DEHA İMKANSIZI MÜMKÜN GÖRMEKTİR
8/10/2008 · Kategori: EDEBİ VE FELSEFİ

DEHA İMKANSIZI MÜMKÜN GÖRMEKTİR
Şehzadeliği Önce Edirne 'de, ardından Bursa 'da ve Manisa 'da geçen II. Mehmed, büyüdükçe ilim Öğreniyor, bir gün babasının yerini almaya hazırlanıyordu. Lâtince ve Yunanca da öğrenmişti. Bir gün hocalarından Molla Hüsrev, kendisine Peygamber efendimizin İstanbul 'un fethiyle ilgili hadisini okudu:
"Efendimiz şöyle buyurdular: 'Konstantiııiye elbet bir gün feth olunacaktır. Onu feth edecek kumandan ne güzel kumandan ve onun askerleri ne güzel askerdir. Bu kumandan inşaaîlah siz ....
Tarih 1453 yılının 5 Nisan 'ı gösteriyordu. Fatih ordusunun başında olarak İstanbul önlerine gelmişti. Bakışlarını Bizans 'a dikerek:
"Bu beldeye İslâm sancağı dikilmedikçe bana rahat uyumak haramdır..." diyordu.
Bir gece vaktiydi. İstanbul, gecenin koyu karanlığına yaslanmış, hâlâ ayakta duruyordu. Ne zamandır uğraştığı halde şehri düşürememişti. Donanmayı Haliç'e indirecek bir çare bulamamıştı. Hâlâ aynı konuyu düşünüyor, gecenin bu ilerlemiş saatlerinde çalışıyordu. Birden kafasında şimşekler çaktı. Güldü. Avuçlarını Bizans 'a doğru açıp kapadı.
'Artık avucumdasın Bizans! Artık avucumdasın!" diye bağırdı.
Acaba Fatih ne düşünmüştü? Bizans nasıl avucunda olabiliyordu? Bu, nasıl başarılacaktı?
Ertesi gün, Fatih Sultan Mehmed, düşündüğünü adım adım uygulamaya koydu. Önce Boğaziçi île Haliç arasındaki tepeye kızaklar döşetti. Kızaklar yağlanarak kaygan bir hale getirildi. Sonra gemiler kızakların üstünden kaydırılarak Haliç 'e indirildi.
Bu muhteşem başarı, askerlerin şevkini bir kat daha arttırmıştı. Canla başla çalışıyorlardı.
Gece boyu aralıksız sürdürülen çalışmalar sonunda, bütün gemiler Haliç 'e indirildi. Ertesi sabah, güneş, bu muhteşem manzaranın üzerine doğuyordu. Bizans tam bir şaşkınlık içindeydi. Gördüklerine inanamıyor ve kendilerini korkunç bir rüyada zannediyorlardı. Ancak, gülleler üzerlerine düşünce bunun bir rüya olmadığını anlayacaklar fakat ellerinden bir şey gelmeyecektir.
Bu dâhiyane buluş sayesinde Sütlüce 'den Eyüb 'e kadar olan bölge Osmanlı hâkimiyetine girmiş ve Bizans surları Haliç tarafından da top ateşine tutulmuştu. Böylece şehir iki ateş arasına alınmış, Bizans 'in fethine bir adım daha yaklaşılmıştı.
İstanbul 'un fethinde bu dâhiyane buluşun çok büyük bir tesiri olduğu muhakkaktır. Bu da Fatih 'in eşsiz dehâsının eseridir.
Gece bitmek bilmiyordu. 21 yaşındaki Osmanlı padişahı, yalınayak, başı açık secdede idi. Akşemseddin içeri girdiğinde onu böyle buldu.
"Hünkarım," dedi. "Sabah namazından önce hücum emrini veriniz. Allah 'in izni ve yardımıyla gaziler ordusu, sabah namazını İstanbul 'da kılacaktır."
Padişah bu müjdeyi içine sindire sindire dinledi. Akşemseddin 'in şimdiye kadar bütün söyledikleri çıkmıştı. Elbet bu da çıkacaktı. Şüphesi dağılmıştı.
Geceyarısından sonra hücum emrini verdi.
Tekbirler, mehterin savaş marşlarına karıştı. 'Allah Allah" sesleri şâhî toplarının gümbürtüsünü bastırdı. Bataryalar şiddetli ateşe başladı. Kuleler sur dibine doğru sürüldü.
Molla Güranî ile Akşemseddin ateş hattında dolaşıyor, askerlere, "Ya gazi ya şehit" olmalarını telkin ediyorlardı.
Padişah yerinde duramıyordu. Kır atının üstünde şahin gibiydi. Sonunda dayanamadı:,
"Yallah Bismillah, şahbazlarım, gün gayret günüdür, ne durursunuz!" diyerek atını şaha kaldırdı.
Padişahı ve hocalarını en ileri saflarda gören askerin gayreti arttı. Genç padişahın andını tekrarladılar:
"Ya alırız, ya ölürüz!"
Ulubatlı Hasan en öne fırlamıştı. Kalkanını başının üstünde tutuyor, kılıcıyla kendine yol açmaya çalışıyordu.
Şâhî topunun açtığı gedikten girip surlara tırmanmaya koyuldu. Onu gören otuz kadar cengâver aynı heyecanla surlara koştu. Ulubatlı, eline geçirdiği sancağı ne olursa olsun burçlara dikmek için çırpınıyordu. Yaralanmıştı. Fakat buna aldırdığı yoktu. Sancağı surlara dikecek ve İstanbul 'a ilk giren yiğit olmak şerefiyle şehitlik rütbesini de kazanacaktı.
Oklar vücudunu delik deşik ettiği halde, düşmüyordu.
Sancağı dikti ve son nefesini verdi. Tarihlerde yazılı olduğuna göre en son nefesinde şunları dedi:
'Allah 'im, bu sancağı buradan indirtme."
Fatih, İstanbul 'u fethetmiş, ordusunun başında şehre giriyordu.
Bir derviş önüne fırlayıp atının yularına yapıştı:
"Padişahım!" Dedi. "Unutma sakın, İstanbul 'u biz dervişlerin duaları sayesinde fethettin."
Fatih hafifçe gülümsedi. Elini kılıcına atıp yarıya kadar sıyırdı:
"Baka derviş, doğru söylersin, ama şu kılıcın da hakkını unutma."
Böylece işlerin yalnızca dua ile değil, çalışkanlık ve duanın birleşmesiyle
ALINTI
ZENGİNİN ÇORABI
8/10/2008 · Kategori: EDEBİ VE FELSEFİ
Çok zengin bir adamcağız, ölümünün yaklaştığını hissedince, oğlunu yanına çağırmış. Evvelâ en mühim vasiyetini bildirmiş. Demiş ki : “Beni mezara çoraplarımla gömün.” Anlamamakla berâber kabul etmiş oğlu. Adam bir de mektup tutuşturmuş oğlunun eline. “Ölümümden sonra, ilk başın sıkıştığında bu mektubu açarsın” demiş sonra. Ona da “Peki” demiş çocukcağız.
Neyse hak vâkî olmuş, adam rûhunu teslim etmiş. Eş dost toplanıp ağıt yakarken, oğlanı almış bir düşünce. “Ben şimdi bu adamı çoraplarıyla nasıl gömerim” diye. Bir hoca bulup sormuş acele tarafından. Ama müspet cevap alamamış. “Olmaz” demiş hoca, “Dinimizce uygun değil böyle bir şey.” Başka hocaya sormuş, o da “Olmaz” demiş. Çoçuk çâresiz, ölüyü de artık bekletmeden gömmek lâzım. Aklına birden babasının “İlk başın sıkıştığında aç” diyerek bıraktığı mektup gelmiş. Hemen mektubu arayıp, bulmuş. Mektupta şunlar yazılıymış. “Oğlum, gördüğün gibi ben bunca zenginliğime rağmen yanımda bir çorap bile götüremiyorum. Sen düşün gerisini...”
Bir devrimcinin aşk mektubu
5/10/2008 · Kategori: EDEBİ VE FELSEFİ
Bir devrimcinin aşk mektubu 3 Temmuz 1908 Cuma günü, Makedonya kaynıyordu. Resne garnizon komutanı Kıdemli Yüzbaşı Ahmed Niyazi Bey, tabur kasasını kırıyor, ‘ödünç’ aldığı parayla başına geçtiği ihtilali finanse etmeyi planlıyordu. 
Öbür yanda 200 kadar gönüllüsü silah depolarına girmiş, mavzerleri topluyorlardı. Tam cuma vaktiydi, subaylar ve erat namazdaydı. Fırsat bu fırsattı.
Niyazi Bey emri verdi, sessiz sedasız “balkan”a, yani dağa çıkıldı. Devrimcilerimiz sonradan yakın tarihimizdeki en köklü kırılmalarından birisini teşkil edecek olan Meşrutiyet ihtilaline yahut o zamanki deyimle “İlan-ı Hürriyet”e öncülük yapıyorlardı.
Yakınlarda bir sahaftan satın aldığım dosyada Niyazi Bey’in ailesinden intikal eden mektup ve fotoğraflara rastlayınca şaşırmadım desem yalan olur. Çünkü bu veda mektubu ve ailesine ait fotoğraflarla Meşrutiyet’in ilk iki “hürriyet kahramanı”ndan birisinin (öbür kahramanın Enver Bey olduğunu söylemeye gerek var mı?) hayatına dair bilinmeyen noktaları ortaya çıkarma fırsatı elime geçmiş oluyordu.
İşte Resneli Niyazi’nin dağa çıkmadan önce eşi Feride Hanım’a yazdığı o dokunaklı mektup da bunlardan biri.
“İki gözüm!
Sana pek kıymetli bir yadigârım olmak üzere gönderdiğim şu vedâ mektubumu gayet soğukkanlılıkla sevine sevine oku! Ve okudukça sevincini ilan et!
Sakın ağlama! Hatta hiç sıkılma! Beni Allah’a emanet et, bilakis iftihar et! Sen bahtiyarsın! Zira dünyanın en muhterem bir kadını sen olacaksın! Bunun için gayet serinkanlılıkla oku.
Ruhum, sakın asla vicdanen müteessir olma ki, benim zevcem olduğunu cihana bildiresin! Ve bir fevkalade gayret göstermeyi herhalde arzu ederseniz hakkımı helal ederim.
Sakın hatırına başka bir şey getirme! Bildiğinden ziyade seni severim. Ve senin ismet ve namusunu düşünerek şu fedakârlığı göze aldım.
Ecdadımızın mübarek kanlarıyla yoğrulup zapt edilmiş olan mukaddes vatanımız, vatan hissinden mahrum olan alçakların […] hıyaneti eseri [olarak] bugün yaralı bir arslan gibi çırpınıyor. Eğer yarası sarılmazsa elden de gidiyor. Vatan elden gidince namuslarımızı […] ve şimdi Girit’te gözümüz önünde olduğu gibi onlar […] özerklik için çalıştıkça kıymetli namusumuz da yabancıların saldırısına ve zulme uğrayacaktır. Şu fani dünyada ölüme mahkûm olan insanların mukaddes vatanımızın uğradığı şu felakete herkes gibi seyirci olarak yaşamayı pek hakir gördüm.
Bizi bu vatan besledi, büyüttü. Vatan olmasa biz de yokuz demektir. “Hubbu’l-vatan mine’l-iman” [Vatan sevgisi imandandır] buyrulmuştur.
Gerçi seni çok severim [fakat] toprak ve vatanımızı dünyada her şeyden ziyade severim. Ne yarar, her bir şey yine onların varlığıyla kâimdir. Bunlar için istibdad hükümeti idaresi kötülükleriyle zaten uyuşmuş olan vicdan sahiplerini gayrete getirmek, bu güzel sebeple gayrete getirerek kurbanlık hale gelmiş olan vatanımızı düşmanların saldırısından kurtarmak üzere mavzer tüfekleriyle silahlı iki yüz fedaiyle dağa çıktım (işte şimdi telaş etme).
On günden beri gördüğün telaş buydu. Sen! Sakın ümidini kesme, elveda bile etmem. Çünkü ben Rabbimin yardımına ve Hazret-i Peygamber’in ruhaniyetine dayanarak vatan için fedai çıktım. Merak etme! Dediğim gibi inşaallah yakında İstanbul’da seni kucaklayacağım.
Sana şimdilik daha otuz lira gönderiyorum.
Ben senin ismet ve namusundan her suretle eminim, ve vicdanen rahatım. Sakın ha beni üzme. Seni Cenab-ı Hakk’a emanet ederim gözüm.
Bâki: Ya ölüm ya vatanın kurtuluşu.
Vatan fedaisi Kolağası zevceniz
20 Haziran 324 (3 Temmuz 1908)
Valide Hanım’ın muhterem ellerinden öper ve umum akrabaya arz-ı hürmet eylerim. Bana kimse lanet okumasın. Niyazi vatana gidiyor”
Resneli Niyazi’nin veda mektubu burada bitiyordu. 
Ölmedi, yaşadı Resneli Niyazi; feleğin parlak ışıklarını da gördü, giderek bir kenara itilmenin kahredici yalnızlığını da. II. Abdülhamid ile Sultan Reşad’ın karşısında bıyıklarını burduğunu da biliyoruz, Bursa’ya muzaffer bir komutan gibi gidip de İttihatçılar tarafından konuşturulmayınca süklüm püklüm geri dönüşünü de.
Ve nihayet Avlonya limanında üç el silah patladı ve Vatan Fedaimiz yere yığıldı. Oğlunun söylediğine göre ceketinden “Beni bu menhus topraklarda bırakmayın!” yazılı bir vasiyet çıkmış. “Menhus topraklar”, öyle mi? Daha 4 yıl önce o topraklarda ıslahat yapılacak diye “Vatan elden gidiyor” telaşıyla ayaklanan siz değil miydiniz? Ne zamandır “menhus” oldu o topraklar? Ne zamandır?.
Kaynak: Mustafa Armağan/Zaman
Hayatını yazsan oyun olur mu?
3/10/2008 · Kategori: EDEBİ VE FELSEFİ

Hayatını yazsan oyun olur mu?
| 02 Ekim 2008 |
Daha önce herhangi bir hikayeniz, anınız tiyatro sahnesinde oynandı mı? Peki ya aşk hikayelerinizi sahnede seyretmek ister misiniz? Hayatımı yazsam oyun olur diyorsanız www.hyoo.biz adresine tıklayın, hikayenizi ekleyin! .
İnternet adresi üzerinden pek çok kişinin siteye yazdığı aşk hikayelerini tiyatro sahnesinden anlatma düşüncesiyle yola çıkan Tiyatro Boyalı Kuş daha önce Türkiye'de benzeri bulunmayan projesiyle herkesi "hayatımı yazsam oyun olur" adlı internet adresine aşk hikayelerini yazmaya çağırıyor.
Hayatımı anlatsam roman olur, der eskiler. Tiyatro Boyalı Kuş da bunun üzerine "belki roman yazamayız ama oyun yazabiliriz" diyerek farklı kişilerin gerçek hikayelerinden bir oyun olamaz mı, diye düşündü. İşte hyoo'nun yolculuğu böyle başladı ve bir tiyatro gösterisine öncülük etmek için hayata geçirildi.
Hikayeler Sahnede Hayat Bulacak
www.hyoo.biz adresine eklenen hikayelerden seçilerek oluşturulacak oyunun adı Tahterevallide Aşk. Tahterevallide Aşk 2008-2009 sezonu boyunca başta İstanbul olmak üzere Türkiye'nin bir çok kentinde perde açmayı hedefliyor.
Tiyatro Boyalı Kuş sadece internet sitesiyle değil, Tahterevallide Aşk oyunun yapısıyla da benzeri olmayan bir projeye imza atıyor: Her gösteride farklı hikayeler sahneye taşınacak ve her oyun için seçilen hikayeler internet sitesinden duyurulacak. Böylece İnternet sitesine yeni eklenen hikayeler, Tiyatro Boyalı Kuş'un yorumuyla sürekli bir şekilde ve zaman zaman sürpriz oyuncuların da katılımıyla seyredilebilecek.
Hikayelerin onaylanması, seçilmesi, oyunlaştırılması ve sahnelenmesi Tiyatro Boyalı Kuş'un öznel seçimiyle gerçekleşecek. İnternet sitesine hikayelerin eklenmesi ise üyelik sistemiyle işleyecek. Adresi ziyaret eden herkes ise hikayeleri okuyabilecek.
Tahterevallide Aşk aşkı anlatan ve aşkın nasıl bir denge oyunu olduğundan bahseden bir oyun olarak yeni sezonda, seyirciler ve hikaye sahipleriyle buluşacak. Bu buluşmaya katılmak için yapmanız gereken tek şey www.hyoo.biz adresine girip üye olmak ve aşkınızı anlatmaya başlamak
E-posta: info@tiyatroboyalikus.com
Tiyatro Boyalı Kuş İnternet Sitesi: www.tiyatroboyalikus.com
Tahterevallide Aşk Oyunu İnternet Sitesi: www.tahterevallideask.com
Hayatımı Yazsam Oyun Olur İnternet Sitesi: www.hayatimiyazsamoyunolur.com ya da www.hyoo.biz
Adres: İstiklal cad. Meşelik sok. 6/8 Beyoğlu-İstanbul
Tel: 0212 245 21 09 / 0542 477 27 53
'Hariçten gazel' okuyan kalemler!
3/10/2008 · Kategori: EDEBİ VE FELSEFİ

'Hariçten gazel' okuyan kalemler!
| 02 Ekim 2008 |
Edebiyat ve hayat dergisi sloganıyla okunan Hariçten Gazel'in dördüncü sayısı çıktı. Murat Uyurkulak ve Murat Menteş gibi modern Türk edebiyatının iki ilginç ve kendine has yazarıyla söyleşilere de yer verilen Ankara çıkışlı dergide Hakan Günday, Elif Şafak, İhsan Oktay Anar, Hasan Ali Toptaş ve Alper Canıgüz'le ilgili değerlendirmeler var. Dergide ayrıca Kızılderili şair Sherman Alexie'yle bir söyleşi ve Alexie'nin imzalı bir denemesi de bulunuyor.
sabah
Hayırlı Bayramlar Olsun
29/9/2008 · Kategori: EDEBİ VE FELSEFİ

Hayırlı Bayramlar Olsun
Bayramlar hala siyah beyaz günlerin coşkusunu yaşatıyor bana. Ütülü mendil içlerine harçlıklar hazırlıyorum kendi çocuklarıma ve de kapıya gelecek komşu çocuklar için.
Her
Hazır baklavalardaki glikoz tadında bayram yaşamıyorum hiç. Yaşatmıyorum çocuklarıma da.
Her bayram annemle ev baklavası yapıyoruz, birkaç komşu da katılıyor nostaljimize. İftar sonrası başlıyoruz yufkaları açmaya, bembeyaz çarşafların üzerine kâğıt gibi dizerek. Sahur davulcusu geçene kadar beş-altı tepsi bitirme telâşı içinde fıkralarımız una bulaşıyor, kahkahalarımız tepsilere tat veriyor.
Her zaman yaptığım temizlikten farklı bir temizlik yapıyorum evde. Özellikle bayram temizliğimde hacışakir kokusuna bulaştırıyorum evin her köşesini, çocukluğumdaki bayram sabahına uyanayım diye.
Kıyafet olarak bir şey alamasam da bir çift çorap alıyorum illa ki tüm ev halkına. Çünkü yeni çorap yakışır bayram namazlarına.
Bayram sabahları kahvaltıdan sonra mutlaka Türk kahvesi pişiriyorum. Kırk yıl öncesi gibi kokuyor mutfağımın dört bir yanı. Kahvemi içiyorum rahmetle andığım babamın fincanında.
Her gün gördüğüm anneme bir başka sarılıyor bakışlarım bayramlarda. Çocukları ise bir başka şımartıyorum. Onları öperken çocukluğumu bırakıyorum yanaklarında.
Zamansızlıktan, hayatın karmaşasından uzun zaman ziyaret edemediğim teyzeler, amcalar konu-komşuyu görmek için bir şans bence bayramlar aslında. Her bayram ne çok şey konuşuyoruz bayram tadında.
Yaşamasını bilmeli insan kendince, kültürümüzü yaşatmak elimizde aslında. Ve kim nasıl yaşarsa yaşasın, benim bayramlarım hep siyah beyaz ve saklı tavan arasındaki sandığımda. Her bayram o sandıktan çıkartıyorum övünçlerimle, inançlarımla, birikmiş umutlarım ve hasletlerimle sakladığım kültürümü, iğne oyalı bir bohçadan.
Ben bayramlarımızı çok seviyorum ve kırk yıldır aynı heyecanla bayram sabahı doğacak güneşi bekliyorum:))
TÜM DOSTLARIMIN BAYRAMINI KUTLUYOR VE HERKESE GÖNLÜNCE BAYRAMLAR GEÇİRMESİNİ DİLİYORUM...
Nesrin Göçtürk Kaya
Dünüm sen, dileğim sen
28/9/2008 · Kategori: EDEBİ VE FELSEFİ

Meyve düşer dal kırılmaz; koku sen isen
Ve gümüşlenir yakamoz, ayım sen isen
Yaram kanar, pamuk sen, yeşil bakarım rengi sen,
Dünüm sen, dileğim sen
Gül bile yasemin kokar artık
Karalar bağlar kırmızım sen; adın sorarlar o sen.
Elmas akar yaş, keder sen isen
Yasemin bile sen kokar artık
Söz : Ersin Özel
Müzik: Gökhan Türkmen
Antropologia I Kayapo Del Brasile Parte 1
25/9/2008 · Kategori: EDEBİ VE FELSEFİ
Türk Mitolojisi 1
25/9/2008 · Kategori: EDEBİ VE FELSEFİ
IŞIĞA YÜRÜMEK
18/9/2008 · Kategori: EDEBİ VE FELSEFİ
IŞIĞA YÜRÜMEKBir gurup arıyla sineği bir şişeye koyuyorlar. Şişenin taban tarafını ışığa doğru, açık olan ağız kısmını da karanlığa doğru yerleştiriyorlar. Arıların hepsi ışık olan tarafa doğru üşüşüyorlar . Ama şişenin tabanı cam ve onların da yabancısı olduğu bir madde olduğundan çıkmayı başaramıyorlar. Bu arada sinekler, şişenin ağzına doluşuyorlar ve karanlıkta dışarı çıkıp kayboluyorlar. Ağzı açık olan şişeden karanlık tarafa doğru tek bir arı bile gelmiyor. Camın önünde ışığa doğru çabalarına devam ediyorlar... İnsanın aklına hemen arıların akılsızca davrandıkları geliyor. Ancak daha derinlemesine düşününce, karşımıza bir anıt gibi dikilen gerçek çok farklı oluyor.
Çok basit gelen bu deney beni oldukça düşündürdü. Arıların ne kadar akıllı varlıklar olduğunu hepimiz biliyoruz. Sinekler ise malum hayvanlar. Arılar ne kadar temizse adı üstünde, sinekler de o kadar iğrençtirler. Arılardan korkarız bizi sokarlar diye ama, sineklerden midemiz bulanır.
Evet, ışığa doğru yürüyenlerin önünde her zaman engeller olacaktır kuskusuz. Onlar, engellere rağmen ışıktan vazgeçmeyenlerdir. Ne tür engel olursa olsun önlerinde, çabalarını sürdürenlerdir. Ve bu uğurda da gerektiğinde ölebilenlerdir. Yürek, azim, sevgi, ilkeler, dürüstlüktür bunu yaptıran. Kendine saygı, yasadığı topluma saygıdır.
Sinekler, karanlıkta sıvışan kaçaklardır. Karanlığa yürüyenlerdir. Karanlık düşüncelerdir. Şişenin ağzının karanlığa bakmasının onlarca hiç bir önemi yoktur . Sinsi, ilkesiz, yüreksiz, korkak varlıklardır. SADECE Kendi yaşamları söz konusudur. Nerede yemek varsa, nerede rahat yasayacaklarsa, nerede çok para kazanacaklarsa oraya giderler. Onlar için karanlık olması önemli değildir açık ağızların.
Arıyı kovalamak isterseniz savaşır. Engellere aldırmaz. Amacı sadece ışığa ulaşmaktır. İğnesini sapladığında öleceğini bilerek savaşır. Ve değerleri için ölür. Ama sinekler kaçarlar. Sonra yılışık yılışık tekrar dönerler kovaladığınız yere. Yemeklerinize, kollarınızın üstüne tünerler. Pis ayaklarıyla ezerler yaşadığımız her yeri.
Arılar yumurtalarını yalnızca kovanlarına bırakırlar. Oysa sinekler her yere yumurtlar, her yerde ürerler. Onlar için yumurtalarını bırakacakları yerin bile hiç önemi yoktur...
ENGELLERE RAĞMEN IŞIĞA YÜRÜYENLERE, IŞIĞA ULAŞMAK İÇİN ÇABALAYANLARA, IŞIK SAÇANLARA SEVGİLER, SAYGILAR.......
Girme şu alçakların hizmetine
Konma sinek gibi pislik üstüne
İki günde bir somun ye ne olur
Yüreğinin kanını iç de boyun eğme..
Ömer Hayyam
« Önceki :: Sonraki »

