terör veya kriz felaketi,
istediğiniz davranış modeliyle kodlanarak zihinlere servis edilir.
Sonra da bu kötü olaya ait ses ve görüntü düğmesine basılır. Algı
virüsleri hemen harekete geçecektir.

• Gelecekteki felaketi zihinde canlandırma yani korkutma yöntemi yeni
değil. Elinizde medya gibi bir silah varsa, karşınızda hiçbir güç
duramaz. İstediğiniz her şeyi binlerce kere toplumun bilinç altına
üfleyerek, istediğiniz algıyı yaratabilirsiniz. İnsan ve toplumlar bu
nedenle kurgulanmış bir hayatın dışına çıkamıyor. Çünkü yaşam
tarzımız bu algıya göre şekilleniyor. Bu yüzden beynimize yazılan
sanal bir hayatı yaşıyormuş gibi yapıyoruz. Aslında yaşadığımız,
benliğimizi silen ve bizi balık sürüsüne çeviren dış dünyanın bitmek
bilmeyen istekleri. Bunların hepsi `algı yönetimi'nin eseri.

• Diğer bir yöntem ise `beklenti yönetimi'. Beklenti yarat ve bu
beklentiyi yöneterek istediğini yaptır. Çünkü her şey algıya
dayanıyor. Oy verirken bile beklenti ve algımıza göre hareket
ediyoruz. Vadedilen geleceğin benimsenmesi, toplumun beklentilerine
uymasına bağlı. Bu basit gerçeği bilmeyenlere, toplumun davranışları
mantık dışı gelir. Beklentilere uymayan bir yaşam tarzı, ne kadar iyi
ve sağlıklı olursa olsun halkın ilgisini çekmez. Planlanan hayata
özendirmek ve talep yaratmak gerekir. Bunun için de önce beklenti
oluşturmalı, sonra da bunu yönetmelisiniz. İşin özü bu.

• Algı yönetimi bilinçaltı savaş yöntemi olarak kullanıldığında,
özgürlük ve demokrasi için en büyük tehdit sayılır. Çünkü algıyı ele
geçiren, algı sahibine ait olanları da ele geçirmiş oluyor. Bu
savaşın en etkili ve eğlenceli silahı da medya! Gözümüze, kulağımıza,
zihnimize hitap eden her şey algımızı ve yaşantımızı etkiliyor,
şekillendiriyor. Televole yaşantısı moda oluyor.

Algı savaşını kazanmadan kurtuluş yok!

• Her yaşam tarzının dayandığı temel algı dağları vardır. Bu algılar
değişmeden bunun yansıması olan anlayış ve yaşam tarzı değişmez.
Üretmeden tüketen, borç alarak lüks ve israf içinde yaşamaya alışan
ve bunu konfor olarak algılayan insan ve toplumları, bu bağımlı
hayattan kurtarmak kolay değildir. Çünkü tüketime dayalı yaşantı,
sigara veya eroin bağımlılığı gibi mutlu ederken, zihinleri bu pembe
esarete alıştırıyor. Bu yüzden bağımlı hayattan özgürlüğe geçiş,
yoksunluğa yol açan sıkıntılı bir süreçtir. Yeni algının hayata
yansımasının yolu, bağımlılık yaratan eski algının silinmesine
bağlıdır. Silme işlemi ise sancılıdır ve zaman ister. Kötü
alışkanlıklardan uzak, özgür ve bağımsız yaşamanın yolu `elimde
değil' algısı yerine, `özgür ve bağımsız bir iradeyim' algısını
oluşturmaktan geçer. Öncelikle, irademizi esir alan temel algıyı
değiştirmemiz gerekiyor. Başka yolu yok !

Ne yapmalı ve nasıl yapmalı?

• Algı yönetimi; toplum mühendisliğinin temelidir. Öncelikle
algımızı ve yaşam tarzımızı bozan dilde yabancılaşma, kültürel
yozlaşma ve yolsuzluk virüsünü yok etmeliyiz. Küresel algı
virüslerini etkisiz hale getiren `anti-virüs' programları olmadan
beynimizi korumak mümkün değildir. Ulusal algıyı bozan her çeşit
yozlaşma ve çürümeye önlem almalıyız. Sağlıklı ve temiz bir toplum
için milli ve manevi değerlerimizi korumak zorundayız.

• Türk milletini uyutmaya, aldatmaya ve algısını yönetmeye çalışan
her türlü bilinçaltı kurgulamaya karşı caydırıcı yaptırımlar
getiren `Ulusal Algıyı Koruma Kanunu' çıkarılmalıdır. Hiçbir toplum
en değerli hazinesi olan algısını korumasız bırakamaz.

Bütün bunları kim yapacak, kim yönetecek?

• Topraklarımızı korumak için milli bir orduya ve toplum güvenliği
için de polis teşkilatına neden gerek duyuyorsak, çağımızda
beynimizi, zihnimizi, algımızı koruyacak bir kuruma da çok daha fazla
nedenle ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü sahip olduğumuz her şeyi yöneten bu
değerli merkezi korumak zorundayız. Saldırılar doğrudan veya dolaylı
olarak algımızı ele geçirmeye yönelmiş bulunuyor. Sağlıktan
ekonomiye, kültürden milli güvenliğe her türlü küresel tehlikeyi
algılayan, küresel medyanın algı yönetimini izleyen ve ulusal
refleksleri yöneten `Ulusal Algı Yönetimi' acilen kurulmalıdır.

Kaynak: Yeşilçimen K: Hastalık Üreten Yaşam Tarzımız Nasıl Değişir.
Hayykitap 9. Baskı, 2007

18/9/2008

Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?


Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?

Hiç vaktiniz yok, "Fast live", "Fast food", "Fast music", "Fast love"...
Dikte ettirilen "yükselen değerler", "in" ler, "out" lar...
Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi.
Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, Size sesleniyorum!
Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?
Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?
Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?
Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?
Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?
Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?
Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda?
Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?
Müşfik KENTER

17/9/2008

Özlü Sözler

Tomurcuk derdinde olmayan ağaç odundur.
(N. F. Kısakürek)

Kalabalıkların kafası çok, aklı yoktur. (?)
Hata değil, çare bulun
(Henry Ford)
İyi ağaç kolay yetişmez; rüzgar ne kadar kuvvetli eserse, ağaçlar da o kadar sağlam olur.
(J. Willard Marriot)
İnat, iradenin eşekliğidir. (?)
Yaşamın ilginç yanlarından birisi de, en iyinin dışında bir şey kabul etmeyenlere genellikle en iyisini vermesidir.
(W. Somerst Maugham)
Büyük adam, davası büyük olan adamdır
(Bekir Berk)
Gerçekler öğrenilince, zannetmeler biter.
(Huzeyl)
Sen kendinle başa çıkamayınca, senin gibi aciz düşmana kim ehemmiyet verir?
 (Şiraz'lı Sâdi)
Cesaretin bittiği yerde esaret başlar
(Akif Cemil)
İşaretler, varılacak hedefi olanlar içindir.
(Sedat Turan)
Aynı gökte uçarlar ama, kuzgunun dünyası başka, şahinin dünyası başkadır.
 
(Muhammed İkbal)
Çağları tanımak istiyorsanız, çağların alkışladıklarına bakın. (Ş.)
Doğruyu söylemek değil, anlatmak güçtür. (?)
Allah'ın nezdindeki yerimizi öğrenmek istiyorsak, Allah'ın nezdimizdeki yerine bakmalıyız. (***)
Yanlış yoldaki çıkışlar da iniştir.
(Orhan Yalçın)
İman etmek, görünmeyene inanmaktır. Mükafatı ise görünmeyeni görmektir.
(St. Augustine)
İki türlü insan daima açtır. Biri ilmi arayan, diğeri de parayı...
(Yusuf İslam)
Büyük görünme, küçülürsün...
(BSN)
"İyi adam" dediğimiz, kendimize en çok benzeyendir. (?)
Yarının insanları, bu günle oyalanmamalı.
(Sedat Turan)
Kabul etmediğimiz fikirlere karşı ne kadar kuvvetli matığımız vardır! (?)
Aydın ışık taşır, sahte aydınsa karanlık...
(Mehmet Salah)
İnsan hayreti ölçüsünde bilgedir
(Mehmet Salah)
Bilimsiz din kör, dinsiz bilim ise topladır
 (Albert Einstein)
Doğrudan gidilir; Yanlış zaten "götürür".
(Selim Gündüzalp)
Balonların gururu, iğnelerle karşılaşıncaya kadardır. (Ş.)
Bilginin efendisi olmak istersen, çalışmanın kölesi olmalısın.
 (Balzac)
Taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir.
(Latin atasözü)
Düşünmeden öğrenmek faydasız, öğrenmeden düşünmek ise tehlikelidir.
 (Konfiçyüs)
Allah eğri çizgilerle, doğru yazar.
(Portekiz atasözü)
Her tanımlama bir sınırlamadır.
(Andre Suares)
İyimser mutlu bir sersem; kötümser, mutsuz bir sersemdir.
 (Bernanos 10.yy)
Başarının %5'i yapmayı bilmekten, %95'i yapabilmekten oluşur.
(Fransız deyişi)
Mabet için can verilir; taşları için değil.
(St. Exupery)
Bütün cevaplarınıza karşı sorularım var.
(Woody Allen)
Bizden başkalarında olan yetenek ve beceriye biz şans deriz.
(Michel Audiart)
Gebermek yerine ölmeyi tercih ederim.
(Drieu La Rochelle)
O işin başarılmasının imkansız olduğunu bilmedikleri için başardılar.
(Mark Twain)
Midyeler ve sersemler birbirini bulur ve biribirlerine yapışırlar.
(Sacha Guttry)
Düşünce, düşüneni değiştirir.
(F. David Peat)
Bir kelebeğin kanat çırpışının fırtınalar çıkardığı bir dünyada, tarihi kahramanların yaptığını sanmak ne büyük bir aptallık!
(Kemal Sayar)
Zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır.
(Necip Fazıl Kısakürek)
Parayla satın alınabilecek kadar değersiz şeylerin peşinde koşmaya vaktim yok
 (S. Canan)
Akıl hazır değilse, göz göremez
(Emilie Serge)
Çağımızın hastalığının belirtileri, kafa ve kalbin boş, midenin ise dolu olmasıdır (?)
Bir ülkede, kısa boylu insanlar uzun gölgeler veriyorlarsa, orada güneş batıyor demektir (?)
Yayın doğruluğu, eğriliğindedir
Başkasını övmeyenlere, yerenlere, kimseden hoşnut olmayanlara bakın; bunlar kimsenin beğenmediği insanlardır.
(La Bruyere)
Hiç bir insana rastlamadım ki, onda öğrenilecek bir şey olmasın.
(Alfred de Vigny)
Düşüncelerinde inat ve şiddet, aptallığın en açık belirtileridir.
(Bernard Barton)
İnsanlar ne kadar az düşünürlerse, o kadar fazla konuşurlar. (?)
Eğer kekeme değilseniz, söylemek her zaman kolay, yapmak her zaman zordur.
 (R. Lewton)
Rüyaları gerçekleştirmenin en kestirme yolu, uyumamaktır.
(J. M. Powe)
Cahil kimsenin yanında, kitap gibi sessiz ol.
(Mevlana)
İki şey aklın eksikliğini gösterir: Konuşulacak yerde susmak, susulacak yerde konuşmak.
(Sadi)
Zenginlik gübredir. Yalnızca saçıldığında yararlı olur.
(Çin atasözü) 
Sevinçli anında kimseye vaatte bulunma. Öfkeli anında kimseye cevap verme.
(Çin atasözü)
Olsa ile bulsayi ekmisler,hiç bitmis.
Türk Atasözü
Kör bir dilenci de hiç olmazsa çiçeklerin kokusunu duyar
Japon atasözü
Dinlemekten akil,söylemekten pismanlik dogar.
Italyan atasözü
Düsmek suç degildir,düsüp kalkmak suçtur.
Alman atasözü
Zorluk seni zorlayincaya kadar,sen zorlugu zorla.
Amerikan atasözü
Insani elbisesine göre karsilarlar,bilgisine göre agirlarlar.
Rus atasözü
Temiz bir vijdan kadar yumusak bir yastik yoktur.
Fransiz atasözü
Satin alirken kulaklarini degil,gözlerini kullan.
Çin atasözü
Düsünmeden konusmak,nisan almadan ates etmeye benzer.
Ingiliz atasözü
Baskasindan üstün olmamiz önemli degildir.Asil önemli olan sey,dünkü halimizden üstün olmamizdir.
Hint atasözü
Gençligin güzel bir yüzü,ihtiyarligin güzel bir ruhu vardir.
Isveç atasözü
Gençligin degeri bilinse,ihtiyarligin sikayeti azalir.
Türk atasözü
Sagir bir kocayla,kör bir kadin mutlu bir çifttir.
Danimarka atasözü
Kadeh içinde,denizde bogulanlardan çok daha fazla insan bogulmustur.
Alman atasözü
Yigit harpte,dost dertte,olgun adam hiddette belli olur.
Arap atasözü
Tutkunun bittigi yerde mutluluk baslar.
Macar atasözü
Mirasa "nereye gidiyorsun?" demisler"esip yagmaya,sürüp savurmaya"demis.
Türk atasözü
Bir dostunuz, yemis bahçesini geziyorsa, dalgin görünmeniz en büyük nezakettir.
Japon atasözü
Köpekle yatan pireyle kalkar.
Ispanyol atasözü
Dostunuzu sik sik ziyaret ediniz,çünkü üzerinde yürünmeyen yollar diken ve çalilarla kaplidir.
Hint atasözü
Bir kere evlenmek ödev, iki kere evlenmek eglence, üç kere evlenmek çilginliktir.
Hollanda atasözü
Asilan,hirsiz degil yakalandir.
Çek atasözü
Beyaz saç, aklin degil yasin isaretidir.
Yunan atasözü
Büyük zekalar birlikte düsünürler.
Fransiz atasözü
Sersemler, akillilarin yedi yilda cevaplandiramiyacagi sorulari bir günde sorarlar.
Ingiliz atasözü
Uyuyan tilki rüyasinda tavuk görürmüs.
Rus atasözü
Borç verirken ya parani, ya dostunu kaybedersin.
Arnavut atasözü
Cesur adamin bakisi, korkagin kilicindan daha çok düsman titretir.
Amerikan atasözü
Vaadler memleketinde insan açliktan ölür.
Danimarka atasözü
Babalar,doganin yarattigi bankerlerdir.
Fransiz atasözü
Dagin tepesine hangi yoldan çikarsan çik,manzara aynidir.
Çin atasözü
Kabahatini itiraf ederek affini iste;zira bir suçu gizlemek o suçu ikilestirir.
Arap atasözü
Kuvvetine güvenerek zayiflari hor görenin kuvveti basina bela olur.
Hint atasözü
Gözler kendilerine,kulaklar baskalarina inanirlar.
Alman atasözü
Kabul edilen bir yanlışlık kazanılmış bir zaferdir...
Gascoigne
Önce kendin gideceğin yolu öğren, sonra öğretmeye kalk...
Buda
Sevmeyi bilmeyen, ölmeyi de bilmez...
Atasözü
Denizi sev, ama kıyıda dur...
George Herbert
En büyük yalancı kimdir? En çok kendinden bahseden...
Fotonel
Dürüstlük en iyi siyasettir...
Japon Atasözü
Öfke, aptalları akıllı yapar; ama yoksul bırakır...
Lord Bacon
Ayakta ölmek diz üstü yasamaktan iyidir...
Franklin Roosvel
İnsanlara en adil şekilde dağıtılan nimet akıldır. Çünkü kimse aklından şikayetçi değildir...
Montainge
Aşk mücadelesi değil, mücadele aşki içinde ol...
Peyami Safa
Kainatta tesadüfe, tesadüf edilmez...
Sokrat
Kusurumuz ne kadar çoksa o kadar kusur ararız...
Cenap Sehabettin
Okuyabilirseniz her insan bir kitaptir...
W. Ellery Channing
Kargalar ötmeye baslayinca bülbüller susar...
Mevlana
'Para herşeyi yapar' diyen adam para için herşeyi göze alan adamdır...
Benjamin Franklin
Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen cevizin hepsini kabuk zanneder...
Gazali
Bir aile ile bir krallığı yönetme arasında pek büyük bir fark yoktur...
Montainge
En büyük zafer insanın kendine hakim olmasıdır...
Platon
En büyük bilgelik kendine egemen olabilmektir...
Eirupides
İnsanlar her zaman kahraman olamazlar ama her zaman insan olabilirler...
Benjamin Franklin
Sevgi her zaman karşılık görür, kin de...
Dostoyevski
Gördüklerim beni görmediğim yaratıcının varlığına inanmaya zorluyor...
Emerson
İyiliğinize inanılmasını istiyorsanız ondan hiç bahsetmeyin...
Balzac
Kardeşlerimi Allah yarattı, fakat dostlarımı ben buldum...
Goethe
Güzel olan sevgili değil, sevgili olan güzeldir...
Tolstoy
Söylemek birşey, yapmak da başka birşeydir...
Montainge
Çok süslenenlere bakın hepsi de gizlenmek istiyordur...
Aristo
İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır....
Victor Hugo
Erkekler kadınların ilk aşkı, kadınlar da erkeklerin son aşkı olmak isterler...
Oscar Wilde

17/9/2008

Eflatun'a sormuşlar


Eflatun'a iki soru sormuşlar:
Birincisi;
"İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nelerdir?
Eflatun tek tek sıralamış:
"Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki
çocukluklarını özlerler... Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler.
Ama sağlıklarını geri almak için para öderler... Yarından endişe ederken
bu günü unuturlar. Dolayısıyla ne bu günü ne de yarını yaşarlar... Hiç
ölmeyecekmiş gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler."
Sıra gelmiş ikinci soruya;
"Peki sen ne öneriyorsun?"
Bilge yine sıralamış:
"Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın. Yapılması gereken tek şey
sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır.
ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP
OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR
."

17/9/2008

Dev kalemler Frankfurt'ta


Dev kalemler Frankfurt'ta

Çukurova'nın mürekkebi Yaşar Kemal ve yazar Sevim Burak ile şair Ahmet Haşim, Türkiye'nin 'Onur Konuğu' olduğu Frankfurt Uluslararası Kitap Fuarı'ndaki özel ve tanıtıcı sergilerle dünyaya açılacak. Yaşar Kemal'in sergisinin açılışı, 23 Eylül'de yapılacak.

Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, Türkiye'nin bu yıl 'Onur Konuğu' seçildiği Frankfurt 2008 Uluslararası Kitap Fuarına üç ayrı sergiyle birden çıkarma yapıyor. Sergilerden ilki, geçtiğimiz yıl Yapı Kredi Kültür Merkezi'nde açılan Çukurova Bayramlığın Giyerken adlı özel Yaşar Kemal sergisi. 23 Eylül'de Almanya'da açılacak sergi, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık ve Frankfurt Kitap Fuarı 2008 Onur Konuğu Türkiye Projesi Organizasyon Komitesi işbirliğiyle düzenlenecek. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık'ın açacağı diğer sergi ise, Ahmet Haşim ile 1930'lar Frankfurt'unda Buluşma başlığını taşıyacak ve Frankfurt'un işlek noktalarında 1 ve 20 Ekim 2008 tarihleri arasında görülebilecek. Kuruluşun üçüncü ve son sergisi ise, 15 Ekim ve 19 Ekim arasında yine Frankfurt'ta düzenlenecek olan ve İstanbul'da daha önce acılmış olan Bir Usta Bir Dünya: Sevim Burak sergisi. Sergi Burak'ın ilginç yazım serüvenini anlatıyor. Yaşar Kemal'in Frankfurter Sparkasse salonunda ziyaret edilebilecek sergisinde, yazarın Almanca yayımlanan kitaplarından seçilen metinlere, fotoğrafrafçı Lütfi Özgünaydın'ın Çukurova bölgesinde çektiği fotoğraflar eşlik edecek. Serginin küratörlüğünü, tanınmış grafik tasarımcı Sadık Karamustafa yapacak. Bununla birlikte, Yaşar Kemal Yazarlar Adası adlı bir diğer proje de bu sergi kapsamında sunulacak. Bu sergi ise fotoğrafçı Özgün Aydın'ın Yaşar Kemal'in isteği üzerine Çukurova ve onun çizdiği rotayı fotoğraflamasıyla oluşuyor. Özgün Aydın'ın proje boyunca çektiği 2 bin fotoğraf arasından seçilen 45 fotoğraf sergi kapsamında görücüye çıkacak. Sergiye, fotoğraflar ve metinlerin yer aldığı bir sergi kitabı eşlik edecek. Sergide, küratör tarafından düzenlenen fotoğraflar ve yazılar kendiliğinden birbirine gönderme yapıyor.

8/9/2008

Abraham Lincoln'un, Oğlunun Öğretmenine Yazdığı Mektup


Abraham Lincoln'un, Oğlunun Öğretmenine Yazdığı Mektup


"Öğrenmesi gerekli biliyorum; tüm insanların dürüst ve adil olmadığını,
fakat şunu da öğret ona:

Her alçağa karşı bir kahraman, her bencil politikacıya kendini adamış bir
lider vardır.

Her düşmana karşı bir dost olduğunu da öğret ona. Zaman alacak biliyorum,
fakat eğer öğretebilirsen, kazanılan bir doların, bulunan beş dolardan daha
değerli olduğunu öğret.

Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve kazanmaktan neşe duymayı. Kıskançlıktan
uzaklara yönelt onu. eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret
ona.

Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını... eğer 
yapabilirsen; ona kitapların mucizelerini öğret. Fakat ona; gökyüzündeki
kuşların, güneşin yüzü önündeki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin
ebedi gizemini düşünebileceği zamanlar da tanı...

Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona.

Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret, herkes ona yanlış olduğunu
söylediğinde dahi...

Nazik insanlara karşı nazik, sert insanlara karşı sert olmasını öğret ona.

Herkes birbirine takılmış bir yönde giderken, kitleleri izlemeyecek gücü
vermeye çalış oğluma.

Tüm insanları dinlemesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret...

Eğer yapabilirsen üzüldüğünde bile nasıl gülümseyebileceğini öğret ona.

Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret. Herkesin sadece kendi iyiliği
için çalıştığına inananlara dudak bükmesini öğret ona ve aşırı ilgiye dikkat
etmesini... Ona, kuvvetini ve beynini en yüksek fiyata satmasını, fakat
hiçbir zaman kalbine ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret.

Uluyan bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret.

Ona nazik davran ama onu  kucaklama. Çünkü, ancak ateş çeliği saflaştırır.
Bırak sabırsız olacak kadar cesaretine sahip olsun, Bırak cesur olacak kadar
sabrı olsun.

Ona her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret. Böylece
insanlığa karşı da derin bir inanç taşıyacaktır... Bu, büyük bir taleptir,
ne kadarını yapabilirsen bir bakalım... O ne kadar iyi, küçük bir insan,

       oğlum..."

Alıntı..

8/9/2008

Türk Askeri Gururumuz

Türk Askerine

Atasından miras kutsal vatanı,
Yurdunu koruyan Türk askeridir,
Hayinler giremez aziz toprağa,
Bir sel gibidir taşan Türk askeridir...

Geçmişinden almış gücün özünü,
Tarihinden almış akan hızını,
Düşmandan ayırmaz her an gözünü,
Radar gibi gören türk askeridir...

Tek bir yürek olur, kaderde yasta,
Saldırı duyarsa doğrulur hasta,
İzmir, Erzurum'da, Kars'ta, Sivas'ta
Sınırlarda çoşar Türk askeri...

Bilen gafil girmez onun yurduna,
Girmek isteyende düşer ağına,
Canın verir bir tek taşına,
Aslan gibi olan Türk askeridir...

Mehmetçik pusuda her an her yerde,
Dalgalanır bayrak burçta, gönderde,
Ülkesi uğrunda, toprak uğrunda,
Şehit düşen, ölen Türk askeridir.

Düşmanını hep bırakmış gölgede,
Adını andırır pek çok ülkede,
Yurdun dört yanında Çanakkale'de,
Destanları yazan Türk askeridir...

Kulak verin Bozçalı'nın sözüne,
Dört elle sarılın Hakkın özüne,
Vatanına göz koyanın gözüne,
Bir ok gibi batan Türk askeridir...
 

Seyfet Bozçalı

8/9/2008

Kum ve taş hikayesi

Kum ve taş

>

> Bir hikayede iki arkadaşın çölde yürüdüğünü anlatır. Yolculuğun bir

> noktasında bir münakaşa olur ve biri diğerine tokat atar. Tokadı yiyenin

> canı acır ama bir şey söylemeden kuma şöyle yazar: "BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM

> BENİ TOKATLADI" . Bir vahaya gelene kadar yürümeye devam ederler ve suya

> girmeye karar verirler.  Tokadı yiyen bataklığa saplanır ve boğulmaya

> başlar ama arkadaşı kurtarır.  Yarı boğulmadan kurtulduktan sonra bir taşa

> şöyle yazar:"BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM

> HAYATIMI KURTARDI".

>

> Tokadı atan ve hayat kurtaran sorar: "Canını acıttığımda kuma yazdın neden

> şimdi taşa?" Diğeri cevaplar: "Birisi canımızı yaktığında kuma yazmalıyız

> ki bağışlama rüzgarı silebilsin ama biri bizim için iyi bir şey yaparsa

> taşa kazımalıyız ki hiç bir rüzgar silemesin. ACILARINIZI KUMA VE

> İYİLİKLERİ TAŞA YAZMAYI ÖĞRENİN".     Özel bir kimseyi bulmak bir dakika

> alır ve unutmak ise bir ömrü.

 

8/9/2008

Burası cennet Öykü


"Yolları oldukça uzunmuş, yokuş yukarı gidiyorlarmış, güneş yakıcıymış, ter içinde kalmışlar, susamışlar. Bir dönemecin ardında harika bir mermer kapı görmüşler; kapı, ortasında bir çeşme bulunan altın döşeli bir meydana açılıyormuş, çeşmeden berrak bir su akıyormuş.

 

 

Yolcu kapıdaki bekçiye dönmüş.

- "İyi günler."

- "İyi günler",  diye yanıt vermiş bekçi.

- "Burasi harika bir yer, adı ne?"

- "Burasi cennet."

- "Ne iyi, cennete gelmişiz, çünkü çok susadık."

- "İçeri girip dilediğiniz kadar su içebilirsiniz", demiş bekçi ve eliyle çeşmeyi göstermiş.

- "Atımla köpeğim de susadılar."

- "Kusura bakmayın", demiş bekçi.

- "Buraya hayvanlar giremez."

Yolcu çok üzülmüş, çok susamışmış, ama suyu tek başına içmek istemiyormuş. Bekçiye teşekkür edip yoluna devam etmiş. Epeyce bir süre yamaç yukarı gittikten sonra eski görünümlü, küçük bir kapıya varmışlar, kapı iki yanı ağaçlıklı toprak bir yola açılıyormuş. Ağaçlardan birinin altında, şapkasını alnına indirmiş, uyur gibi yatan bir adam varmış.

 

- "İyi günler", demiş yolcu.

Adam başını sallamış.

- "Atım, köpeğim ve ben çok susadık."

- "Şurada taşların arasında bir pınar var", diyen adam eliyle orayı işaret etmiş.

- "İstediğiniz kadar su içebilirsiniz."

Yolcu, atı ve köpeği pınara gidip susuzluklarını gidermişler. Yolcu bekçiye teşekkür etmiş.

- "İstediğiniz zaman yine gelebilirsiniz", demiş bekçi.

- "Buranın adı ne?"

- "Cennet."

- "Cennet mi? Ama mermer kapıdaki bekçi bana orasının cennet olduğunu söyledi.'

- "Orası cennet değil cehennemdi."

Yolcunun aklı karışmış,

- "Sizin adınızı kullanmalarına niye izin veriyorsunuz? Yanlış bilgi vermeleri büyük karışıklığa neden olur!"

- "Hiç de değil. Aslında onlar bize büyük bir iyilikte bulunuyorlar. En iyi dostlarına sırt çevirenlerin hepsi orada kalıyor çünkü."

8/9/2008

Beklentileriniz size ne kadar yakın ne kadar uzak


Bir zamanlar bir ağaç varmış
ve küçük bir çocuğa aşık olmuş
Ve küçük çocuk her gün gelmeye
başlamış...
Küçük çocuğa yapraklarını uzatmış
sevgi ile…
verebileceği ilk şey miş
Küçük çocuk yapraklardan taç yapıp
kendini ormanın kralı ilan etmiş
Küçük çocuk ağaca tırmanmış ve…..
Dallarında sallanmış
Küçük çocuk lezzetli elmalardan da yemiş
Ve Küçük çocuk ile ağaç saklambaç
bile oynamışlar..
Küçük çocuk yorulunca gölgesinde
uyumuş ağacın
Ve Küçük çocukta ağaca aşık olmuş
O  kadar çok ki !!!!!!
Ağaç artık mutluymuş
Fakat acımasız zaman hızla geçiyormuş
Ve Küçük çocuk artık çok büyüyüp
başkasını bile bulmuş
Ve sonunda ağaç yalnız başına kalmış
Sonra bir gün o Küçük çocuk geri gelmiş
ağaç ise “ haydi gel dallarımda sallan ,
 elmalarımdan ye , saklambaç oynayalım ,gölgemde bile uyursun “
“ben artık büyüdüm o dediklerini yapamam”
bana biraz para verirmisin;?”
bunları sana söylemek istemezdim.
Ağaçta; o zaman sende benim elmalarımı al ve onları
kasabada sat
böylece sana para vermiş olurum
Ve Küçük çocuk tüm elmaları toplamaya başalmış
Ağaç ise mutluymuş...
Küçük çocuk aradan uzun süre geçtikten sonra gelmiş 
tabi ağaç etkilenmiş bundan
ve o nu görür görmez
hemen “ haydi gel dallarımda sallan ,
elmalarımdan ye , saklambaç oynayalım ,
gölgemde bile uyursun “  demişağaç
çocukta; “artık ben büyüdüm o dediklerini yapamam ve evlendim
bir eşim ve bir çocuğum var artık onları düşünmeliyim demiş
bana bir ev verebilirmisin ?”demiş                 
Ağaç; “benim evim yok ama orman benim evim
istersen dallarımı kes ve kendine bir ev yap “ demiş ağaç
ağaç hala onu seviyormuş...
çocuk;kesmiş bir çok dalı hiç sormadan kurumu yaşmı diye
ev yapmak için hepsini götürmüş
Ama ağaç hala mutluymuş
Fakat bu sefer çocuk uzun bir zaman gelmemiş ve
geldiğinde ise
Ağaç;“ haydi oynayalım demiyorum biraz sohbet edelim
hiç olmazsa mutlu olurum “ demiş
ama çocuk artık  yaşlı bir adamdır ve”
bana bir kayık verebilirmisin? demiş ağaca
buralardan gideceğim ”demiş
Ağaç;“O zaman benim gövdemi kes ve kayık yap git buralardan artık “
 demiş analamış ki o artık onu sevmiyor ve
kendini fade etmek istemiş...
Sonra adam  ağacı kesmiş
Ve bir kayık yapmak için götürmüş
ağaç hala mutludur. Fakat  gerçekten değil
Çok ama çok uzun süre sonra adam geri dönmüş ve demiş ki..
 “ senden çok şey almama rağmen sana bir şey veremedim,
ben bir vefasız aptalım” demiş
Elmalar gitti
dişlerimlede artık elma yiyemiyorum
Dallarında gitti,
Kolarımlada artık birşey kaldıramıyorum
Gövden gitti
Benim gövdemlede artık birşey yapamıyorum
Evet zavallı kök bu dediklerimden sonra
seni ben beni yıllar öldürdü
“Çok yorgunum ama çok nasıl anlatayım keşke
burada ağaç olsaydın da
gölgende dinlenseydim” demiş yaşlı adam
Kök ise seslenmiş “ gel otur üstüme hiç olmazsa
bu ormanda hala dinlenipte oturabileceğin bir yer var “demiş
Ağaç hala onu seviyormus
yaşlı adam oturmuş ve başlamış düşünmeye……..
Ağaç ise tekrar bana döndü diye mutluymuş
çünkü o artık bir yere gidemezmiş adam…….

 

8/9/2008

Anlamlı ve Güzel Hikaye

Patates , Yumurta ve Kahve

Bir zamanlar, her şeyden sürekli şikayet eden; Her gün hayatinin ne kadar berbat olduğundan yakınan bir kız vardı Hayat, ona göre, çok kötüydü ve sürekli savaşmaktan, mücadele etmekten yorulmuştu.
Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çıkıyordu karşısına.
Genç kızın bu yakınmaları karşısında, mesleği aşçılık olan babası ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi.
Bir gün onu mutfağa götürdü.
Üç ayrı cezveyi suyla doldurdu ve ateşin üzerine koydu.
Cezvelerdeki sular kaynamaya başlayınca, Bir cezveye bir patates, diğerine bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu Daha sonra kızına tek kelime etmeden, beklemeye başladı.
Kızı da hiçbir şey anlamadığı bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda karşılaşacağı şeyi görmeyi bekliyordu.
Ama o kadar sabırsızdı ki, sızlanmaya ve daha ne kadar bekleyeceklerini sormaya başladı.
Babası onun bu ısrarlı sorularına cevap vermedi.
Yirmi dakika sonra, adam cezvelerin altındaki ateşi kapattı.
Birinci cezveden patatesi çıkardı ve bir tabağa koydu.
İkincisinden yumurtayı çıkardı.
Daha sonra son cezvedeki kahveyi bir fincana boşalttı.
Kızına dönerek sordu: - "Ne görüyorsun ?"
"Patates, yumurta ve kahve" diye alaylı bir cevap verdi kızı.
"Daha yakından bak bir de" dedi baba , "patatese dokun."
Kız denileni yaptı ve patatesin yumuşamış olduğunu söyledi.
"Ayni şekilde, yumurtayı da incele". Kız, kabuğunu soyduğu yumurtanın katılaştığını gördü.
En sonunda, kızının kahveden bir yudum almasını söyledi.
Söylenileni yapan kızın yüzüne, kahvenin nefis tadıyla bir gülümseme yayıldı.
Ama yine de bütün bunlardan bir şey anlamamıştı "Bütün bunlar ne anlama geliyor baba? "
Babası, patatesin de, yumurtanın da, kahve çekirdeklerinin de ayni sıkıntıyı yaşadıklarını, yani kaynar suyun içinde kaldıklarını anlattı.
Ama her biri bu sıkıntı karşısında farklı farklı tepkiler vermişlerdi.
Patates daha önce sert, güçlü ve tavizsiz görünürken, kaynar suyun içine girince yumuşamış ve güçten düşmüştü.
Yumurta ise çok kırılgandı; dışındaki ince kabuğun içindeki sıvıyı koruyordu. Ama kaynar suda kalınca, yumurta sertleşmiş katılaşmıştı.
Ancak kahve çekirdekleri bambaşkaydı. Kaynar suyun içinde kalınca, kendileri değiştiği gibi suyu da değiştirmişlerdi ve ortaya tamamen yeni bir şey çıkmıştı.
"Sen hangisisin" diye sordu kızına.
"Bir sıkıntı kapını çaldığında nasıl tepki vereceksin?"
"Patates gibi yumuşayıp ezilecek misin? "
"Yumurta gibi, kalbini mi katılaştıracakcaksın? "
"Yoksa, Kahve çekirdekleri gibi, başına gelen her olayın duygularını olgunlaştırmasına ve hayatına ayrı bir tat katmasına izin mi vereceksin "

Siz Hangisisiniz.........?

8/9/2008

RESİMLİ ATASÖZLERİ

Kalıcı Bağlantı Yorum yapılmamış

Shakespeare

Mart 31, 2008 at 6:40 pm (Güzel sözler)

Kalıcı Bağlantı Yorum yapılmamış

cin atasözu

Mart 31, 2008 at 6:36 pm (Güzel sözler)

 

Kalıcı Bağlantı Yorum yapılmamış

Yarin

Mart 31, 2008 at 6:34 pm (Güzel sözler)

Kalıcı Bağlantı Yorum yapılmamış

A. France

 

 

Fransiz ata sözu

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum yapılmamış

Meksika atasözu

Mart 31, 2008 at 6:32 pm (Güzel sözler)

Kalıcı Bağlantı Yorum yapılmamış


8/9/2008

ATA SÖZLERİ

  

 
ATA SÖZLERİ


 Anlayana Sivri sinek saz anlamayana davul zurna az

Ac tavuk rüyasinda kendini dari ambarinda görür

Aci patlicani kiragi calmaz

Acin karni doyar gözü doymaz

Adamak kolay ödemek güc

Agac ne kadar uzarsa uzasin göge degmez

Agac yas iken egilir

Agaca balta vurmuslar 'sapi bedenimde' demis

Ak akce kara gün icindir

Akan su yosun tutmaz

Akil akildan üstündür

Akil yasta degil bastadir

Akilsiz basin cezasini ayaklar ceker

Akilsiz köpegi yol orspuyu yol kocadir

Alismis kudurmustan beterdir

Alma mazlumun ahini cikar aheste aheste

Altin yere düsmekle pul olmaz

Altinin kiymetini sarraf bilir

Arayan belasini'da devasini'da bulur

Arkadaslik pazara kadar degil mezara kadardir

Aslan yattigi yerden belli olur

At binenin kilic kusananindir

At karnindan yigit burnundan bellidir

Ata et, ite ot verilmez

Ates düstügü yeri yakar

Ates olmayan yerden duman cikmaz

Ati alan üsküdari gecer

Az veren candan cok veren maldan verir

Azman olma, uzman ol

Bal tutan parmagini yalar

Bekâra kari bosamak kolay gelir

Besle kargayi oysun gözünü

Bir fincan kahvenin kirk yil hatiri vardir

Bir müsibet bin nasihattan iyidir

Borc yigidin kamcisidir

Calisan demir pas tutmaz

Camura tas atma üstüne sicrar

Can cikar huy cikmaz

Can cikmadan ümit kesilmez

Ciraci olsam ay aksamdan dogar

Dag daga kavusmaz insan insana kavusur

Davetsiz gelen döseksiz oturur

Davulun sesi uzaktan güzel gelir

Demir nemden insan gamdan cürür

Derdini söylemeyen derman bulamaz

Dereyi görmeden pacayi sigama

Dinsizin hakkindan imansiz gelir

Dinsizin ipi ile Kuyuya inilmez

Disina baktim yesil bir türbe icine girdim tövbe

Dogru söyleyeni Dokuz köyde kovarlar

Domuzdan post gavurdan dost olmaz

Dost yüzünden, düsman gözünden belli olur

Düsenin dostu olmaz

Düsman ayaga dost basa bakar

Eceli gelen köpek cami duvarina iser

Egri oturalim dogru konusalim

Eken bicer, konan göcer

El elden ustundur

El yarasi onar Dil yarasi onmaz

Ele dalkim verir kendi salkim yer

Eli doluya: aga buyur, eli bosa: aga uyur

Et tirnaktan ayrilmaz

Fakir parasiz olan degil akilsiz olandir

Gercek dost kötü günde belli olur

Görünen köy kilavuz istemez

Gülme komsuna gelir basIna

Günes giren eve hekim girmez

Haydan gelen huya gider

Hem kiz, hem baldiri düz hemde ucuz olurmu

Her akla geleni isleme her agaci taslama

Her koyun kendi bacagindan asilir

Horoz ölür gözü cöplükte kalir

Isiracak köpek disini göstermez

It iti isirmaz

Iti an comagi hazirla

Iyi insan lafinin üzerine gelirmis

Iyi insan lafinin üzerine gelirmis

Kasap et derdinde koyun can derdinde

Kaz gelecek yerden Tavuk esirgenmez

Kazma kuyuyu, kazarlar kuyunu

Kendi düsen aglamaz

Keskin sirke küpüne zarar verir

Kizini dövmeyen dizini döver

Komsu komsunun külüne muhtactir

Köpek'lerin duasi kabul olsa gökten kemik yagar

Köpek'siz köy buldu degnek'siz gezer

Kopruyu gecene kadar, ayiya dayi de

Körler sagirlar birbirini agirlar

Kurt kuzu kaptigi yeri duku defa yoklar

Lafla peynir gemisi yürümez

mart kapidan baktirir kazma kurek yaktirir(Emine)*1

Minareyi calan kilfini hazirlar

Ne ekersen onu bicersin

Okumayi sevmeyene dokuz hoca az
Gecinmeyi bilmeyene dokuz koca az

Rüzgar eken Firtina bicer

Gectigin kopruleri yakma

Öfke gelir gider, kelle gider gelmez

Öfke ile kalkan zarar ilae oturur

Parasiz pazara, kefensiz mezara gidilmez

Sabir eden dervis muradina ermis

Sakla samani gelir zamani

Saman altindan su yürütmek

Saman elin'se samanlik senin

Sen kendini övme el seni övsün

Söyle arkadasini söyleyeyim sana seni

Söz Büyügün sus kücügün

Söz gümüs sükut altin

Söz var is bitirir, söz var bas yitirir

Su testisi su yolunda kirilir

Tatli söz yilani deliginden cikarir

Tavsan daga küsmüs dagin haberi olmamis

Tilkinin dolasip gelecegi yer kürkcü dükkani

Tok acin halinden anlamaz

Ucuna bak bezini al, anasina bak kizini al

Ummadigin tas bas yarar

Üzüm üzüme baka baka kararir

Yalancinin mumu yatsiya kadar yanar

Yanlis hesap bagdattan döner

Yigidi öldür hakkini yeme
   
  
 

 
 

 

4/9/2008

Felsefe ve Tarihi

İlk Çağ Felsefesi Tarihi

İlk Çağ Felsefesi Nedir?


İlk Çağ felsefesi, genel anlamda İ.Ö. 700'lerden başlayıp İ.S. 500'lere kadar olan dönemdeki felsefi gelişmeleri kapsamakta ve Antik Çağ felsefesi ile aynı anlamda kullanılmaktadır.

Bu görüş, doğu felsefesi ile batı felsefesi arasında kesin bir ayrın varsayıldığında özellikle geçerli bir felsefe tarihi anlayışı olmaktadır; ancak ilk çağ felsefesi başka bir açıdan Antik Çağ felsefesinden önceki dönemden itibaren gerçekleşen, felsefenin bilgelik, yaşam bilgeliği anlamına geldiği felsefe anlayışını da ifade eder.

Bu anlamda felsefe, daha çok doğu felsefesi olarak bilinen felsefelerde Mısır, Mezopotamya, İran, Çin ve Hint felsefelerinde şekillenmiş, Antik Çağ felsefesiyle bilinen anlamdaki felsefe geleneği başlamış olmaktadır. Buna göre, ilk çağ felsefesi denildiğinde bütün bu felsefe gelenekleri ve süreçleri dahil olmaktadır. Bu anlamda felsefe tarihi, İ.Ö. 15. yüz yıl İran'ına kadar uzanmaktadır. Öte yandan belli başlı felsefe tarihi kitaplarıysa genel bir yaklaşım olarak İlk Çağ felsefesi ile Antik Çağ felsefesini aynı anlamda ele almaktadırlar. Antik Yunan, Hellen ve Roma felsefesinin belli bir dönemi bu anlamda Antik Çağ felsefesi ya da ilk çağ felsefesi olarak adlandırılmaktadır ve bu adlandırma yaygın bir eğilimdir.

İlk çağ felsefesi; M.Ö. 7. yüz yılın sonundan başlayıp, M.S. 2. yüzyıla dek süren dönemin felsefesidir.

ilkçağ felsefesi, mitolojiden ya da çoktanrılı dinden kopuş ve doğal olayların yine doğal nedenlerle açıklanması gerektiği inancıyla başlamıştır.

En seçkin temsilcileri arasında Sokrates, Platon ve Aristoteles gibi büyük filozofların bulunduğu ilkçağ felsefesinde, bilimle felsefe hep bir arada olmuş, başlangıçta doğa felsefesi ön plandayken, sonlara doğru pratik felsefe ağırlık kazanmıştır.

Çağın Felsefesindeki Genel Özellikler

- İlk döneminde Yunan felsefesi hemen hemen bütünüyle dış doğaya, cisimlerin dünyasına yönelmiş olan bir doğa felsefesidir.

- Bundan sonra insana karşı uyanan ilgi klasik dönemin geniş sistemlerine yol açmıştır. Bu sistemlerde Tanrı, insan ve doğa, bir düşünce bağlantısı içinde kavranmak istenmiştir.

- Sistemli bağımsız ve kişiseldir

- İnanca ve sezgiye değil akla dayalıdır.

- Mitolojiye çoktanrıcılığa tepkiyi dile getirir

- Görünüşün, çokluğun, ilişkilerin, oluşların ardındaki değişmez olanı arar. Buna da birlik adını verirler.

- Aristoteles’in kendi felsefesiyle okulunda gelişen ve biriken çok zengin bilgi kadrosu, tek tek bilimlerin bağımsızlığına her bilgi kolu üzerinde ayrıca çalışmalara yol açmıştır. Bundan sonra, her şeyi, bütün konuları içine almak isteyen bir sistem yerine: aralarında gittikçe ayrımlaşan bilimlerin bir karmaşası geçmiştir. Felsefe kendini bu bağlantıdan ayırmış, onun payına dünya ve hayat görüşleriyle ilgili genel sorunlarla uğraşmak düşmüştür.

Döneme Damgasını Vuran Önemli Düşünce Adamları:

  • Thales (Tales) Kimdir?
  • Anaksimandros Kimdir?
  • Anaksimenes Kimdir?
  • Pythagoras (Pisagor) Kimdir?
  • Herakleitos Kimdir?
  • Parmenides Kimdir?
  • Zenon (Xenon) Kimdir?
  • Empedokles Kimdir?
  • Anaksagoras (Anaxagoras) Kimdir?
  • Demokritos Kimdir?
  • Sofistler
  • Sokrates (Socrates) Kimdir?
  • Platon (Eflatun) Kimdir?
  • Aristoteles Kimdir?

    Bilgi Felsefesi Nedir?

    (Epistemoloji Nedir?)


    Tarihsel Bakış


    Bilgi edinme, bilme ve öğrenme insanın en temel güdülerinden ve onu diğer canlılardan ayıran en temel özelliklerindendir. Bu güdüler, insanın ortaya çıkmasından itibaren her yerde ve her zamanda insanın aktivitelerini temelden etkilemiştir. Yani bilgi edinmenin, dolayısıyla da bilginin tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir.

    Felsefenin ilk ortaya çıktığı dönemlerde (M.Ö. 7. yüz yıl; Yunan düşüncesi) insanlar ilgilerini bilginin öznesine değil, nesnesine yoğunlaştırmışlardır. Bu da demektir ki felsefenin ilk dönemlerinde insanlar "bilen özne" ile değil de "bilginin konusu olan nesne" ile ilgilenmişlerdir.

    Miletos Okulu'nun kurucusu olan Thales, her şeyin arkhesinin, yani ana maddesinin "su" olduğunu söylemiştir. Aynı şekilde Anaksimandros, her şeyin arkhesinin sonsuz ve sınırsız olan "aperion", Anaksimenes ise "hava" olduğunu söylemişlerdir.

    İşte bunlar, nesne üzerine yoğunlaşan ve yorum yapan düşünce insanlarıdır.

    Herakleitos, Parmenides, Demokritos ve Anaksagoras gibi ilk dönem Yunan filozofları bilginin imkanı, kaynağı, sınırları ve ölçütlerine ilişkin ilk soruları, şüpheleri ve tartışmaları ortaya çıkarmışlardır.

    Sonuç olarak "bilgi" konusunun, felsefî düşüncenin gündemine gelmesi; sofistler, Sokrates ve onu takip eden Platon ve Aristoteles gibi büyük filozofların döneminde olmuştur.

    Bilgi felsefesinin tarihsel gelişimine biraz göz gezdirdikten sonra, şimdi bilgi felsefesinin içeriğine değinilebilecektir.



    Din Felsefesi Nedir?

    Din; bilim ve sanat gibi temel insani kurumlardan birisidir. Din felsefesi, felsefe terminolojisine geç girmiş de olsa, felsefenin din üzerinde düşünmesi, felsefenin kendisi kadar eskidir.

    Din felsefesi en basit anlamda; din üzerine düşünmek, dini bütün elemanlarıyla beraber (inanç türleri, öğretileri, iddiaları ve tanrı gibi temel kavramlar vb.)  eleştirel, tutarlı, sistemli ve akılsal olarak inceleme konusu yapmaktır.

    Din felsefesi din kavramını, en ilkel dini yapılardan (animizm, totemizm vb.) en gelişmiş dinlere kadar (Hıristiyanlık, İslam vb.) çok geniş bir çerçevede ele almaktadır.

    Bu Başlık Altındaki Açıklamalarda Kullanılan Temel Kaynaklar

    - Philosophy of Religion –Thinking About Faith- C.Stephen Evans -InterVarsity Press 2001-184 sahife

    - The Word of God and the Mind of Man – Ronald H. Nash P and R Publishing 1992 –135 sahife

    - Din Felsefesi- Prof.Dr.Mehmet S.Aydın – İzmir İlahiyat vakfı yayınları 1999- 362 sahife

    - Tanrı Sorunu – Prof. Dr. Necip Taylan- Şehir Yayınları 1998-289 sahife

    - Felsefi Düşünceye Çağrı – Doç.Dr.Mevlüt Uyanık- Elis Yayınları 2003 – 309 sahife

    - Din Üzerine- David Hume –

    - Tanrı ve Felsefe –Etienne Gilson- Birleşik Yayıncılık 1999- 120 sahife

    - Felsefenin Arka Merdiveni-

    - Felsefenin Öyküsü-Will Durant- İz Yayıncılık 2002 –519 sahife

    - Din Felsefesi Yapmak – Wittgenstein ve Kierkegaard’dan hareketle- Anka Yayınları 2002-278 sahife

    - Philosophy- Jay Stevenson-Alpha 2002-312 sahife

    (Dr. R.C. Sproul’un The Consequences of Ideas kitabının Türkçe tercümesi Din Felsefesi ana metni olarak Prof. Dr. Mehmet Aydın’ın ve Prof. Dr. Necip Taylan’ın kitabı ile birlikte bu çalışma notları için kullanılmaktadır.)

    Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
    Felsefe Akımları Dizinine Geri Git

    > Anahtar Kelimeler:
    Doğa nedir, felsefe nedir, doğa felsefesi nedir, doğa felsefesi ne demektir, doğa felsefesinin tanımı nedir, doğa felsefesi ne anlama gelir, doğa felsefesi nedir, doğa filozofları, doğa felsefesi filozofları, doğa felsefesi anlamı, doğa felsefesi tanımı, doğa felsefesi tanım, doğa felsefesi hakkında...

    http://www.felsefe.gen.tr/

  • Bilgi Teorisi (Epistemoloji) Nedir?
  • Bilginin Kaynağı ve Ölçütleri
  • Bilginin Alanı, Kapsamı ve Sınırları
  • Felsefenin ve Dinin Tanımı
  • Felsefe ve Din Felsefesi
  • Tanrı Kavramı ve Dinlerin Tanrı Anlayışı
  • Tanrının Varlığı Konusunda Kanıtlar
  • Tanrının Varlığına Dair Ontolojik Kanıtlar
  • Tanrının Varlığına Dair Kozmolojik Kanıtlar
  • Tanrının Varlığına Dair Teleolojik Kanıtlar
  • Tanrının Varlığına Dair Ahlaki Kanıtlar
  • Tanrının Varlığı ve Dinsel Deneyimler
  • Din ve Mucize Kavramı
  • Doğa Felsefesi Nedir?

    Doğa felsefesi, felsefe tarihinde ilk çağ Yunan felsefesinin başlangıcında merkezi tema olarak doğanın ele alındığı felsefe yönelimidir, daha sonra çeşitli biçimlerde sürmüş, yeni nitelikler kazanmış ve yeniden değerlendirilmiştir.

    Doğa Felsefesinin Ana Problemleri

    Var olanların nedenin ne olduğunun araştırılması ve bu yönelimle doğanın düşüncenin temel meselesi olarak düşünülmeye başlanması doğa felsefesinin çerçevesini oluşturmuştur. Din ve mitolojinin dışına çıkarak var olanların ve nedenlerinin araştırılmasını başlatan Thales olmuştur.

    Thales bu anlamda felsefenin babası sayılmakta ve onunla başlayan felsefi düşünce de doğa felsefesi ya da varlık felsefesi olarak değerlendirilmektedir. Thales'i Anaximandros, Anaximenes gibi isimler izlemiştir. Farklı şekillerde içeriklendirmiş olmakla birlikte, doğa filozofları, genel bir yaklaşım biçimini benimsemişlerdir; bu yaklaşım biçimi de, doğayı incelediklerinde karşılarına çıkan çokluk ve onun temelinde olduğunu ve ondan kaynaklandığını düşündükleri temel kaynak (arkhe) düşüncesinden kaynaklanmıştır. Doğa felsefesinin bu anlamda temel prensibi, dış dünyadaki varlıkların kendisinden doğup geldiği ilk maddenin bulunması ya da belirlenmesidir.

    Thales için ana madde sudur; belirli bir maddedir. Anaksimandros bunu sonsuz olan ile değiştirir, çünkü su nitelik ve nicelik bakımından sınırlıdır; her şeyin kedisinden çıkıp geldiği kaynak sonsuz olmalıdır ona göre. Bu belirsiz ve soyut varlık ilkesini apeiron olarak belirtir. Onun öğrencisi olan Anaksimenes'te, arkhenin birlik ve sonsuzluk niteliğine sahip olması gerektiğini öne sürer; ancak buradan itibaren hocasında ayrılarak daha çok Thales'e yakın bir düşünce geliştirir. O da Thales gibi ana maddeyi belirli bir madde olarak değerlendirir; ona göre arkhe havadır. Hava hem somut belirli bir varlıktır, hem de soyut sınırlanamaz bir varlıktır. Hayatın ve ruhun temel maddesidir hava.

    Böylece belirli tarzda bir maddecilik anlayışı da belirginleşmeye başlar. Daha sonra bu giderek soyut düşüncelere doğru evrilecektir.

    Pisagorcularda örneğin ana madde ya da varlığın temeli sayı olarak belirtilecektir. Elea Okulu'nda Bir Olan diye adlandırılan tek ve değişmez ilke öne çıkacaktır. Empedokles bu iki yöndeki gelişmeleri birleştirmeye çalışan bir ana ilke arayışında olmuştur. O temel öğelerden ya da elementlerden bahseder ve ona göre bunlar hava,toprak, su ve ateş olarak belirtilirler. Bu dört element evrenin yapısının unsurlarıdır.Onların birleşmeleri ya da dağılmalarından diğer her şey meydana gelir. Anaksagoras düzenleyici bir ilke düşüncesini de işin içine katarak oluşun temel ilkesini nous olarak belirtir.

    Farklı Doğa Felsefesi Okulları

    Sokrates öncesi felsefe içinde doğa felsefesi çok önemli bir yer tutar; ilk doğa filozoflarından sonra doğa felsefesinin felsefi problemini sürdüren başka okullar da meydana gelmiştir.Bunları şöyle belirtmek mümkün;

    Milet Okulu: Thales, Anaksimandros, Anaksimenes.
    Pisagorculuk: Pisagor
    Elea Okulu: Parmanides, Zenon
    Efes Okulu: Heraklitos
    Atomculuk: Demokritos
    Çoğulculuk Okulu: Empedokles, Anaksagoras

    Bu okulların tamamı birbirinden farklı ve temelde zıt görüşlerden hareket etmiş ve birbirleriyle tartışma halinde olmuşlardır. Ancak temelde varlık problemi merkezi bir konu olarak hepsinde sürdürülmüştür. Örneğin Milet okulu temel maddenin ne olduğuna bir cevap ararken, Pisagorcular form üzerine ağırlık vermişler; Heraklitos ve Elea okulu değişim problemi ekseninde yoğunlaşmış; Çoğulcular ve Atomcular ise çokluk ve maddesellik eksenin de temel varlık ya da varlığın temeli sorununa cevaplar vermeye girişmişlerdir. Doğanın ve evrenin, bu temelde varlığın ve yaşamın temelinin açıklanması girişimi ortaya konulmuştur.

    Modern Doğa Felsefesi

    Ortaçağ'ın sonundan itibaren Rönesans'la birlikte hem felsefe alanında yeni bir canlanma meydana gelmeye başlamış, hem de bilimler de önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Bu dönemde doğa bilimleriyle doğa felsefesini birbirinden ayırmak olanaklı görünmemektedir. Kopernikus ile birlikte yeni bir dünya ve evren kavrayışı ortaya çıkmış, bunun devamında doğa felsefesi yerini giderek doğa bilimleri denilen alana bırakmaya başlamıştır. Böylece doğa ve evrene ilişkin felsefi yaklaşımların, soyut arkhe arayışının yerini somut bilgiler, gözlem ve deney merkezli açıklamalar almaya yönelir. Bu süreçte özellikle ortaçağdaki doğa felsefesi anlayışıyla bir hesaplaşmaya girildiği ve doğa bilimlerinin bu hesaplaşmanın sonucunda geliştiği söylenebilir. Her alanda olduğu gibi bilimin gelişmesi, özelliklede bu gelişmenin felsefenin içinden gelerek meydana gelmesi, felsefe ile bilim arasındaki ayrımın nasıl konulacağı sorununu gündeme getirmiş, doğa felsefesi ile doğa bilimleri arasındaki ayrım konusunda bu özellikle belirgin bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Francis Bacon, Kepler, Laplace gibi bilgin düşünürler bu sürecin önemli isimleri olmuşlardır. Doğa felsefesi bu süreçte bir tür felsefi materyalizm biçimine de bürünmüştür.

    Doğa Felsefesi ve Doğa Bilimi

    Doğa felsefesi ve doğa bilimi 17. yüzyıla gelinceye kadar birbirinden ayrılan alanlar değildir; hatta bu alanlar arasında açık ayrımlar yapma konusunda süregiden sorunlar söz konusudur. Çoğu zaman ve çoğu yerde doğa felsefecisi aynı zamanda fizik ya da diğer doğal bilim alanlarıyla da ilgilenen hatta onlar üzerinde otoriteye sahip olan bir kişiydi. 17. yüzyıldan itibaren felsefe ve bilim alanları birbirinden ayrışmaya ve bilimler kendi alanlarında daha da özerkleşmeye başlamasıyla doğa felsefesiyle doğa bilimlerinin ayrışması sorunu da gündeme geldi. Bu bir anlamda iki farklı bilgi türü arasında yapılması beklenen bir ayrımdı; ancak yinede bu ayrım her zaman açık seçik değildir. Modern doğa biliminin aldığı biçim ve geldiği bilgi düzeyi, belirli bir tarihsel dönemde bu ayrımı koşullandırmıştır. Özellikle Galileo ve Newton ile bu gelişmenin ortaya çıktığı saptanabilir; belirli bir yöntemle bir anlamda bilim empirikleşiyor, gözlem ve deney önemli bir nitelikle öne çıkıyordu. Felsefe ise spekülatif bir görünüme bürünüyordu bu gelişmeler karşısında. Bu eksende giderek bir ayrışma meydana gelmiş olsa da felsefe düzeyinde doğa bilimi ile doğa felsefesini ayrıştırmanın açık ve kesin bir şekilde görünebildiğini söylemek zordur.

    4/9/2008

    Psikoloji

    Psikoloji Nedir?

    Etimoloji

    Ruhbilim

    Os. Ruhîyât, Fr. Al. Psychologie, İng. Psychology

    Ruhsal yaşamın bilimi


    Yunanca ruh anlamına gelen psykhe deyimiyle bilgi anlamına gelen logos deyiminden türetilmiştir. Antik çağ Yunancasında psukhê deyimi duysal ruh anlamına geliyordu. Dilimizdeki ruhbilim deyimi de bu anlama uygundur ve özellikle ruh'la tin deyimleri arasındaki anlam ayrılığını göz önünde tutmuştur. Bu anlamda ruhbilim deyimi, canlı örgenliğin bedensel yanını inceleyen bilimi dile getiren fizyoloji deyimine karşı olarak canlı örgenliğin ruhsal yanını inceleyen bilimi dile getirir.

    İnsan ve hayvan davranışlarını inceleyen bilim.
     
    Bir grubu, bir bireyi belirleyen hareket etme, düşünme, duygulanma biçimlerinin bütünü.

    Davranışsal düşünüş, davranış biçimi.


    Psikolojinin tanımı, gözlenebilen, ölçülebilen insan ve hayvan davranışlarıdır.
     
    Psyche + Logos sözcüklerinin birleşmesinden oluşmuştur. Psyche ruh anlamına gelir, logos da bilim/bilgi demektir. Psychelogos yani Psikoloji sözcük anlamıyla "ruhbilim"dir.

    Bilim Olarak Psikoloji

    İnsan bir canlı olarak çevresine uyum sağlamak ve kendi içinde de dengeli bir gelişme sağlamak ister. Psikoloji de elde ettiği yasaları yine insana uygulayarak onun davranışlarını açıklayabilir, önceden kestirebilir, kontrol edebilir. Böylece, insana bu gelişim ve uyum sürecinde yardımcı olabilir.

    Günümüzde psikolojinin bulgularından, çok değişik alanlarda yararlanılır. Eğitim, tıp, endüstri, ekonomi alanlarında psikolojik bilgilerin kullanımı, insanların daha başarılı olmasını sağlamaktadır. Büyüme, gelişme, yetenekler, ilgi, zeka, heyecan, bellek, düşünme, öğrenme konularında elde edilen psikolojik bilgilerin eğitim alanında kullanılmasıyla bu alanda başarı yükselmiş, daha sağlıklı, daha modern bir eğitim anlayışı gelişmiştir.
    Psikoloji Dizinine Geri Git


    Bilinçdışı ve Psişik Yapılar: Ego Nedir?

    Ego, İd'den sonra gelişen bir diğer yapıdır. Bebeğin altıncı ayından itibaren İd'den kaynaklanarak gelişmeye başlayan Ego, bilinci ve gerçekliği temsil eder. Enerjisini İd'den alır ve aldığı bu enerjiye göre şekillenir. İd'in doyuma ulaşmak için kullandığı birincil süreç tarzı düşüncenin yerini ikincil süreç (secondary process) tarzı düşünceye bıraktığı yerdir. Düşleyerek yaşamanın mümkün olmadığını söyleyen Ego, devreye düşünme, karar verme ve planlama yetilerini sokar. İd'in sabırsızca doyum elde etme ve düşlemlerini daha gerçekçi yapıya dönüştüren Ego, gerçeklik ilkesine (reality principle) göre çalışır.


    Psikanalitik Kuram: Bilinçdışı ve Psişik Yapılar

    Bilinçdışı ile dürtülerin farkındalık dışında olduğu zihinsel işlevler bölümü kastedilir. Psikanalitik bilinçdışı, popüler bir kavram olan bilinçaltına benzer ama aynı değildir. Psikanaliz için, bilinçdışı bilinçte olmayan her şey değildir. Örneğin, motor becerileri, istemdışı fizyolojik hareketler değil ancak bilinçli aktif düşüncedeki bastırılanlardır. Ayrıca, önyargı gibi otomatik süreçlerin örnekleri ve şimdiki ilişkilerin üzerindeki geçmişin etkileri bilinçdışıdır.

    Freud'a göre, psikolojik bastırma yoluyla aklın ötesine taşınan kültür tarafından kabul edilmeyen düşünceler, arzular ve istekler, travmatik yaşantılar ve acı veren duyguların deposu bilindışıydı. Ancak, içerik her zaman olumsuz olmak zorunda değildi. Psikanalitik bakış açısına göre, bilindışı sadece kendi etkileri ile farkedilebilen bir güçtü - kendini belirtilerle ifade ederdi.

    Freud'un daha sonra geliştirdiği "yapısal teorisi"ne göre ego, superego ve id zihnin bölümleridir. "İd" "ilkel arzuları" (cinsellik, saldırganlık, açlık vs.) saklayan, "süperego" içselleştirilmiş norm, ahlak ve tabuları kapsayan, ve "ego" bu iki bölümün arabulucusu ve kendilik duygusuna yol veren bölümdür.

    Ayrıca Lütfen Bakınız:


    > Anahtar Kelimeler:

  • İd Nedir?
  • Ego Nedir?
  • Süperego Nedir?
  • Empati Nedir?

    Her insan dünyaya, kendine özgü bir bakış açısıyla bakar; kendisini ve çevresini, kendisine özgü bir biçimde algılar. Bir insanı anlamanın en iyi yolu dünyaya onun bakış açısıyla bakılmasıdır. Bunun için kişinin rolüne girilerek onun yerine geçerek, olaylara bakış açısı ve algılama biçimi yakalanabilir.

    Empati, bir insanın kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Karşıdaki kişinin penceresinden bakmak, onun ne duyduğunu, ne hissettiğini, niçin öyle davrandığını, niçin öyle düşündüğünü anlayabilme becerisidir.

    Empatinin tam olarak gerçekleşmesinin üç kuralı vardır;

    - Bir insanın kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak, olaylara onun bakış açısıyla bakmak,
    - Karşıdakinin duygu ve düşüncelerini doğru olarak anlamak ve hissetmek,
    - O kişiyi anladığını ona ifade etmek.

    Psikoloji, psikoloji nedir, psikoloji ne demektir, psikoloji ne anlama gelir, psikoloji ne iş yapar, psikoloji nedir, psikoloji ne demektir, psikoloji ve bilim, psikoloji sosyal bilimler, psikoloji bölümü, psikoloji notları, psikoloji ders norlatı, psikoloji nedir, ruhbilim nedir, ruhbilimi nedir, ruh bilim nedir, ruh bilimi nedir...
    kynk:ttp://www.felsefe.gen.tr/

    4/9/2008

    Antropoloji Nedir?


    Antropoloji Nedir?

    Antropoloji (Latince: anthrop- "insan, adam" ve logia "bilim"; anthropologia)

    İnsanın ve insanlığın incelenmesini konu alan bilim dalıdır.

    Antropoloji iki anlamda holistik yapıdadır: tüm zamanlarda yaşamış olan veya yaşayan tüm insanlara ilişkindir ve insanlığın tüm boyutlarını kapsar. Prensipte, tüm toplulukların tüm kurumlarıyla ilgilenir. Antropoloji özellikle kültürel görecelilik, bağlamın derinlemesine incelenmesi ve kültürler-arası karşılaştırmalara verdiği önem ile diğer sosyal disiplinlerden ayrılır.

    Antropoloji metodolojik açıdan çok zengindir ve hem nitel metotları hem de nicel metotları kullanır. Antropoloji disiplinin tarihinde etnografiler önemli bir yer tutmuş ve bir anlamda odağı oluşturmuştur. Bununla birlikte özellikle 20. yüzyılda etnografik çalışmaların ve etnografik ilgi odaklarının farklı antropoloji alt-dallarında farklı eğilimler gösterdiği görülebilir. Örneğin tıbbi antropolojide 20. yüzyılın ortalarında çalışma odaklarında küçük topluluklardan, modern Batı toplumlarına doğru bir kayış olmuştur.

    Antropoloji Tanımlarına Tarihsel Bakış

    Eric Wolf antropolojiyi "beşerî (insanî) bilimlerin en bilimseli, ve bilimlerin en insanîsi" olarak tanımlamıştır. Çağdaş antropologlar bazı ünlü düşünürleri önderleri olarak ileri sürmüşlerdir ve disiplinin çeşitli kaynakları ortaya atılmıştır; örneğin Claude Lévi-Strauss Montaigne ve Rousseau'nun önemli etkenlerden olduğunu iddia etmiştir. Antropoloji, Avrupalıların sistematik bir şekilde insan davranışını incelemeye teşebbüs ettikleri Aydınlanma Çağı'nın bir sonucu ve uzantısı olarak da anlaşılabilir. Hukuk, tarih, filoloji ve sosyoloji gibi gelenekler bu bilimlerin modern görüşlerini daha yakın bir şekilde yansıtan hallere doğru evrim geçirirken, antropolojinin de içinde yer aldığı sosyal bilimlerin gelişimi gerçekleşmiştir. Aynı zamanda, Aydınlanma'ya karşı romantik bir tepki olarak ortaya çıkan Johann Gottfried Herder ve daha sonraları Wilhelm Dilthey gibi düşünürlerin çalışmaları "kültür kavramı"nın temelini oluşturmuştur ki bu kavram antropoloji disiplininin temelini oluşturur denilebilir.

    Kurumsal olarak, antropoloji 17., 18., 19. ve 20. yüzyıldaki Avrupa kolonizasyonu sırasında doğal tarihin (natural history, zaman zaman doğa tarihi) gelişmesiyle ortaya çıkmış, gelişmiştir. Bu zamanlardaki genelde ‘ilkel insanların' incelenmesi olarak görülen alanla karakterize olmuş ilk etnografik çalışmalar ortaya çıkmıştır. Bu dönemlerde ortaya çıkan bazı ünlü etnografik çalışmaların kökeni de kolonyal yönetimin isteğine dayanır; örneğin Edward Evan Evans-Pritchard'ın Azandi halkına dair çalışması gibi. Geç 18. yüzyılda, Aydınlanma düşüncesi insan topluluklarını ampirik olarak gözlemlenebilecek belirli prensiplere göre hareket eden doğal bir fenomen olarak betimlemişti. Bazı açılardan, Avrupa kolonilerindeki dil, kültür, fizyoloji, teknoloji, gelenek ve inançların araştırılması ve incelenmesi bu yerlerdeki fauna ve floranın araştırılması ve incelenmesinden farklı değildi. Bununla birlikte kültürel uygulama, özellikle son dönemlerde, büyük değişikliğe uğramıştır ve bugün antropolojinin kolonyal dönemin ve Avrupa'nın bu dönemdeki düşüncesi ve uygulamalarının bir uzantısı olarak tanımlanması veya görülmesi doğru değildir.

    Antropoloji hızlı bir şekilde doğal tarihten ayrılarak ayrı bir disiplin olma yolunda gelişti ve 19. yüzyılın sonlarına doğru modern şekline büyük oranda yaklaştı. 1935'de örneğin, T. K. Penniman disiplinin tarihini konu alan "A Hundred Years of Anthropology" yani "Antropolojinin Bir Yüzyılı" isimli eseri kaleme almıştır. Erken dönem antropolojide, ünilinealizm yani tüm toplulukların, tek bir evrimsel süreçten en ilkelden en gelişmişe geçtiğini öne süren fikir hakimdi. Buradan hareketle Avrupaî olmayan topluluklar bu evrimsel süreç içerisinde ‘yaşayan fosiller' olarak ele görülüyordu ve Avrupa'nın geçmişini anlamak için incelenebilecekleri fikri yaygındı. Çeşitli toplulukların göçleri büyük oranda doğru bir şekilde ortaya çıkarılmıştır; Paul Rivet'in ilk kez Büyük Okyanus'daki Polenezya göçlerini doğru bir şekilde saptaması gibi. Son olarak ırk kavramı ve ilgili kavramlar, insan türü içindeki biyolojik çeşitliliğin doğasını anlamak için, antropometri gibi çeşitli araçlar ve uygulamalar ile birlikte geliştirilmiştir. Bununla birlikte daha sonra ırk ve ilgili kavramlar bilimsel ırkçılık olarak anılacak şekilde farklı ve daha ideolojik bir bazda kullanılmışlardır. Bugün ırk kavramı ve ilgili çeşitli kavramlar antropoloji içerisinde geçerliliğini yitirmiştirler ve bilimsel bir kavram olarak kullanılmamaktadırlar; bilimsel kökenlerini veya uygulamalarını yitirmişlerdir denilebilir. Ayrıca eski literatürde "ırk" kavramının kullanıldığı çoğu anlam için bugün "etnisite" terimi tercih edilmektedir.

    20. yüzyılda akademik disiplinler üç ana alan içerisinde düzenlenmeye başlanmıştır. Bilimler veya Türkçede daha sık kullanılan haliyle fen bilimleri tekrarlanabilir ve karşıtı kanıtlanabilir deneyler sayesinde doğa kanunlarının elde edilmesini amaçlarken, beşerî bilimler farklı millî gelenekleri, tarih ve sanat şeklinde incelemeyi amaçlar. Sosyal bilimler ise sosyal (toplumsal) fenomenlerin tanımlanması ve incelenmesini saplayacak bilimsel metotların geliştirilmesi ve sosyal bilgi için evrensel bir temelin oluşturulabilmesi gibi amaçlarla ortaya çıkmıştır. Bir akademik disiplin olarak antropoloji bu kategorilerden hiçbirine rahatlıkla konamayacağı gibi, barındırdığı farklı alt-dallar ve çeşitli inter-disiplinleri bu kategorilerden bazısına diğerlerine oranla daha yakın olabilirken, bazısı bu kategorilerin hepsini kapsayabilir.
    Kültürel Antropoloji Nedir?

    Kültürel antropoloji, toplumu ve kültürü inceler; toplumsal ve kültürel benzerlik ve farklılıkları tanımlar.

    Kültürel antropolojinin iki yönü vardır ve bunlar; etnografi ve etnolojidir. Etnografi, daha çok alan araştırmaları ve alan çalışmaları üzerine temellenmiştir. Etnoloji ise kültürler arası karşılaştırmaları temele almaktadır.

    Etnografi: Bir grup, toplum ya da kültürün ana niteliklerini, o toplumun içinde var olarak anlamaya ve açıklamaya çalışan antropoloji alanıdır. Alan çalışması sırasında veriler toplanır ve bunlar kitap, makale, film vb. şekillerde sunuma hazırlanır, tanımlanır, tahlil edilir ve yorumlanır. Etnograflar küçük toplulukların içinde yaşayıp onların yerel davranış, inanç, toplumsal yaşam ve din gibi faaliyetlerini incelerler.

    Etnoloji: Etnografik araştırmaların sonuçlarını analiz edip karşılaştırır. Kültürel farklılık ve benzerlikler tanımlanıp açıklanır; bunların genelliğini ya da özgünlüğünü ayırt eder.

    Arkeolojik Antropoloji Nedir?

    Arkeolojik antropoloji; insanların kültürel örüntülerini ve davranışlarını, maddi kalıntılar aracılığıyla açıklar ve yorumlar.

    Arkeologların ana ilgi alanı, tarih öncesinin incelenmesidir. Arkeologlar; tarihsel kültürleri ve yaşayan kültürleri de incelerler.

    Maddi kalıntıları birincil veri olarak kullanan arkeologlar, kültürel süreçleri bu kalıntılar üzerinden irdelerler.

    Arkeologlar, belirli yerleşim merkezlerinden kazı yaparak kültürel süreçleri buna göre belirlerler. Özellikle verimli topraklarda farklı dönemlerde farklı kültür imparatorlukları kurulmuş ve yok olmuştur. Arkeolojik kazılar, bu kültür imparatorluklarının toplumsal, ekonomik ve siyasal faaliyetlerini ve bunlarda zaman içinde meydana gelen değişiklikleri belirleyebilirler.
    Fiziksel Antropoloji Nedir?

    Fiziksel antropolojinin konusu, insanların zaman ve mekan içinde gösterdikleri fiziksel çeşitliliktir. Bu çeşitlilik, büyük ölçüde genetik ve çevresel etkilerin karışımıyla meydana gelmektedir. İşte bu biyolojik çeşitlilikler, fiziksel antropolojiyi 5 farklı ilgi alanına yöneltmektedir:

    - Paleoantropoloji,
    - Genetik,
    - Büyüme ve gelişme,
    - Biyolojik esneklik,
    - İnsan olmayan hominidlerin (maymunlar, goriller vb.) biyoloji, davranış ve toplumsal yaşamı.

    Fiziksel antropoloji, bu ilgi alanlarıyla beraber; biyoloji, zooloji, jeoloji, anatomi ve tıp gibi başka bilim alanlarıyla da bağlantılı duruma gelmektedir.

    Fiziksel antropoloji, primatolojiyi de kapsamaktadır. Primatlar, en yakın akrabalarımızı; yani maymunlar ve gorilleri içermektedir. Primatologlar bu hayvanların evrimini, doğasını ve çevresini incelerler.Birçok antropolog, primatların davranışının insanların doğasına ışık tuttuğunu düşünmektedir.
    Antropoloji ve Sosyoloji İlişkisi

    Antropolojinin, "kültürel antropoloji" dalı ve sosyoloji; toplumsal örgütler, davranışlar ve ilişkiler konularında ortak bir alanı paylaşır.

    Sosyologlar, sanayileşmiş batı toplumları üzerinde yoğunlaşırlarken; antropologlar sanayileşmemiş toplumları da ele almışlardır. Bu türden farklı toplumsal yapılan incelenmesi, farklı bilimsel çalışma yöntemleri gerektirmiştir. Bu bağlamda antropoloji ve sosyoloji, birbirinden ayrılmıştır. Örneğin sosyoloji için çok önemli sayılan verilerden "istatistiki bilgiler", antropoloji için pek de bir anlam ifade etmemektedir.

    Sonuç olarak antropoloji ve sosyoloji, temelde kimi aynı konular üzerinde yoğunlaşmış olsalar da bu konulara yaklaşım açıları bakımından birbirlerinden ayrılmaktadır.

    Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
    Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü, 1. Sınıf "Antropolojiye Giriş" Dersi Ders Notları; Antropoloji; İnsan Çeşitliliğine Bir Bakış; Conrad Phillip Kottak; s. 12

     

    < Antropoloji Dizinine Geri Git

    > Anahtar Kelimeler:Antropoloji, antropoloji nedir, antropoloji ne demektir, antropoloji tanımı nedir, antropoloji alanı nedir, antropoloji ne anlama gelir, antropoloji nedir, antropoloji nedir, antropoloji nedir, antropoloji neyi inceler, antropoloji, antropoloji bölümü, antropoloji dersi, antropoloji notları...
    http://www.felsefe.gen.tr

    Bağlantılarım

    Blogcu ile yapıldı