Dünyanın son büyük elması

23/9/2008

Dünyanın son büyük elması
Kaçıkçı Elmasının şöhretini bilmeyen yok. Yeni bulunan bu elmas ise en büyükler arasında yerini aldı.

Güney Afrika'da küçük bir krallık olan Lesotho'daki Letseng Maden Ocağı'nda bulunan elmas, dünyanın en büyük elmasları arasında bulunuyor.

Güney Afrika'daki Lesotho'da bulunan 478 karatlık elmas da, dünyanın en büyük elmasları arasında gösteriliyor. Bir maden ocağında ortaya çıkarılan elmasın değerinin ise, milyon dolarları bulacağı tahmin ediliyor.

Önde gelen mücevher markalarından Gem'in sahip olduğu maden ocağından çıkartılan elmasın, en büyük elmaslar arasında gösterilen 150 karatlık Kuh-i-Nur elması kadar değerli olduğu belirtiliyor. Bu elmas, İngiltere Krallık Hazinesi'nde, kraliçenin tacında bulunuyor. Kuh-i-Nur elması, kadın sahibine iyi şans getirmesiyle, erkeğe ise şanssızlık veya ölüm getirmesiyle biliniyor.

Adı Farsçada Işık Denizi anlamında olan, uçuk pembe renkli, yassı bir taş olan Derya-i Nur elması ise, yaklaşık 185 kırat ağırlığında ve bugün İran Milli Bankası'nda saklanıyor.

1853 yılında Brezilya'da bulunan ve Güney Yıldızı adıyla tanınan 128 karatlık elmasla, Büyük Moğol Elması ve Türkiye'deki 86 karatlık Kaşıkçı Elması, dünyanın en büyük elması ve en değerli 22 elmasın arasında bulunuyor.

Lesotho'da bu hafta başında çıkartılan büyük beyaz elmas da ilk 20 arasında gösteriliyor.
Bu haber toplam 6648 defa okunmuştur
internethaber

Türkiye'de bebek ölümleri artıyor

23/9/2008

Türkiye'de bebek ölümleri

Türkiye'de son günlerde yaşanan bebek ölümleri gündeme damgasını vurdu. En büyük doğum hastanelerimizden biri olan Zekai Tahir Burak Hastanesi'nde gerçekleşen bu ölümlerin sebebi ciddi bir araştırma konusu haline geldi.
Son günlerde bebek ölümleriyle adını duyuran Türkiye'nin en büyük doğum hastanelerinden biri olan ve Başkent'te yılda 26 bin doğum gerçekleştirilen Zekai Tahir Burak Hastanesi'nde toplam 28 bebeğin ölmesi nedeniyle inceleme başlatıldı.

Sağlık Emekçileri Sendikası (SES), 3 günde 27 bebeğin öldüğünü ve bunun hastane mikrobundan kaynaklandığını savunurken, başhekim ölümlerin hastane enfeksiyonundan değil prematüre doğumlardan ve bağırsak sorunları, doğumsal sakatlık, doğumsal kalp sorunu, hipertansiyon ve oksijen yetersizliği gibi nedenlerden kaynaklandığını açıkladı.

Bir günde 14 ölüm

Hastanenin doğum salonunda tadilata başlanınca doğumlar başka bir üniteye alındı. Ancak bir hafta içinde özellikle prematüre bebeklerde ölümler arttı. Sağlık Emekçileri Sendikası yöneticileri, "Doğumlar sterilize olmayan ortamda yapılıyor. Bir kuvözde iki üç çocuğun kalması, doğumda birden fazla annenin aynı yatakta yatması enfeksiyonun yoğun bakım ünitesine yayılmasına neden oldu. Geçen perşembe 14, cuma günü 5 ve cumartesi günü akşama kadar 8 olmak üzere toplam 27 bebek öldü" iddiasında bulundu.

Klinik şefi 'NORMAL' dedi

Yenidoğan Klinik Şefi Uğur Dilmen günde 2-3 bebek ölümü olduğunu, bunların hastane mikrobundan kaynaklanmadığını söyledi. Sendikanın ısrarı üzerine Başhekim Leyla Mollamahmutoğlu dün sabah, 15 günde "20 civarında" bebeğin öldüğünü, bunların çoğunun prematüre doğumdan kaynaklandığını söyledi. Başhekimin, "Ölümlerin yüzde 30'u enfeksiyon kaynaklı ama net değil" ifadesi kafa karıştırdı. Mollamahmutoğlu öğleden sonra yaptığı basın toplantısında ise 27 bebek ölümünü doğruladı. Dün akşam bir bebeğin daha öldüğünü anlatan Mollamahmutoğlu, enfeksiyon iddiasını ısrarla reddetti. Başhekim, ölümlerin nedeninin 48 saat içinde kültür sonuçlarıyla ortaya çıkacağını söylerken, Prof. Dr. Uğur Dilmen, kültür örnekleri sonuçlarının "hastane mikrobu olmadığını" gösterdiğini açıkladı ve "Bebek ölümlerinde anormal bir durum yok" dedi.

Bağımsız heyet baksın

Ankara Tabip Odası Genel Sekreteri Eriş Bilaloğlu bağımsız bir heyet tarafından inceleme yapılmasını istedi. Bebek ölümleri üzerine prematüre yani 37 haftalık doğumların doğumhanedeki tadilat bitene kadar başka hastanelerde yapılması kararlaştırıldı. Sağlık Bakanlığı iddialar üzerine inceleme başlatacak.

SAĞLIK BAKANLIĞI: "BEBEK ÖLÜMLERİNDEKİ İLK BULGULAR HASTANE ENFEKSİYONU OLMADIĞI YÖNÜNDE"


Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü Doç. Dr. Öner Odabaş, Dr. Zekai Tahir Burak Doğumevi'nde 15 günde 27 bebeğin ölümüne ilişkin olarak ANKA'ya yaptığı değerlendirmede, ilk bulgulara göre bebek ölümlerinin hastane enfeksiyonundan kaynaklanmadığını söyledi. Kesin sonucun Bakanlık tarafından yapılan incelemede ortaya çıkacağını ifade eden Doç. Dr. Odabaş, "Kesin sonuç bir takım kültür sonuçları ile belli olacak. Bazen de hastane enfeksiyonları daha geç olarak saptanabiliyor. Az bir ihtimal olsa da çıkabilir. Ama şu an öyle bir şüphe uyandıracak bir bulgumuz yok. Mevcut verilerimiz bunu desteklemiyor" diye konuştu.

"Her bebek kendi enfeksiyonu ile ölmüş"

15 günde 27 ölümün hastane yapısı göz önüne alındığında fazla olarak görülemeyeceğini bildiren Doç. Dr. Odabaş, "Zekai Tahir Burak gibi bir referans hastanesini göz önüne aldığımızda sayıya fazla değil diyebiliriz. Çünkü burada özellikle Temmuz ayında yatan bebek popülasyonu genellikle problemli bebekler. Yani çoğunlukla bin gramın altında olan bebekler" dedi. Bebeklerdeki enfeksiyonlara ilişkin olarak ise Doç. Dr. Odabaş şunları söyledi:

"Bir kısmında enfeksiyonu ajanlarına rastlanmış; ama hastane enfeksiyonu denilebilecek tek bir enfeksiyon ajanı değil bunlar. Tabi ki yeni doğanlarda enfeksiyonun olması gayet doğal. Bu hastane enfeksiyonu anlamına gelmiyor. Ama şu ana kadar saptadığımız her bebek kendi enfeksiyonu ile ölmüş. Yani başka bir bebekten bulaşan enfeksiyon saptanmadı. Şu anki bulgularımız onu gösteriyor. O nedenle ölüm sebeplerini şöyle sıralayabiliriz: Prematüre yani bin gramın altındaki bebeklerin büyük çoğunluğunda görülen ölümler. 16 bebek bu nedenle ölmüş. Yine prematüre ile ilişkili olarak bağırsak hastalığı var. Doğumsal kalp hastalığı, doğumsal sakatlıklar var. Doğum sırasında oksijen yetmezliği var. Bunların her biri ölümlerde rol oynayan faktörler. Sonuç olarak baktığımızda burası referans hastane ve prematüre eylemlerin ve gebelikle problem olan vakaların büyük bir çoğunluğu buraya yönlendiriliyor. Zekai Tahir en çok yatak sayısı ve gelişmiş yoğun bakım olarak bilindiği için özellikle gebeler buraya yönlendiriliyor. Belirttiğim gibi bunların çoğu problemli gebelikler. Prematüre olan gebelikler. O nedenle bu doğumlar burada yaptırılıp, burada takip edilmek zorunda kalınıyor. Dolayısıyla böyle bir oranı normal karşılamak gerekiyor. Çünkü sebep olabilecek bir hastane enfeksiyonu ortada yok. Çok farklı nedenlerde çocuklar ölmüşler."

"Temizliğe ve hijyene çok dikkat ediliyor"

Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü Doç. Dr. Öner Odabaş, bebeklere verilen mamaların da enfeksiyona yol açtığı yönündeki iddialara ilişkin olarak "Bu konuda çok farklı spekülasyonlar yapılıyor. Orası çok iyi alt yapısı olan bir ünite. Her şey çok titizlikle hazırlanıyor. Temizliğe ve hijyene çok dikkat ediliyor" şeklinde yanıt verdi. Yeni doğan ünitesini gezdiklerini bildiren Odabaş, "Orası gerçekten Türkiye'nin, belki de dünyanın en modern ünitelerinden bir tanesi. Başındaki Uğur Dilmen hoca da bu işi çok iyi yapan ve bilen bir hoca. O nedenle Ankara'daki en büyük merkezimiz de Zekai Tahir Burak'taki merkezimizdir. Tabi ki bizim de bir takım eksiklik ve problemler varsa bunları ortaya koymamız lazım. Bu konuda hiçbir zaman böyle bir şey olmaz, yoktur, olamaz gibi kesin bir yargıda bulunmuyoruz. Ama biz orayı biliyoruz. Gidip gördük ve şu andaki bulgulara bakarak da iddia edildiği gibi bir problem olmadığını düşünüyoruz" dedi. Doç. Dr. Odabaş şunları söyledi:

"Ayakkabı ile girildiği yönünde bir takım iddialar var. Ayakkabı ile giriliyor tabi. Bilimsel olarak ispatlanmış bir yerden ya da ayaktan olabilecek, buradan bulaşabilecek bir enfeksiyon yok. Asıl burada dikkat edilmesi gereken nokta el hijyenidir. Bu ünitelere girerken herkes ellerini güzelce antiseptik solüsyonlarla yıkıyor ve öyle giriyor. Asıl bulaş elden olan bulaşlardır. Her yeni doğan salonunda en az dört tane lavabo var. Tam orta yere konmuş durumda. Kenarlarda kuvözler var, ortada ise lavabolar var. Herkesin kolay ulaşabileceği yerlerde. El hijyenine çok dikkat ediyorlar ki asıl bulaş kaynağı budur. Bazen de halkın gözüyle bilimsel olmayacak şeyleri söylemek doğru değil."

"Çok sıkışık zamanlarda iki bebek bir kuvöze alınıyor"


Doç. Dr. Odabaş, mecbur kalındığı durumlarda ikinci bir bebeği de aynı kuvöze koyma durumunun söz konusu olduğunu söyleyerek "Maalesef dönem dönem bu yaşanabiliyor. Biz kuvöz sayımızı çok arttırdık. Ama öyle bir zaman oluyor ki bazen birden bire çok aşırı miktarda bebek geliyor. O sırada açıkta kalmasın diye ikinci bir bebek alınabiliyor; ancak çok hızlı bir şekilde hemen boşalır boşalmaz başka kuvöze alınıyorlar" diye konuştu. Hastanede tadilat yapıldığı eleştirlerine ise Doç. Dr. Odabaş, "Tadilat yapılan yer ile çocukların kaldığı yerler ayrı ayrı yerler. Tadilat oda oda salon salon yapılıyor. Bir salonun diğeriyle hiçbir bağlantısı olmuyor" şeklinde cevap verdi.

"Oradaki aileleri de düşünmek, onları panik havasına sürüklememek lazım"

Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü Doç. Dr. Öner Odabaş, bir inceleme komisyonu oluşturduklarını ve olayın inceleneceğini söyledi. Doç. Dr. Odabaş, komisyonun verdiği kararın bilimsel olacağını ifade ederek "Gerçekten bir ihmal varsa biz bunu saptamış olacağız. Ama ilk bulgulara bakarak biz burada bir problem olmadığı kanaatindeyiz. Ama bilimsel bulguları bekleyeceğiz tabi ki" dedi. Doç. Dr. Odabaş sözlerini şöyle sürdürdü:

"İtidalli olmak lazım. Oradaki aileleri de düşünmek lazım. Onları panik havasına sürüklememek lazım. Belli bir yoğunluk yaşanıyor. Bu bir gerçek. Problemli olan gebelikler dolayısıyla da ölüm miktarında da bir miktar artış olduğu bir gerçek. Ama "Orada tehlikeli bir durum var. Enfeksiyon yayılıyor. Enfeksiyon çocuklara bulaşıyor' gibi bir algıya neden olmamalı. Sonuçta biz o incelemeyi de şu anda yaptırıyoruz. Hizmet devam ediyor. Hizmette herhangi bir aksama yok. Yeni doğan yoğun bakımları Bakanlığımızın son yıllarda çok yoğun bir şekilde üstünde çalıştığımız bir konu. Bin gramın altındaki bebekler eğer buralarda yaşatılmaya çalışılıyorsa Türkiye'nin geldiği iyi bir noktayı gösteriyor. Bu bebekler büyük bir özveriyle, yoğun gayretlerle yaşatılmaya çalışıyor."(ANKA

Şiddetli tutumların sonuçları

23/9/2008

Şiddetli tutumların sonuçları

Aile içinde her türlü baskıya ve şiddete maruz kalan çocuklar ilerki yaşlarda potansiyel birer suçlu olarak karşımıza çıkarlar.



Reddetme, bir anlamda, çocuğun bedensel ve ruhsal gereksinimlerini karşılamayı aksatacak kadar çocuğa karşı düşmanca duygular beslenilmesidir. Şiddetli ret edici ailelerde çocuğa sevgi, şefkat ve sıcaklık verilmez. Öz evlat olduğu halde üvey evlat muamelesi görür, bazen anne, bazen baba düşmanca duygular içindedir. Aile içi iletişimde çocuğa karşı soğuk davranılır. Beğenilmez, yaptığı her davranış eleştirilir. Ailenin her türlü angarya işi bu çocuğa yıkılır, kardeşler arasında günah keçisi olarak bir çocuk seçilir. Aile arası ilişkiler kavga, çatışma, gerilim doludur. Anne ve baba çocuğu sevmemekte, anlamamakta ve onu diktatörce yönetmeye çalışmaktadır.

BAHANE ARAMAYIN
Bu ortamdaki çocuk, yardım duygusundan uzak, sinirli, duygusal kırıklıkları olan, diğerlerine, özellikle kendinden küçük ve zayıflara karşı düşmanca duygulara sahip bir birey olabilir. Bu tür anne- baba davranışlarının çok farklı sebepleri vardır. Çocuk evlilik dışı ilişkinin sonucu olabilir. İstenmeyen, zamansız ve hazırlıksız doğan bir bebek olabilir. Çocukta bedensel ve ruhsal açıdan bir engel veya özür olabilir. Anne ya da baba hayal kırıklığı yaşıyor ve suçluluk hissediyor, suçu da direk çocuğa yüklüyor olabilir. Anne ya da baba çocuğa aşırı düşkünlük gösterip eşini ihmal ediyor olabilir. İhmal edildiğini düşünen eş, çocuğu kendisine rakip görebilir. Bunun gibi daha birçok farklı sebep anne- babanın çocuğu reddetmesi konusunda söylenebilir. Ama bunlar sadece bahanedir.
Hiçbir bahane çocuğu reddetme konusunda kabul edilir olamaz.

Çocuğun kişilik gelişimine etkileri:
Şiddetli reddedici aile ortamında yetişen çocuklar, yardım ve merhamet duygusundan uzaktır. Duygusal kırgınlıklar yaşayan, agresif ve saldırgan yapıdadırlar. Hayvanlara, kendisinden küçük ve güçsüzlere karşı düşmanca duygular beslerler. Anne ve baba tarafından şiddete maruz kalmamak için, onlara karşı uysal, edilgen ve erdemli olurlar. Anne babaya karşı içten içe düşmanca duygular beslerler. Korkak ve pasif karakter yapısına sahiptirler. İnatçılık, hırçınlık, uyumsuzluk, çete başı olma, yasa dışı eylemlerde bulunmaya yatkınlık, intihar eğilimli olup psikolojik rahatsızlıklara yakınmaya yatkın, kendine güvensiz ve dengesiz bir kişilik sergilerler. Bastırılmış duygularından ve kendini ifade edememekten dolayı kendilerine zarar verme eğilimindedirler.


Anıl Saraç
Takvim Gazt.

Yeşilçam'ın efsane çiftleri

23/9/2008

Yeşilçam'ın efsane çiftleri


Beyazperdede büyük aşklar yaşayan çiftler birbirlerine o kadar yakışırdı ki gerçek hayatta da ayrı düşünülemezdi. İşte Yeşilçam'ın en yakışan çiftleri....



Bir internet sitesinde yapılan anket Yeşilçam filmlerinin birbirine en çok yakışan çiftini belirledi. Birçok filmde defalarca boşrol oynayan oyuncular birbirlerine çok yakıştırıldıkları için isimleri de berabar anılır, ayrılmaz bir ikili olarak görülürdü. Anket sonuçlarında Türk Sineması'nın birçok efsane ismi yer aldı. Tutkulu aşık rolleriyle hafızalara kazınan Türkan Şoray ve Kadir İnanır, birinciliği kimselere kaptırmadı. İkinci sıradaki Adile Naşit ve Münir Özkul ise aile bağlarının gücünü ortaya koydu.

Kötüler de yakışır...
Listede dikkat çeken diğer ikili ise 6. sıradaki Banu Alkan ve Nuri Alço çifti oldu. Filmlerde iki aşıktan çok düşmanca bir ilişkiyi canlandıran çift; oylayanlar tarafından 6. sıraya taşındı. Filmlerde Nuri Alço entrikalarla Banu Alkan'ı elinde tutardı.

Aileden gibiler...

Neşeli Günler, Aile Şerefi, Bizim Aile gibi neşe ve hüznü bir arada sunan filmlerde karı kocayı oynayan Münir Özkul ve Adile Naşit listede üst sıralarda yer almasıyla dikkat çekti.

Devlerin aşkı büyük oldu
Devlerin Aşkı, Selvi Boylum Al Yazmalım gibi filmlerde oynayan Kadir İnanır ve Türkan Şoray en yakışan çift seçildi...

En inatçı aşıklar
Her ikisi de birçok oyuncuyla oynasalar da en çok birbirlerine en çok onlar yakıştı. Tarık Akan ve Gülşen Bubikoğlu'nun aşk filmleri komedi unsurlarıyla süslenirdi. Genelde birbirlerine inat yaparak uzlaşamayan çift; filmin en sonunda birlikte olmayı seçerdi.

Romantik aşkın temsilcileri...
Aşk, acı, gözyaşı ve kimi zaman ayrılık, kimi zaman mutlu sonla biten Ediz Hun-Filiz Akın filmleri... Aşkı romantizmin doruklarında yaşayan ikili; kimi zaman başka oyuncularla da oynadılar ama onlarla değil birlikte kazındılar hafızalarımıza...

Çirkin kralın güzel aşkı
Bir döneme damgasını vuran Yılmaz Güney de aynı filmde oynadığı eşi Fatoş Güney'le listedeki yerini aldı. Ankete katılanların çoğunluğu; Çirkin Kral'la eşini çok yakıştırdı birbirlerine.

Zengin-fakir klasiği
Hülya Avşar ve İbrahim Tatlıses aşkı, beyazperdedeki filmlerde de hayat bulmuştu. Birçok Türk filmindeki gibi zengin ve şımarık kız Hülya Avşar ile fakir ama gururlu İbrahim Tatlıses, aralarındaki engelleri aşkla aşmaya çalışırladı. Tıpkı yıllar önce Ayhan Işık'la Belgin Doruk'un yaptıkları gibi...

Salako'nun saf aşkı
Kemal Sunal'ın candandırdığı Salako karakterinin Meral Zeren'le yaşadığı komik ve saf aşk unutulmadı... Filmlerde önce çıkarlar için kullanılan Salako'nun değeri sonradan anlaşılır ve sevilirdi...

Onlar birbirine çok yakışıyor

1) Kadir İnanır - Türkan Şoray
2) Münir Özkul - Adile Naşit
3) Tarık Akan - Gülşen Bubikoğlu
4) Ediz Hun - Filiz Akın
5) Şener Şen - Ayşen Gruda
6) Nuri Alço - Banu Alkan
7) Kemal Sunal - Meral Zeren
8) Ayhan Işık - Belgin Doruk
9) İbrahim Tatlıses - Hülya Avşar
10) Cüneyt Arkın - Fatma Girik

Takvim

Yasak işe yaradı sigara içen azaldı

23/9/2008

Yasak işe yaradı sigara içen azaldı

2007'ye göre temmuzda 520 milyon, ağustosta ise 457 milyon adet daha az sigara içildiği ifade edildi..


Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu'na (TAPDK) göre, 19 Mayıs'ta yürürlüğe giren kapalı alanlarda sigara içilmesini yasaklayan kanun, tüketimde hissedilir bir düşüşe neden oldu. Son 10 günü yasakla geçirildiği mayıs ayında 2007'de 9 milyar 368 milyon adet olan tüketim rakamı, bu yıl 9 milyar 443 milyon adede yükseldi. Temmuz ve ağustosta ise tablo tersine döndü ve sigara yasakları, açık alanda sigara içme olgusuna rağmen, tüketimde yüzde 4.6'lık bir düşüşe yol açtı. Geçen temmuzda 10 milyar 700 milyon sigara tüketilen
Türkiye'de, rakam, bu yıl aynı ayda 10 milyar 180 milyon adede geriledi.

KIŞIN DAHA DA DÜŞER
Düşüş, ağustosta da devam etti ve 2007'de 10 milyar 678 milyon adet olan sigara tüketimi, bu yıl 10 milyar 221 milyon adede indi. Yazın açık alanlar olduğu için tiryakilerin rahatlıkla sigara içebildiğine işaret edilirken, havaların soğumasıyla birlikte kış aylarında sigara tüketiminin çok daha fazla düşmesi bekleniyor.

 

Evde Çocuğu bekleyen 14 tehlike

21/9/2008

Evde Çocuğu bekleyen 14 tehlike

Eviniz çocuklar için emniyetli mi? Evinizde onları kaç tehlikenin beklediğini biliyor musunuz? Küçük yaramazları ev kazalarından nasıl koruyabilirsiniz?

Eviniz çocuklar için emniyetli mi? Küçük yaramazları ev kazalarından nasıl koruyabilirsiniz?

ABD’de yapılan bir çalışmada ev kazalarının % 79’unda anne-baba ve çocuk ayrı odalardayken meydana geldiğini ortaya koyuyor. Uzmanlar soruyor eviniz çocuklar için emniyetli mi?

VKV Amerikan Hastanesi Uzm. Dr. Önder Çerezci Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyon Klinik Şefi çocukları ev kazalarından korumak için önemli tavsiyelerde bulunuyor. İşte o tavsiyeler

Yapılan çalışmalar göstermektedir ki birçok çocuk kazalarından ergonomik yetersizliklerin önemli bir rolü vardır. Ancak çoğu çocuk kazası bu açıdan ciddi bir değerlendirmeye alınmamakta, ayrıntılı bir kaza analizi yapılmamaktadır. Günümüzde bu tip kaza analizleri önemli ergonomik çalışmalar arasındadır.

Burada yapılan bir çalışma detayından bahsetmek istiyorum.

ABD’de yapılan bir çalışmada telefonla yardım için bildirilen 86 zehirlenme olayı üzerine bir çalışma yapılmış. Kazaya uğrayan çocuğa ürün, çevre ve iş açısından değerlendirme yapılmış. Kurmanların hepsi 5 yaşın altında bulunmuş ve şu ip uçlarına ulaşılmıştır.

1. Vakaların % 79’unda anne-baba ve çocuk ayrı odalardayken kaza oluşmuştur,

2. Vakaların % 93’ünde kaza çocuğun kendi evinde meydana gelmiştir,

3. Vakaların % 89’unda çocuklar yakından ilgilenilmeye gerek duyulmayan TV izleme gibi bir etkinlik içindedirler,

4. Vakaların % 36’sında çocuk anne-baba farkına varmadan oda değiştirmiştir,

5. Vakaların % 87’sinde anne-baba rutin bir işle uğraşmaktadır,

6. Vakaların % 59’unda zehirlenmeye yol açan madde kullanılmakta veya açıkta bırakılmış durumdadır. Vakaların % 28’inde normal yerindedir.

7. Vakaların % 31’inde çocuğun maddeyi ulaşmasını engelleyen bir engel yoktur.  %36’sında tek engel masa veya tezgah yüksekliğidir. Vakaların % 57’sinde madde güvenli kapaklı kapların içindedir.

Tüketici güvenlik kurulu 5 yaş altındaki çocukların % 85’inin kapağı 5 dk. açamaması gerektiğini yine de %80’inde ise uygun açma tekniğinin gösterilmesine rağmen 10 dk. içerisinde kapağı açamaması gerektiği koyu olarak belirlenmektedir.

Hiçbir güvenlik önlemi anne-baba dikkatini tam olarak alamasa da düşme, çarpma, takılma, sıkışma kazalarında ergonomik yetersizlikler büyük önem kazanmaktadır. Oyun çocuk kişiliğinin gelişmesinde önemlidir. Çocuğun çevreye olan uyumu oyunla gerçekleşir. Oyunun yerleri çeşitli şekillerde biçimlenebilir ve değişiklikler olmalıdır. Bu yerler çocuğun gereksinimlerine göre ayarlanmalıdır.

TSE’nin oyuncak güvenliği açısından koyduğu standartlar vardır:

1. Tutuşma ve parlama,

2. Kimya ile ilgili faaliyetler için deney testleri,

3. Deney testlerinin dışındaki kimyasal oyuncaklar,

4. Yaş uyarı etiketlenmesi için grafiksel semboller.

Oyun alanları trafik emniyetli, dumansız, yeteri kadar güneşli, su seviyesinin yüksek olmadığı alanlar yapılmalıdır. Yerleşim yerlerindeki oyun alanları konut ve diğer mahallelerle bağlantılı olmalı, çevreye göre değil, ulaşım sistemine göre planlanmalıdır. Cadde, taşıt, park yeri, tren yolu, devlet su kanalları gibi tehlikeli bölgelerin yakınında oyun yerlerinin çevresi en az 1 metre yükseklikte çit duvarla örtülmelidir.

KREŞLER:

Okul öncesi ve okul yaşındaki çocukların sürekli gittiği Pedogolojik tesislerdir. Bölümler yaş gruplarına göre düzenlenir. Kreşlerin bulundukları yerler.

Konutlara yakın ve trafikten uzak olmalıdır. Kreşlerde her bir çocuk için 2-3 m2 alan tasarlanmalıdır. Emme, emekleme çağında ve yürümeye başlayan çocuklara özel alanlar tasarlanmalıdır. Kundaklama masası, emekleme kasası, dolaplar, oyuncak rafları, çocuk masaları, çocuk sandalyeleri için alanlar ayrılmalı, bunlar çocuğun büyüme ve gelişme devrine göre çocukları kısıtlamayacak ve gelişmelerini olumsuz etkilemeyecek şekilde tasarlanmalıdır. Ana okullarında her bir çocuk için yaklaşık 1.5-3 m2 alan gereklidir. Her bir oda da 11 çocuk için planlanmalıdır. Dolaplar oyuncak rafları, çocuk masaları-sandalyeler, yazı tahtası ayrıca alana konmalıdır.

Ev bir barınaktan çok çocukların güvenli olarak yetiştirilebileceği bir yer olmalıdır. Buralarda aile yaşamlarını sürdürürler ve beraber büyürler. Aile içi bağlı oluşum da kuvvetlenir. Sosyalleşme, kültürel ve zihinsel uyarılma da evlerde olmaktadır. Evde ergonomik yetersizlikler aile bireylerinin sağlığını yakından ilgilendirir. Ev düzeni ile ilgili çalışmalar, ev yerleşim ve kullanımında ülkeler arasında farklılıklar olmakla birlikte, temel esaslar da geniş bir yaklaşım birliği oluşturduğu görülmektedir. Bunların çoğu çağlar boyu deneme-yanılma yöntemleriyle varılmış pratik sonuçlardır.

EV GÜVENLİĞİ:

Günümüzde evlerde yüksek kaza potansiyeline sahip birçok araç ve gereç konumu bulunmaktadır. Evlerde kimyasallar, cilalar, deterjanlar ve ilaçlar bulunmakta, bunlar hatalı kullanım halinde önemli tehlikeler yaratabilmektedir. Evde kaza nedeniyle ölümlerin başlıca nedenleri: Düşme, zehirlenme, yangın ve boğulmadır. 5 yaşın altındaki çocuklar ve 65 yaşın üzerindeki yaşlılar en çok etkilenenlerdir. Evde bulunan araçların hatalı tasarımları ve hatalı kullanımları da tehlikeli olabilir.

Ev kazalarında en çok etkili olan araçlar:

1.     Dönen motorlu araçlar,

2.     Isıtıcılar,

3.     Kurutucular,

4.     Çim kesme araçları,

5.     Ocaklar,

6.     Cam kapılar,

7.     Elektrik panoları,

8.     Kablolar

Ev kazaları açısından en tehlikeli yerlerden bir tanesi de merdivenlerdir. 1995 yılında İngiltere’de yapılan çalışmalarda 2.5 milyon yaralanma ve 4 bin ölümün ev kazaları nedeniyle oluştuğu belirtilmektedir. Bu yaralanmaların 230 bin ve ölümlerin 497’i merdivenden düşme sonucu meydana gelmiştir. Evlerde özellikle mutfak ve banyo önemli iki mekandır. Çünkü tüm ev halkı tarafından kullanılır. Ayrıca, kazaların riski bu iki mekanda çok yüksektir. Mutfaklarda ocak yakınlarında ısıya dayanıklı tezgah kullanımı, çalışma alanında gölge düşürmeyecek şekilde aydınlatma sistemleri, fırınlar, duvara monte edilmişse mutfak tezgahıyla aynı seviyede olması sağlanmalıdır.

kullan

Banyoda yerde kaymayan malzeme kullanılmalı. Yer döşemelerinde büyük siyah ve beyaz fayanslardan kaçınılmalıdır. Çünkü bu tip yer döşemesi derinlik algısı bozulmuş kişilerde problem yaratabilir.

Çocuklar Açısından Evde Tehlike Yaratabilecek Bölgelerle İlgili Denetim Listesi:

1. Ocağın yeri: Ocağın kapının yakınında ya da pencere yakınında olmaması gerekir.

2. Kapılar: Mutfak kapısının trafiği en aza indirecek biçimde yerleşmiş olması gerekir. Bütün kapı ve dolap kapakları çarpmaları önleyebilecek şekilde yapılmalıdır.

3. Oyun alanı: Çocukların oyun alanları mutfaktan görülebilecek biçimde düzenlenmelidir.

4. Döşeme yüzeyi: Döşeme yüzeyinin ıslak koşullarda kaymayacak biçimde olması sağlanmalıdır.

5. Elektrik donanımı: Düğme ve pirizler güvenlik kurallarına uygun olmalıdır.

6. Yakıt depolama ve çöp tenekesi: Yakıt bidonları ve çöp tenekeleri örtülü ve iyice kapatılmış olmalıdır.

7. Atölye: Atölyeler ve bahçe barakalarının kapılarının kilitlenebilir özellikte olması gerekir.

8. Çocuk oyun alanları: Çocukların güvenli olarak bırakılabilecekleri, çevrelenmiş oyun alanları bulunmalıdır.

9. Su: Su tanklarının ve fıçıların ağızları sıkı ve güvenli olarak kapatılabilmelidir.

10. Ecza dolabı: Ecza dolapları çocukların ulaşamayacağı yükseklikte ve kilitli olmalıdır.

11. Dolaşım:

a)  Trabzanlar: Merdivenlerin en azından bir tarafında sürekli trabzan bulunmalıdır. Parmaklıklar arasında 90 mm’den geniş aralıklar engellenmelidir.

b) Tek basamaklar: Tek basamaklar engellenmelidir. Eğer kaçınılmazsa renk farkıyla fark edilmesi sağlanmalıdır.

c) Eşikler: İç kapıların eşikleri takılmayı önleyecek yükseklikte olmalıdır.

d) Döner veya iki yöne açılan kapılar: Döner kapılarda parmakların sıkışmasını engelleyecek şekilde yapılmalıdır. İki yöne açılan kapılar ise karşı yönden gelen kişinin görülmesini sağlayacak şekilde tasarlanmalıdır.

e)  Camlı kapılar: Bütünüyle camlı kapılar veya paneller buzlu cam veya koruma kuşakları ile görünür hale getirmelidir. Kullanılan cam aynı zamanda çarpmalara dayanıklı olmalıdır.

f) Açık merdiven boşluğu: Bu tür mimari yaklaşımlardan kaçınılmalıdır. Eğer mümkün değil ise tırmanmayı engelleyecek şekilde korkuluklar konmalıdır.

 12. Balkonlar: Balkon parmaklıkları tırmanmaya engel ve yeterli sağlamlıkta ve kalın olmalıdır. Direklerin arası çocukları ayak ya da başlarının sıkışmasına imkan verecek genişlikte olmamalıdır.

13. Çit ve kapılar: Çit ve kapılar küçük çocukların açmasını ve tırmanmasını önleyecek şekilde yapılmalıdır. Çok alçak çitlerin kolayca görülebilecek biçimde tasarlanması gerekir.

14. Zemin: Döşemelerin kaygan olmayan özellikte olmasına özen gösterilmelidir.

haber7

Facebook Nelere Sebep Oluyor..Tüm Gazozcular Birliği Orada

21/9/2008

Tüm Gazozcular Birliği Orada
İnternet kullanıcılarının yeni eğlencesi Facebook’un ileride sizlere nasıl sorun bir çıkarabileceğini merak ediyorsanız bu yazıyı sabırla okumanız gerekiyor.

Dünyanın en zengin insanı ve Microsoft’un sahibi Bill Gates 2006 yılı Ocak ayında Türkiye’ye geldiğinde bir gazeteci kendisine, “Siz Microsoft olarak CIA’ye bilgi veriyor musunuz?” diye sormuştu. Bu şok soru üzerine salonda kısa bir sessizlik oldu ve herkes verilecek cevaba odaklandı. Bill Gates’in cevabı ise sadece gülmek oldu. Herkes bu tebessümle cevabını almıştı.

Kısacası 10 bilgisayarın 8’inde Windows var. CIA bu yolla dünyadaki bilgisayarların büyük bölümünün içindeki bilgileri tarayabiliyor. Kaldı ki yapmaları değil, yapmamaları anormal olurdu. Bilgiyi kontrol eden, dünyayı kontrol eder. Durum bu kadar net...

Facebook’la ilgili 3 aydır bir yazı kaleme almak istiyordum. Fakat ülke gündemindeki hızlı dalgalanmalar sürekli ertelememe neden oldu. Baktım ki gündem yoğunluğu sürekli ertelettiriyor, bir önceki yazımın sonunda kendimi bir bakıma bağlamak için bugün bu konuya temas edeceğimi yazmıştım. Önce Facebook hakkında malumatı olmayanlar için kısa bir bilgi verelim, ardından uyarımızı yapalım.

Facebook nedir?

Facebook, üyelerin fotoğraflarının ve şahsi bilgilerinin yer aldığı bir arkadaşlık ve sosyalleşme sitesi. Birbirini tanıyan kişiler burada “arkadaş'' olabiliyor. Sitenin birçok kişide “bağımlılık'' yaratmasının nedeni ise statü ihtiyacı olarak açıklanıyor. Uzmanlar, arkadaş sahibi olmanın 21’inci yüzyılın statü sembolü haline geldiğini, Facebook’un da bunu bir çeşit sağladığını söylüyorlar.

Yılsonunda 60 milyon üyeye ulaşması beklenen Facebook daha şimdiden en büyük fotoğraf ve haber sitesi olma yolunda. Her ay 4 milyon üye ekleniyor. Ayda 600 milyondan fazla arama yapılıyor. Toplam 30 milyar sayfaya bakılıyor. Günde 9 milyon fotoğraf ekleniyor. Siteye daha şimdiden 1.8 milyar fotoğraf eklendi. Üstelik kısa sürede dünyanın en çok ziyaret edilen 7’nci sitesi haline geldi. Facebook’ta 500 bini aşkın grup bulunuyor. Facebook’un en büyük kullanıcı grubu 17-25 yaş arası kızlar (yüzde 69). Üyeleri hakkında her gün 300 milyon bilgi notu güncelleyen Facebook, dünyanın en büyük kişisel haber sitesi.

Meğer Facebook, ‘Sexbook’ olmuş!

Milliyet gazetesi konuyla ilgili bir haberinde; “Peki bu ‘sevgi yumağının’ altında yatan şey, sadece vefa ve dostluk duyguları mı? Hayır. Facebook’un en büyük vaatlerinden biri de seks. Hem bir olasılık olarak hem de düpedüz… Grup seks partilerinden, sapkın fantezilere sizin için facebook’un karanlık dehlizlerinde casusluk yaptık! Facebook çapkınlarının izini sürmeye başladık. Ve tam anlamıyla bir şok yaşadık. Şok yaşadık çünkü biz safça, buranın bir sosyalleşme ortamı, bir sevgi yumağı olduğunu düşünüyorduk. Hiç de öyle değilmiş: Meğer Facebook, ‘Sexbook’ olmuş! Facebook’ta tanışalım, messenger’de kaynaşalım, sonra telefonlarımızı alalım ve buluşalım” şeklinde başlayıp ilerliyor işler…” değerlendirmesine yer vermiş.

Evlilik sonrası edindikleri soyadları nedeniyle Facebook üzerinden eski arkadaşlarına ulaşamayan kadınlar, bu durumun önüne geçmek için kullanıcı bilgilerini güncelleyerek kızlık soyadlarını girmeye başlamış. Bunun ne tür sakıncalar doğurduğu da hemen anlaşılmış. Her konuda olduğu gibi evli kadınlar Facebook’un ezilen kanadında çoktan yerlerini almışlar.

Giderek artan uyarılar…

İngiliz askeri yetkilileri, kişisel bilgilerini Facebook’a koymamaları konusunda tüm orduya bir uyarıda bulundu. O kadar ki, Kraliyet Askerleri'ne bağlı 888 askerin isminin Facebook'ta bulunması, kişisel bilgilerin terör örgütlerinin eline geçebileceği endişesini doğurmuş. Uyarıda, "Facebook, MySpace ve Friends ReUnited" adlı siteleri kullanan askerlerin risk altında olabilecekleri kaydedilmiş.

Facebook, 6 Kasım'da yayınladığı bir ilanla 50 milyondan fazla üyesinin özel bilgilerini para karşılığı reklâm şirketleriyle paylaşabileceğini duyurdu. Özel hayatın korunması ile ilgili tartışmalara yol açan Facebook'un bu kararı, ABD ve Avrupa ülkelerinde tartışmalara yol açtı. Fransa'da Facebook aleyhine soruşturma açılması bekleniyor.

Yine İngiltere'de bir hükümet araştırmasında, İngiltere'de bu sitelerin üyesi olan 10.8 milyon kişiden dörtte birinin 'profillerinde' doğum tarihleri veya iletişim adresleri gibi önemli bilgilerini açıkladıkları, girilen bilgilerin, suç işlemek amacıyla kullanılmaya oldukça elverişli olduğu ortaya çıktı.

Her bilgi değerlidir…

Türkiye'de de son dönemde büyük ilgi çeken site, üyelerinin cinsiyeti, yaşı, cinsel tercihi, siyasi ve dinî görüşü, eğitim durumu ve çalıştığı işyerleri başta olmak üzere çok sayıda bilgiyi kaydediyor. Facebook'a üye olan internet kullanıcılarının bu bilgileri vermeme hakkı bulunsa da, üyelerin büyük çoğunluğu özel hayatına ilişkin birçok bilgiyi yakın arkadaşlarıyla paylaşmak amacıyla profiline koyuyor.

Gelelim konunun püf noktasına.

Geçtiğimiz günlerde Zaman’da bir haber vardı. Oyakbank'ın 2,7 milyar dolara Hollandalı ING'ye satılması ilginç bir tartışma başlatmış. Askerlere ait bilgilerin de bu satışla el değiştirmesi sıkıntı oluşturmuş. Yani siz özel bilgilerinizi aslında kime vermiştiniz, bu satışla kimlerin eline geçecek meselesi.

Yukarıda da aktardığımız gibi, sanal arkadaşlık sitesi Facebook, üyelerine ait kişisel bilgileri reklâm şirketlerine satacağını çoktan açıkladı bile. E, ne demiş atalarımız; Kendi düşen ağlamaz.

Bu tür büyük iletişim organizasyonlarını geyik olsun diye el altından boşuna desteklemiyor ülkeler. Gizli servis elemanları artık oturdukları yerden kalkmadan, kahvelerini içerek seyrediyorlar bizzat kendilerini fişleyen insanları. Daha şimdiden 60 Milyon kişi gönüllü olarak kendisini bu yolla ihbar etmiş oluyor. Hele bu bilgiler art niyetli insanların eline geçmişse, her biri açık birer hedef haline gelmiş oluyor.

Tüm dünyada büyük bir hızla büyüyen Facebook, Türkiye’de adeta çılgınlığa döndü. Sadece ülkemizden kullanıcı sayısı 1 milyona ulaştı. Facebook yetkilileri, Türkiye’nin en aktif ülkelerin başında geldiğini açıklıyorlar. Türkiye’de en çok ziyaret edilen ikinci site haline gelen Facebook’a 3 hafta içinde 500 bin kişi üye olmuş.

Öneriler…

Biliyorsunuz; Size gelen e-mailleri veya cep mesajlarını silseniz bile, sadece sizin ekranınızdan silinmiş oluyor. Cep hizmetini hangi GSM operatöründen, e-mail veya msn hesabınızı hangi uzantılı adresten almışsanız, yazdığınız çizdiğiniz her şey bu hizmeti aldığınız kurumlarda birer data (veri) olarak kayıtlı kalıyor. Yani sizin bu bilgileri silmiş olmanız ve ulaşamamanız, başkalarının ulaşamaması anlamına gelmiyor. Gerektiğinde hepsinin önünüze konulması an meselesi. Hrant Dink’le ilgili klibi YouTube atan şahsı nasıl da elle koymuş gibi buldular, aynen öyle.

Önerilerimize gelince…

Facebook denen bu sitede ve benzerlerinde politik görüş veya hissiyatlarınızı kesinlikle paylaşmayınız. Her türlü sitenin ardında konuşlanan gizli eller, sizin her türlü eğilimlerinizi, arkadaş, akraba bağlantılarınızı, resim ve videolarınızı, neye kızıp neye kızmadığınızı, okulunuzu, şakalarınızı, size takılan lakapları, sosyal çevrenizi, zaaflarınızı, ömrünüzün hangi döneminde vaktinizi ne zaman nerde geçirdiğinizi, kısacası her şeyinizi öğrenmiş oluyorlar. Bir gizli servis elemanının sizin hakkınızda yıllarca çalışarak elde edemeyeceği bilgileri bu yolla kendi elinizle sunmuş oluyorsunuz.

Kredi Kartlarıyla ilgili her türlü işleminiz ABD merkezli uluslar arası veri bankası aracılığıyla zaten kayıt altında tutuluyor. Hesap hareketliliğiniz, bütçesiz, çapınız, ev ve işyeri adresi gibi bilgileriniz zaten veri bankasında bulunuyor. Bunlara bir de kendi elinizle arkadaş, dost, çevre, etnik durum, köken, dini-politik inançlarınız, belli konulardaki düşüncelerinizi girdiğinizde, gönüllü olarak kendinizi bir bakıma ihbar etmiş oluyorsunuz.

Diyeceksiniz ki, zaten her şey ortada değil mi? İyi ortada da, bırakın herkes işini yaparken biraz çalışsın, zorlansın. Böyle keklik gibi ortaya çıkmak ve avlanmak da biraz racona ters olmuyor mu?

Baksanıza, Türkiye kendi başına bela olan terörle mücadele konusunda gerekli olan istihbarat konusunda bile ABD’den yardım istemek zorunda kaldı. ABD nerden temin ediyor bu bilgileri. Önümüze sunduğu iletişim imkânlarıyla ve bunları kontrol ederek.

Bu yazının yazılma amacı şudur; Eğer hakkımızda illa ki birilerinin bilgi sahibi olması gerekiyorsa, kendi devletimiz olsun. Bir ülkenin kendi vatandaşları hakkında başka ülkelerden istihbarat desteği alması ve hele vatandaşların da bu bilgileri birer keklik gibi kendi elleriyle girerek başkalarına vermesi biraz tuhaf kaçıyor ve gurura dokunuyor.



Bilmem anlatabildim mi?



www.senaryo.com/

Kenyalı kadınlarda taş yeme alışkanlığı var

20/9/2008

Kenyalı kadınlarda taş yeme alışkanlığı var

Kenya'da özellikle hamilelerin sıradışı bir alışkanlığı var: Taş yemek. İngiliz yayın kuruluşu BBC’ye konuşan kadınlar, "Odova" denilen taşları yemeden duramadıklarını söylediler.

Kadınlardan biri, "Gece uyanıp taş yiyorum. Tadı çok güzel ve un gibi dağılıyor" dedi. 90 kiloluk bir çuval taş, 6 dolara satılıyor. Uzmanlar, belirli bölgede yaşayan kadınların, mineral eksikliğinden bu yola başvuruyor olabileceklerini belirtiyorve tehlikelerine dikkat çekiyorlar. Yeterli miktarda su içilmediği takdirde, taş yemek böbreklere ve karaciğere ağır hasar veriyor.

nethaber

Şu an 200 BİN YIL önce yaşamış bir İLKEL KADINA BAKIYORSUNUZ

20/9/2008
 


Natıonal Geographic uzmanları, 200 bin yıl önce yaşamış Neanderthal insanını inceleyerek, ilk kez 'ilkel kadının' görüntüsünü çıkardı.

Vatan gazetesinin haberine göre; Natıonal Geographic uzmanları, 200 bin yıl önce Avrupa ve Asya'da hüküm süren Neanderthal insanın kalıntılarını inceleyerek, ilk kez "ilkel kadının" neye benzediğini tespit etti.

Dergi ilkel kadının portresini kapağına taşıdı.


200 bin yıl önceki kadın günümüz kadınından epey farklı.

Yüzü büyük, cildi kalın, burnu hayli geniş...

.nethaber

Rüzgârın teninizi ve dalgaları süpürdüğü bir hava, serin bir de

12/9/2008
 Rüzgârın teninizi ve dalgaları süpürdüğü bir hava, serin bir deniz ve sükûnet.

Yüzyıllara tanıklık eden taşların sessiz tarihi, buram buram Ege kokan rüzgârın teninizi ve dalgaları süpürdüğü bir hava, serin bir deniz ve sükûnet. Bunlar sizi cezbetti mi? O zam
an biraz daha devam edelim: Balık, dağ kekiği, damla sakızlı kahve, şezlong ve minder konforunu birleştiren iskeleler, zeytinyağı, gün batımı ve aşk da Assos'ta sizi bekliyor..


KÜÇÜK
bir valiz toplayın; içinde mutlaka mayonuz, havlunuz, kitabınız, akşam saatleri için ince bir hırka ve fotoğraf makineniz olsun. İki günlüğüne de olsa düşün yollara. Pişman olmayacaksınız!

İstanbul'dan yola çıkanlar için Balıkesir, Edremit, Altınoluk güzergâhları izlenerek veya Çanakkale yolundan İzmir yolu takip edilerek gidiliyor bu yöreye. Behramkale'ye yaklaştığınızı, köyün girişini haber veren taş köprüden anlıyorsunuz. Sonra sağlı sollu taş evler, butik oteller görüyorsunuz. Artık, dönüşte valizinize doldurup yanınızda götürmek isteyeceğiniz bir atmosfer çoktan etrafınızı sarmış oluyor bile...

Şimdi, bir yandan taş evlerin mimarisi gözünüzü okşayacak, diğer yandan tarihin izlerini taşıyan antik liman kentiyle tanışacaksınız. Bundan sonrasında, Assos sizi teslim alacak. Taş, yörenin kendine özgü dokusunda başrol oynuyor. Yollar, evler, oteller, restoranlar, çay bahçeleri hep taşla inşa edilmiş. Assos kedilerinin yastıkları bile taştan. Şunu da belirtmeden geçmeyelim: Antik dönemde Assos'un taşları zor işlendiği ve çok dayanıklı olduğu için -biraz korkutucu ama- "İnsan yiyen taşlar," denirmiş.

Assos, bir antik liman kenti olmasına karşın yerleşim ve deniz arasında 200 metrelik bir seviye farkı var. Biz deriz ki; Bemramkale'nin evlerini geride bırakın; deniz seviyesine, limana doğru kendinizi bırakın. Bu sırada antik kentin kalıntılarının yanından geçeceksiniz. Geçin gidin, çünkü tarihi kalıntılar Athena Tapınağı'nın sütunları sizi günbatımı için bekliyor olacak. Limana indiğinizde benzersiz bir Ege sahiliyle karşılaşacaksınız.

Otellerin dokuyla uyumu, başka tatil beldelerinde böylesine pek alışık olmadığımız için sizi şaşırtabilir. Daracık sokaklarda konuklarını bekleyen sıra sıra oteller ve pansiyonlar var. Konaklama için önceden rezervasyon yaptırmanız tavsiye edilir. Özellikle hafta sonları, yer bulmak oldukça zor. Eğer denizin hemen kıyısındaki otellerden birinde kalacaksanız deniz gören bir odayı tercih edin. Manzaranın ve camdan uzatsanız ayağınızı denize sokacakmış gibi hissetmenin keyfine diyecek yok.

Konaklayacağınız yeri ayarladıysanız limanda küçük bir tur atabilirsiniz. Restoranlar, küçük şirin barlar, dondurmacılar, yöreye özgü takılar ve süs eşyası konusunda fikir edinin; sonra da renkli minderlerin yer aldığı iskelelerden denize girin. Suyun soğuk olduğuna bakmayın iki dakika içinde ürpermeniz sona erecek. Hava yavaş yavaş kararmaya başladığında, oteldeki akşam yemeğini (genelde pansiyon ve otellerdeki konaklama ücretine kahvaltı ve akşam yemeği dahil) kaçırmayacak şekilde zamanı ayarlayın ve tarihi kalıntılara doğru yola çıkın. Önce tarihi tiyatroyu göreceksiniz.

Tiyatroyu gezdiniz; o zaman günbatımı için köye doğru yola devam. Behramkale'nin yüzü kuzeye dönük ama antik kent Ege'ye bakıyor. Buradaki kalıntılar yüzyıllardır Ege'nin imbat rüzgârına göğüs geriyor. Giriş biletinizi aldınız. Artık MÖ 10. yüzyılda Metymna (Midilli) halkı tarafından kurulduğu söylenen tarihi Assos'u soluyorsunuz. Tarihin tanıkları taşlar ve Athena Tapınağı'nın yeniden ayağa kaldırılmış sütunları karşınıza çıkıyor. Şimdi güneş de günbatımının kızıllığını almışken deklanşöre basmanın; anı ölümsüzleştirmenin tam zamanı.

CANLI MÜZİK VE ROMANTİZM
Akşam yemeği için otel yerine başka bir mekânı tercih ederseniz, limana gidebilirsiniz. Ama acele etmeyin! Daha damla sakızlı kahve içmek için zamanınız var. Köye doğru inerken sağ kolda, ateşin üzerinde fincanların ısıtıldığı bir çay bahçesi göreceksiniz. İşte o fincanlardan bir tane kapın ve Ege'ye has bu lezzeti tadın.

Kahve keyfini lezzetli bir yemek takip edecek. Balık yemeden dönmeyin. Nerede yerseniz yiyin yemeğinizi, ayın şavkının aydınlattığı Assos kıyısında canlı müzik mutlaka çalınır kulağınıza. Bu romantik Assos akşamında sevdiğinizin gözlerine bakarak şarkıya eşlik edip etmemek de size kalmış artık. Dönüşe geçmeden önce Kadırga Koyu'nu da görmenizi tavsiye ederiz. Kadırga Koyu Behramkale'den Küçükkuyu, Altınoluk tarafına giderken 5 km. sonra karşınıza çıkıyor.

Oteller ve pansiyonlarla dolu geniş koy tertemiz bir denize sahip. Nem oranının düşüklüğü ve öğleden sonra esen imbat, bunalmadan güneşlenebileceğiniz bir tatil imkânı sağlıyor. İmkânınız olursa zeytin ve zeytinyağı almadan Assos'tan ayrılmayın. Behramkale'nin şirin dükkânlarındaki altın sarısı rengiyle orijinal şişelerdeki yağlar eve gittiğinizde size bu kısa tatili hatırlatır...

Sabah

Cennetin vizesiz açılan kapısı

12/9/2008


Cennetin vizesiz açılan kapısı

2010 yılında AB üyesi olmaya hazırlanan Hırvatistan, Adriyatik Denizi'nin en güzel koylarına sahip. Deniz ve güneşin yanı sıra tarihin gizemine kendini kaptırmak isteyenler için bu ülke son çağrısını yapıyor: Beni keşfet..

Hırvatistan, onu fotoğraflardan tanımlamaya çalışanlar için "Aman canım, Türkiye'de böyle yer çok var!" dedirticek kadar sıradan bir ülke gibidir. Kimisi için ise "Hırvatistan'da tatil mi yapılır? Savaş yok muydu orada?" gibi garip değerlendirmeler duyabileceğiniz bir bilinmeyendir. İşte bu yazı da iki yıl sonra Avrupa Birliği'ne girmeye hazırlanan bu güzel ülkenin değerini fark etmek isteyenlere rehber olması için yazıldı. 'Non bene pro toto libertas venditur auro' (Özgürlük, karşılığında dünyadaki tüm altınlar verilse de satılamaz). Dubrovnik Kalesi'nde yazılan bu söz, tarihi boyunca şehri boyunduruğu altına almaya çalışan milletlere seslenmiş. Ortaçağ kasabalarını andıran görünümününe sahip kalenin surları içinde turistleri ağırlayan Dubrovnik, marinası, koyu yeşil rengi panjurlu ve taş yapılı özgün mimarili evleriyle çok etikileyici. Burası, dört ayrı girişi olan kale içindeki 'old town'a (eski şehir) inen dik merdivenleri, saat başı çalan kilise çanları, yıkadıkları çamaşırları, camdan cama astıkları iplere saran sıcak halkı, plajları, palmiye ağaçları ve gece hayatı ile görülmeye değer.

LİMAN ŞEHRİ SPLİT
Hırvatistan'da şehirler arası yolculuklarda görülecek muhteşem manzaraları kaçırmamak adına en doğru seçim, otobüsle seyahat etmek. Dubrovnik'ten beş saatlik konforlu bir karayolu yolculuğuyla Split'e geldiğinizde ilk dikkati çeken tüm şehri saran ağır balık kokusu. Ancak sonradan bir balık lokantasında o lezzetli deniz ürünlerini tattığınızda bu kokunun sebebini anlıyorsunuz. Zaten bolluğundan dolayı ülkenin madeni paralarına bile balık resmi basılmış. Ayrıca burada belirtmek gerekir ki, bizim için İzmir ne ise Hırvatlar için de Split o. Roma İmparatoru Diocletian'ın Sarayı ve etrafını çeviren surlar 'old town' dediğimiz merkezi oluşturuyor. Split kentinin marinası her yıl büyük bir yatçılık fuarına ev sahipliği yapıyor. Split aynı zamanda Hırvatistan'ın deniz yoluyla İtalya ile olan bağlantısının sağlandığı bir geçiş noktası. İtalya'nın Ancona kentine düzenli feribot seferleri düzenleniyor. Açıklarında bulunan üç adaya da buradan gidiliyor. Split akşamın belirli bir saatinden sonra sakin bir havaya bürünen sessiz bir şehir. Özellikle hemen herkesin fanatiği olduğu Hajduk Split futbol takımının maçı olduğu saatlerde... Avrupa Kupaları'nda adını sıkça duyuran takım, tüm şehrin sembolü haline gelmiş. Split kentinden günübirlik turlarla ya da her birine saat başı seferlerle ulaşabileceğiniz Brac, Hvar ve Vis adaları adeta cennetin deniz manzaralı balkonları gibi. En yakını Brac 45 dakika, en uzağı Vis ise iki buçuk saatlik bir deniz yolculuğuyla ulaşılabilecek mesafede. Holywood'un ünlü yıldızları Sharon Stone ve Brad Pitt'in de müdavimi olduğu Hvar adası için ünlü yönetmen Steven Spielberg, "Dünyanın en güzel adası," diyor. Kiliseleri, el değmemiş bakir koyları, zeytin ve portakal ağaçları ve özellikle gençlerin yazın gruplar halinde giderek çılgın partiler düzenlediği eğlence ortamıyla adalar, Hırvatistan'da mutlaka görülmesi gereken yerlerden.

HER KÖŞESİNDE SANAT VAR
Başkent Zagreb'i anlatmaya kelimeler yetmez. Bir şehir düşünün, yalnızca kafelerinde oturup içkinizi yudumlayarak akşamı yapabileceğiniz; güneyindeki dev Maksimis Parkı'ndaki botanik bahçesinde kaybolmanın tadına varabileceğiniz... Her köşesindeki sanat etkinliklerini izleyebilmek için koşuşturmaktan başınızı döndürecek bir başkent. Kenti bir dönem Osmanlı akınlarından kurtaran generalvali Ban Josip Jelacic'in heykelinin bulunduğu ve adının verildiği meydan, başkentin buluşma noktası. Buradan meydandaki turizm ofisinden alacağınız yürüyüş parkuru haritalarıyla tüm görülmesi gereken yerlere kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Üç saatlik bir yürüyüşle tüm tarihi mekânlar gezilebiliyor. Jelacic Meydanı'nın yukarısında bulunan görkemli Zagreb Katedrali, önündeki Meryem heykeli, eşsiz çatı motifiyle St. Mark Kilisesi, ünlü markaların bulunduğu Ilıca Caddesi, Ulusal Opera Binası turistlerin başlıca uğrak yerleri. Ilıca Caddesi'nden St. Mark Katedrali'nin bulunduğu tepeye çıkan yalnızca 66 metrelik uzunluğuyla dünyanın en kısa mesafeli fünikülerine mutlaka binilmeli. Buradan şehrin panoramik görüntüsünü de bir fotoğraf karesine sığdırabilirsiniz. Zagreb'in gece hayatı ise sabaha kadar uyumak istemeyeceğiniz kadar alternatifi içinde barındırıyor.

KRAVATA SAHİP ÇIKAMADILAR

Hırvatistan bugün 'medeniyet yuları' denilen kravatın anavatanı. 17. yüzyılda Fransa Kralı 14. Louis'nin ordusunda lejyoner asker olarak görev yapan Hırvat gençlerinin boynuna sevgilileri tarafından geri döneceklerinin sembolü olsun diye bir kumaş takılıyordu. Fransa'ya giden Hırvat askerlerin boynundaki bu kumaş 14. Louis'nin çok hoşuna gitti. Terzilerine "Hemen bana bundan bir tane yapın," deyince de kravat Fransızlara mal edildi. Hemen hemen her Hırvat'ın sahip olduğu Croata marka kravatların üreticisi, müşteri paketlerine bu öyküyü de iliştirerek geçmişe sahip çıkmaya çalışıyor. Ama Hırvatlar kravata sahip çıkma konusunda pek başarılı değil. Örneğin, 2005 yılında
Türkiye'de yayınlanan Kim 500 Milyar İster? yarışmasında bir yarışmacı "Kravat hangi ülkeden çıkmıştır?" sorusuna "Fransa," yanıtını vermiş ancak doğru cevap Hırvatistan çıkınca '"Hakkımı yediler. Doğrusu Fransa'ydı," diye mahkemeye başvurmuştu.

Kız Kumu görenleri hayrete düşürüyor

12/9/2008




Muğla'nın Marmaris ilçesi Orhaniye Beldesi yakınlarında bulunan Kız Kumu görenleri hayrete düşürüyor.

600 metre boyundaki kırmızı kumdan meydana gelen oluşumun üzerinde yürünebiliyor. Kız Kumunun üzerinde yürüyen insanlar uzaktan bakıldığında suyun üzerinde yürüyormuş gibi gözüküyor.

Muhteşem güzellikteki koyda bulunan Kız Kumunun ilginç bir efsanesi olduğu ifade ediliyor. Bölgede anlatılan efsaneye göre; çok eski zamanlarda bölgenin kralının kızı fakir bir balıkçıyla tanışır ve birbirlerine aşık olurlar. Ancak birbirlerini çok seven gençlerin evlenmesine kral karşı çıkar. Kralın karşı çıkmasına rağmen genç sevgililer gizli, gizli buluşmaya başlarlar. Zamanla durumu fark eden kral askerlere kızını takip ettirir.

Askerlerde krala neler gördüklerini anlatır. Balıkçı genç denizden gelerek kralın kızını kumsalda bekleyip ışıkla işaret verip buluştuklarını öğrenen kral duruma sinirlenerek emirlerine karşı gelen kızı bile olsa affetmez. Bir gece kızını yakalatan kral askerlerine ışıkla işaret vermesini söyler. Işığı gören genç balıkçı bir manga askerin içine doğru koşar. Kralın kızı ise askerlerin elinden kaçarak sevgilisini kurtarmaya çalışır. Ancak koyun diğer tarafına gitmesi imkansızdır. Fakat genç kız aşkı için kendini denize atar, işte tam o sırada bir mucize gerçekleşir.

Kızın adım attığı her yer kuma dönüşür. Kızın peşinden koşan askerler ise suya gömülür kız kayığa kadar koşar ve sevgilisine sarılır. Ancak okçulardan biri yayını gererek oku fırlatır ok kıza saplanır. Kızdan akan kan denizi kırmızıya boyar. Genç balıkçı ise kızı alarak sandalıyla uzaklaşır ve bir daha kimse onları görmez. O günden sonra koy Kız Kumu olarak adlandırılır.

(İHA)

Marmaray’a durdurma kararı

11/9/2008


Marmaray’a durdurma kararı

11 Eylül 2008
Şefik DİNÇ/İSTANBUL
Marmaray Projesi’nin Yenikapı-Yedikule arasındaki bölümündeki çalışmalar, İstanbul 4 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun kararıyla durduruldu.

Demiryollar Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü (DLH), projenin Yenikapı-Yedikule arasındaki bölümünde yer alan 550 binanın tünel kazma çalışması sırasında yıkılma riski bulunduğu gerekçesiyle bina sahiplerinden geçici tahliye istedi. Ancak binalardan birinin sahibi Fikret Düzgün’ün avukatları DLH’nin tebligat için yetkili olmadığını ve proje için inşaat ruhsatı alınmadığını belirleyerek tahliye kararının durdurulması için mahkemeye başvurdu. Bunun üzerine Fatih Belediyesi DLH’ye 15 Ağustos’ta yazı yazarak ruhsat için başvuru yapılmasını istedi. Avukatlar, ruhsatsız projenin yasa, yönetmelik ve plan kararlarına aykırı çalışıldığını belirterek İstanbul 4 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na da başvurdu. Başvuruyu inceleyen kurul çalışmalarının ruhsat ve gerekli izinler alınıncaya kadar durdurulmasına karar verdi.

Uyku: Bütün isteğimiz buymuş!

11/9/2008

Uyku: Bütün isteğimiz buymuş!

Yeni araştırmalar, insanların uykuyu seksten daha sık düşündüğünü ortaya koyuyor. 'Derin uyku' lükse dönüştükçe yeni trendler peydah oluyor.....
Yatağa kaçta girersem gireyim, uykuya dalmam uzun zaman alıyor. Sonra da tabii, sabahları zor uyanıyorum. Kalktığımdaysa hiçbir zaman uykumu tam almış hissetmiyorum kendimi. Ama panik yapacak bir durum yokmuş. Dünyada benim gibi 'uyku sorunu' çekenler çokmuş. 20 yıl öncesine oranla, herkes bir saat az uyuyormuş. Sadece Mazhar-Fuat-Özkan'ın değil, milyonlarca insanın istediği 'biraz uyku'ymuş... Elektronik ortamların uyku düzenimizi daha da etkilediği, 'hızlı' zamanlarda yaşıyoruz. Günün koşturmacası, eve döner dönmez öyle hemen bitmiyor. Beyin, yatağa uzanınca bile çalışmaya devam ediyor. Bu yüzden de artık elimizde olanla idare etmeye çalışıyoruz. Belli ki akşam uykularımızı uzatamayacağız, o zaman uyku kalitemizi artırmaktan başka çare yok.

64 BİN DOLARA YATAK

İşte tam da bu yüzden uykuya, 'yeni seks' diyorlar. Hakkında araştırma üzerine araştırma yapılıyor. Uyku problemlerine yönelik kliniklerin sayısı hızla artıyor. Marriott gibi oteller yüzbinlerce dolar harcayarak yataklarını yeniliyor, havayolları uçak kabinlerine yataklar yerleştiriyor. Ve uyku da, aynı seks gibi: 'Satıyor'. NASA teknolojisiyle geliştirildiği söylenen Tempur yatakların satışı artadursun, parası olanlar, 64 bin dolarlık Vividus yataklardan almayı bile düşünüyor. Bu arada ilaçlar da zirve yapıyor tabii. Amerikalıların, uyku haplarına harcadığı para, yılda 2 milyar dolar! 'Boşver uykuyu, ölünce zaten uyuyacaksın,' lafları, geçmişte kaldı artık. Uykusuzluk ve uyku sorunlarının trafik ve iş kazalarına yol açtığı gün gibi ortada. Genel kanı, 'Beş saatten az uyuyan insanın işe yaramayacağı' yönünde. Yılda 50 milyar dolar kayba neden olan motivasyon düşüklüğüne girmiyorum bile...

OFİSLERE UYKU ODALARI
Tüm bu nedenlerden dolayı, artık işverenler de ofiste uykusunu almış eleman görmek istiyor. Eğer akşam uyuyamamışsa ofislerde yeni yeni oluşturulmaya başlanan 'uyku odaları'nda öğleden sonra kestirmesi şart koşuluyor. Ofiste uyku odası yoksa, hızla yayılan trend, 'uyku merkezleri'ne koşuluyor, özel kabinlerde 'power nap' de denilen 20 dakikalık hızlı bir uyku çekiliyor (İşkolik Japonların icadı olan bu kabinler önce ABD'ye, sonra da Metronaps, Urban Retreat gibi zincirlerle Avrupa'ya taşındı. Yakında İstanbul'da da açılırsa hiç şaşırmam). Hızla yaygınlaşan, sadece uyku kalitesini artırdığı söylenen yataklar ve kabinler değil. Gelişen uyku sektöründeki şirketlerin hisseleri de hızla yükseliyor. Artık 'lükse dönüşen' iyi bir uyku çekebilmek için neler satılmıyor neler; özel yataklar, uyku kapsülleri, rahatlatıcı mobilyalar, uykuya geçişi hızlandıran müzik yayını bulunan özel yastıklar, ses ve ışık geçirmeyen perdeler, halılar, özel ışıklandırmalar, aromatik yağlar...

sabah

ÇOK ANLAMLI BİR YAZI ---İYİ VE KÖTÜ HUYLARIN OYUNU...

10/9/2008

İYİ VE KÖTÜ HUYLARIN OYUNU...

Uzun zaman önce,insanlar dünyaya ayak basmadan önce,iyi huylar ve kötü huylar ne yapacaklarını bilemez halde dolanıyorlarmış.Bir gün toplanmışlar ve herzamankinden daha fazla canları sıkkın oturuyorlarken,Saflık ortaya bir fikir atmış:
''neden saklambaş oynamıyoruzzzki:)''
ve hepsi bu fikri beğenmişler.hemen Çılgınlık bağırmış:
''ben ebe olmak ve saymak istiyorum!''
aralarında başka hiçkimse çılgınlığı arayacak kadar çıldırmadığı için,hemen kabul etmişler.çılgınlık bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış''1,2,3...''ve çılgınlık saydıkça,iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar.ŞEFKAT Ay'ın boynuzuna asılmış.SEVGİ bulutların arasına kıvrılmış,YALAN bir taşın altına saklanacağını söylemiş ama yalan söylemiş çünkü gölün dibine saklanmış.PARA hırsı bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış.ve çılgınlık saymaya devam etmiş,''79,80,81,...''Aşk'ın dışında,bütün iyi huylar ve kötü huylar saklanmış.aşk kararsız olduğu gibi nereye saklanacağınıda bilmiyormuş.çünkü hepimiz aşkı saklamanın nekadar zor olduğunu biliriz...ve çılgınlık''95,96,97...''ye gelmiş ve 100'e geldiği anda,AŞK sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış.ve çılgınlık bağırmış:
-''önüm arkam sağım solum sobe,saklanmayan ebe!geliyorum..''
arkasını döndüğünde ilk önce tembelliği görmüş,o ayaktaymış çünkü saklanacak enerjisi yokmuş.sonra şefkatı ayın boynuzunda görmüş,ihaneti çöplerin arasında,sevgiyi bulutların arasında,yalanı gölün dibinde,tutkuyu da dünyanın merkezinde,hepsini birer birer bulmuş,sadece biri hariç!ve çılgınlık umutsuzluğa kapılmış,en son saklı kişiyi bulamamış.derkez hasret aşk bulunamadığı için hasret duyarak,çılgınlık'ın kulağına fısıldamış:
-''aşkı bulamıyorsun çünkü o güllerin arasında saklanıyor..''
çılgınlık çatal şeklinde tahta bir sopa almış ve güllerin arasına çılgınca saplamış,saplamış,saplamış..ta ki...yürek burkan bir haykırma onu durduruncaya kadar.ve haykırıştan sonra,aşk elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış,parmaklarının arasından sicim gibi kan akıyormuş.
Çılgınlık Aşk'ı bulmak için heyecandan Aşk'ın gözlerini çatal sopa ile kör etmiş...
 

Güne sevdiklerinizi öperek başlamalısınız

9/9/2008

Güne sevdiklerinizi öperek başlamalısınız

Kolay yöntemlerle sabahları yataktan daha iyi kalkıp, güne daha güzel başlayabilirsiniz. Saatinizin alarmını kalkmanız gereken zamandan 15 dakika önceye kurmanın yararları oldukça fazla. Uyandığınızda da sadece 20 saniyenizi ayırarak pencerenin önüne geçip gerinin ve güneşlenin. Öte yandan günlük olarak tüketeceğiniz vitaminler de işe yarar. Kararları sabaha bırakmamak da; günün stresini erken saatlerden itibaren yaşamamak için başta gelen bir koşuldur. Mesela; o gün ne giyeceğinize bir gün önceden karar verebilirsiniz. Kahve, sizi yataktan çabuk çıkarmak için en güzel yöntem olabilir ve sizi kendinize getirir. Ayrıca, sabahları evden çıkmadan önce mutlaka sevdiklerinizi öpün.
Love Song - Sara Bareilles

Çocuğunuz saatlerce televizyon izlemesin!

9/9/2008

Çocuğunuz saatlerce televizyon izlemesin!

İngiliz bilimadamlarının araştırmasına göre; televizyonun gün boyu açık tutulması çocuklar için zararlı etkiler doğuruyor. 50 çocuk üzerinde yapılan araştırma; 3 yaşına kadar olan çocukların açık ekran karşısında oturmaması gerektiğini gösterdi. Sürekli açık olan
televizyon, konsantrasyon sorununa sebep oluyor.

korkusuzzzzzzzzz

9/9/2008
İlgili aramalar: Çocuk - alem boo -  komik -  cocuk -  bebek

ünlülerin makyajsız hali

8/9/2008
 

Cher

Nicolette Sheridan

Cameron Diaz

Charlize Theron

Britney Spears

Drew Barrymore

Melanie Griffith

Pamela Anderson

Penelope Cruz

Kate Moss

Calista Flockhart

Julia Roberts

Halle Berry

Emma Thompson

Christina Ricci

Naomi Campbell

Pink

Renee Zellweger

Rachel Hunter

Daryl Hannan

Lisa Kudrow

Alicia Silverstone

Nasıl çok güzeller değilmi

  
 

 

 

YOLUMUZDAKİ ENGELLER

8/9/2008

YOLUMUZDAKİ ENGELLER

Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine  kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu.

 Bakalım neler olacak?.
 Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları,  saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene  kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler.

 Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar  vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu. Sonunda bir  köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı  ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı  ama, kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden  sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin
 durduğunu gördü. Açtı. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu  vardı içinde.

 "Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral.

 Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.

 "Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır

Çatlak Bir Testi Ne İşe Yarar

8/9/2008
Çatlak Bir Testi Ne İşe Yarar

Çin'de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki
ucuna astığı testilerle dereden su taşırmış evine.. Bu testilerden
birinin yan

kısmında çatlak varmış... Diğeri ise hiç kusursuz ve
çatlaksızmış; ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu
suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve..Ama her zaman boynunda taşıdığı
testilerden çatlak olanı eve yarım; diğeri dolu olarak varırmış iki
sene her gün bu şekilde geçmiş. Adam her iki

testiyi suyla doldururmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su
kalırmış...Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini

mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş. Fakat zavallı
çatlak olan kusurlu testi, çok utanıyormuş. Doldurulan suyun sadece
yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş. İki yılın
sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak
testi,ırmak kenarında adama şöyle demiş:


"Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene
kadar akıp gidiyor.." Adam gülümseyerek dönmüş testiye; "Göremedin
mi? Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu.

Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok.Çünkü ben başından beri
senin kusurunu, çatlaklığını biliyordum..Senin tarafına

çiçek tohumları ektim.. Ve hergün o yolda ben su taşırken,sen
onları suladın.. 2 senedir o güzel çiçekleri

toplayıp,masamı süslüyorum. Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın
olmasaydı evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim"

diye cevap vermiş.

Aslında hepimiz birer çatlak testiyiz Her birimizin kendine has
kusurları vardır.

Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır hayatlarımızı
ilginç yapan,mükafatlandıran, renklendiren..

Etrafımızdaki her kişiyi,oldukları gibi kabullenin.. Onlardadaki
kusurları değil, içlerindeki güzellikleri görün...

En ilginç Ölümler

8/9/2008
En ilginç Ölümler

- Buenos Aires'te karısına sinirlenip onu öldürmeye karar veren adam, otelin 23. katındaki odalardan
karısını aşağıya atar. Kadın elektrik tellerine takılır. İşini sağlama almak isteyen adam, karısının
peşinden atlar. Tellere tutunamaz, yere çakılır.

- Mısırlı çiftçi, Nil Nehri'ne düşen tavuğunu kurtarmak için suya atlar. Ancak girdaba yakalanır.
Kıyıya dönemeyince, bağırarak yardım ister. Bu kez oğlu atlar suya. O da girdaba kapılır. Beraberce
yardım isterler. Derken adamın kızı, karısı da aynı kaderi paylaşır. Sonunda tavuk kurtulur ama
ardında 6 ölü bırakır.

- Iraklı terörist Khay Rahnajet, içinde bomba olan paketi postayla suikast adresine göndermeye
kalkar. Ancak yeterli sayıda pul yapıştıramadığı için, paket ev adresine geri gönderilir. İçinde
bomba olduğunu unutan acemi terörist paketi açar ve sonrası malum.

- Astronot biliminde çığır açan Danimarkalı bilim adamı Tycho Brahe, vaktinde tuvalete giremediği
için öldü. 16. yüzyılda yemek bitmeden sofradan ayrılmak hakaret sayılırdı. O gece, şölene gelmeden
önce tuvalete girmeyi unutmuştu. Yemekte içkiyi fazla kaçıran Brahe, izin isteyemeyecek kadar
nazikti. İdrar kesesi patlayan bilim adamı, 11 gün acı çektikten sonra öldü.

- Güney Afrika'nın Cape Town Şehri'ndeki bir hastanede gizemli olaylar oluyordu. Üstelik ölümlerin
hepsi, cuma günleri 311 numaralı yoğun bakım odasında gerçekleşiyordu. Hemşireler ve doktorlar buna
bir çözüm bulamayınca, devreye polis girdi. Araştırmalar sonuç vermedi. Sır ölümlere uzun süre
açıklama getirilemedi. Uzmanlar, odanın havasını bakteriyolojik olarak kontrol ettiler. Sonuç
sıfırdı. Bu arada ölümler devam etti. Sonunda oda sürekli olarak gözetim altına alındı ve neden
ortaya çıktı. Cuma sabahları saat 06.00'da odaları temizleyen görevli, hastanın başındaki solunum
cihazının fişini çekerek elektrik süpürgesinin fişini takıyordu.

- Marco ve Roberto adlı iki kardeş, hiç geçinemiyorlardı. Roberto'nun sık sık kendisiyle dalga
geçmesine dayanamayan Marco, kardeşini öldürdü ama onun ölümünden 5 dakika sonra kendisi de öldü.
Çünkü Marco ile Roberto, aynı donanım sistemini paylaşan ikizlerdi. Roberto ölünce, Marco'nun da kan
dolaşımı durmuştu.

- ABD'nin Alabama Eyaleti'nde 25 yaşındaki bir asker tükürme alışkanlığının kurbanı oldu. Pencere
kenarında oturarak tükürüğünü sokak lambasına isabet ettirmeye çalışan bir asker, dengesini kaybedip
11. kattan düşerek hayatını kaybetti.

- 1995 yılında Coca Cola makinesinden bedava soda almaya çalışan bir adam, aniden fırlayan kola
kutusu yüzünden hayatını kaybetti.

- Jake Fen isimli Macar adam, eşini korkutmak için kendisini asmış pozu verdi. Eve gelen eş,
kocasını o halde görünce bayıldı. Kapıyı açık gören komşu kadın içeriye girince, iki cesetle
karşılaştığını sanıp evi soydu. Topladıkları ile çıkarken, Jake kadına bir tekme attı. Cesedin
canlandığını sanan kadın, korkudan öldü.

- New York'ta caddede bir adama araç hafifçe çarptı. Adama bir şey olmamıştı. Şoförle konuştu ve
kalkacakken olayı gören biri yanına gelerek, kalkmazsa sigortadan para alabileceğini söyleyince
yeniden aracın önüne yattı. Araç sürücüsü ise adamın gittiğini düşünerek gaza bastı ve adam öldü.

- Bayan Carson, Amerika'nın New York Kenti'nde yaşıyordu. Bir gün eğlenmek için cenaze işleri yapan
bir şirketle anlaştı. Şirket eve telefon etti ve bayan Carson'un kalp krizi geçirip öldüğünü
söyledi. Aile hemen koştu. Bu sırada tabutun içinde yatan bayan Carson, birden doğruluverdi. Ama
kızı o anda kalp krizi geçirip öldü.

- Romollo Ribaldo, işsizdi. Pisa Kenti'nde oturan 42 yaşındaki bu İtalyan, bir gün tabanca ile
intihar etmeye hazırlandı. Eşi onu engellemek için dil döktü. Sonunda Romolo, ağlamaya başladı ve
intihardan vazgeçip silahını yere fırlattı. Ateş alan tabancadan çıkan mermi eşine isabet etti ve
eşi öldü.

- Sibirya'nın köylerinden birinde cenaze mezarlığa götürülüyormuş. Mısır tarlasının ortasında, tabut
köylülerin ellerinden düşüvermiş. Tabutun içindeki ceset düşüp dereye yuvarlanmış. Akıntı, cesedi
dinamitle avlanan balıkçıların yanına sürüklemiş. Balıkçılar "Acaba adamı dinamitle biz mi
öldürdük?" diye endişeye kapılarak, cesedi askeri kışlanın tellerine bırakmışlar. Nöbetçi er,
bölgeye birinin yaklaştığını düşünerek cesedi yaylım ateşine tutmuş. Hemen ambulans çağrılmış. Delik
deşik olan ceset, hastaneye kaldırılmış. Operasyon 6 saat sürmüş. Ameliyattan çıkan doktor, alnından
akan terleri silmiş ve "Çok zor oldu ama galiba yaşayacak" demiş

- 1983'te mağazada hırsızlık yaparken yakalanan San Diegolu bir kadın, polislere 'eğer onu
bırakmazlarsa' morarana kadar nefesini tutacağını söyledi. Polisler kadını bırakmadılar, o da
gerçekten ölünceye kadar nefesini tuttu.

- Bir fil bakıcısı filin temizliği ile ilgilenirken filin posasının altında kalıp can vermiş.

- Bir lunaparkın 2 kafadar gece bekçisi, park kapandıktan sonra dönen salıncaklara binmeye karar
vermişler. Yönetici kabinine girmişler, aleti çalıştırmışlar. Makinenin ısınması için 1 dakika kadar
süre gerekiyor tabii. Salıncaklara bir güzel kurulmuşlar. 1 dakikalık süre geçmiş, alet çalışmaya
başlamış. Ama 2 kafadar, seans süresini ayarlamayı unutunca bütün gece kusarak ölmüş.

Satranç

8/9/2008

  Altıncı yüzyılda Hindistan'da doğan satranç tüccarlarla İran'a geçti.
Yedinci yüzyılda araplar İran'ı alınca satranç Arap topraklarında yayılmaya
başladı. Arap akıncıları ile birlikte Kuzey Afrika'dan İspanya'ya
geçen satranç ortaçağda şövalyelerin gözde oyunu oldu. Arap ve Avrupa
el yazmalarından sonra İspanyol Lucena'nın ilk basılı satranç
kitabında (1497) satranca eklenen yeni kurallar açıklandı: Vezirin
ve filin hareket alanlarının genişletilmesi, rok, geçerken alma,
erin vezir olması. Böylece günümüze kadar değişmeden gelen kuralları
ile dinamik, ustalık ve incelik dolu, bilgiye dayanan modern
satranç dönemi başladı ve satranç, İspanya'dan sonra, İtalya, Fransa,
Almanya, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya'da hızla
yaygınlaşmaya başladı.



  Ondokuzuncu yüzyıl sonlarında satrancın ilk büyük yıldızları belirdi:
Anderssen, Morphy, Rubinstein ve Steinitz. Güçlü oyuncuların katıldığı
turnuvalar yapıldı: 1851 Londra, 1857 New York, 1883 Londra, 1889
Hastings ve Saint Petersburg.

  İlk dünya satranç birincisi sayılan Steinitz'den sonra, Yirminci yüzyılın
başlarında Lasker, Capabalanca, Alekhine ve Euwe, ikinci dünya
savaşından sonraki yıllarda, Botvinnik, Smyslov, Tal, Petrosian,
Spassky, Fischer ve Karpov dünya satranç birincisi ünvanının sahibi
oldular.

  Böylece, olimpiyatlar, turnuvalar, uluslararası karşılaşmalar, dünya
birinciliği maçları, turnuva kuralları, oyunların yazılması, oyunların
ve bilgilerin binlerce kitapta toplanması, satranç saatı,
oyuncuların sınıflandırılması ve herkese açık satranç kulüpleri ile bir
spor dalı olan satrancın bu özelliği en belirgin şekilde ortaya çıkmış oldu.

 

Federal Almanya Spor Federasyonu Başkanı Willi Weyer 1977 yılında
Satranç Federasyonunun Yüzüncü kuruluş yıldönümünde şöyle demişti:
Satranç, sporda bulunduğu belirtilen hemen hemen bütün özelliklere
sahip olduğu gibi başka spor dallarında bulunmayan bazı yararlar
gösterir. Mantıklı düşünmeyi öğretir, kombinasyon zevkini arttırır,
yaratıcılığı uyandırır, tehlikeyi göze alma yeteneğini geliştirir, karar
verme gücünü kazandırır, kendini ve başkalarını eleştirmeye alıştırır, sabrı
ve güveni güçlendirir. Böylece satranççı iyi bir sporcunun tüm
özelliklerini ve gerilim içinde tüm zihin ve irade güçlerini
kazanabilir.

  Satranç teorik ve pratik açıdan bugünkü yüksek düzeye ulaşmasını büyük
ölçüde spor ruhuna borçludur. Satranç her zaman spor değildi, fakat
günümüzde ortaya çıkan amaç ve değişen kurallar içinde spor olmuştur.
Türkiye Satranç Federasyonunun ve onu oluşturan satranç
derneklerinin öncülüğünde, satranç bugün özellikle gençler arasında
yaygınlaşıyor. İl birinciliklerinden başlayarak seçilen oyuncular
arasında Türkiye Birinciliği, gençler, küçükler ve bayanlar sınıfında
Türkiye birincilikleri, üniversite birincilikleri, liseler arası
bireysel ve takımlı turnuvalar, özel turnuvalar yapılmaktadır.
Satrançta ilerlemek isteyen kişiler binlerce satranç kitabındaki
bilgilerden, deneylerden, oyunlardan yararlanmak zorundadır.
Bu, yeni yetişenler için olduğu kadar, usta satranççılar için de
geçerlidir.

 
Elinizdeki kitap bunlarrn en iyilerinden biridir. En önemli
özelliği geçen zaman içinde yeniliğinden hiçbir şey kaybetmemiş
olmasıdır. Dünya dillerinden çoğuna çevrilmiş ve bazı ü1kelerde
defalarca basılmıştır.

  Eski dünya satranç birincilerinden Capablanca'nın bu eseri yeni
başlayanlardan usta oyunculara kadar, her düzeydeki satranççıya bir
şeyler öğretebilecek niteliktedir.

  Satranç öğrenmek isteyenler için kitabın başına bir bölüm eklenmiştir.
Kitabın son bölümünde gene aslında olmayan Capablanca'nın seçme
oyunları yer almaktadır.

  Capablanca'nın ölümsüz eseri bu basılışta yeniden gözden geçirilerek,
oyunlar ve açıklamaları Uluslararası Satranç Federasyonu'nun kabul
ettiği yazılış şekli ile yeniden düzenlenmiştir. Bu yazılış şekli
satranççılarımız tarafından da kullanıldığından ve ayrıca oyunlar ve
açıklamaların asıl devam yolları siyah harflerle dizildiğinden kitap
kolaylıkla izlenebilecektir.

  Kitabın ülkemizde satrancın gelişmesine katkıda bulunacağını umuyoruz.

  YAYINEVİ

   :::::::::::::

  JOSE RAOUL CAPABLANCA'NIN HAYATI

  Satranç tarihini incelediğimiz zaman aynı dönemde yaşamış satranççılar
arasında yüceleşmiş üç kişinin adını görürüz. Lasker, Capablanca ve
Alekhine. Bu üç satranç ustası arasında seçim yapmak kişilere göre
değişir. Bazılarına göre en büyük usta Lasker'dir. Çünkü Lasker yıllarca
en güçlü turnuvalarda derece almayı sürdürmüş, diğer ustaların oyundaki
kuvvetlerini kaybettikleri yaşlarda bile o büyük başarılar kazanmıştır.
Bazılarına göre en büyük usta Alekhine'dir. Çünkü Alekhine'in
oyunlarında satranç en yüksek düzeye ulaşmış, güzel ve derin
kombinezonları bütün satranççıları büyülemiştir.

  En büyük usta olarak Capablanca'yı seçenler ise şunu ileri sürüyorlar.
Capablanca için satranç ana dilini konuşmak kadar basit ve tabii
bir işti. Diğer ustaların uzun analizlerden sonra bulabildiği en
kuvvetli hamleleri o ilk bakışta görüyordu. O derece yetenekliydi
ki açılışlarda bilgisi olmadığı halde zamanın büyük ustalarını kolaylıkla
yenmişti.

  Jose Raoul Capablanca 19 Aralık 1888'de Küba'da Havana'da doğdu.
O zamanlar ünlü Havana satranç kulübü birçok ustaları kendine çeken
bir yerdi. Steinitz ve Tchigorin dünya birinciliği maçını orada
yapmışlardı.

  Henüz dört yaşında iken ilk oyununu babasına karşı kazanan Capablanca
sekiz yaşında Havana satranç kulübüne girdi. Kısa bir süre içinde
kulübün en kuvvetli oyuncularını yenebilecek bir hale gelen Capablanca 12
yaşında iken Küba birincisi Corzo ile maç yaptı ve onu 7-5 yenerek Küba birincisi
ünvanını kazandı. Capablanca 1904 yılında New York'a gelerek Colombia
Üniversitesine girdi ve aynı zamanda ünlü Manhattan satranç kulübüne
devam etmeye başladı. 1910 yılında Amerika birincisi Frank J.
Marshall ile karşılaşarak 8-1 gibi büyük farkla kazanınca dünya
satranççılarının gözleri genç Kübalının üzerine çevrildi.
1911 yılında San Sebastian'da o zamana kadar yapılan turnuvaların
en büyüğü düzenlenmişti. Turnuvaya katılabilmek için en az iki
turnuvada hiç olmazsa üçüncü dereceyi kazanmış olmak gerekiyordu.
Turnuvaya Rubinstein, Vidmar, Marshall, Nimzovitch, Schlechter,
Tarrasch, Bernstein, Spielman, Teichman, Janowski, Maroczy,
Burn, Duras ve Leonhart katıldılar. Dünya birincisi Emmanuel
Lasker gelememiştiı:

  Marshall'a karşı büyük başarısı gözönüne alınarak Capablanca da turnuvaya
çağrıldı ve turnuvayı birincilikle bitirdi. Artık Capablanca,
Rubinstein ve Lasker dünyanın en büyük oyuncuları sayılıyorlardı.
Capablanca'nın haklı olarak istediği dünya birinciliği maçı, araya
savaş yıllarının girmesi nedeniyle 1921 yılında Havana'da
yapılabildi. Kübalı satranççı, rakibi Lasker'i 4-0 yenerek dünya
satranç birincisi oldu.

 
 Bu maçta Capablanca çok güzel oynadığı halde, Lasker hakkında aynı şey
söylenemez. Sıkıntılarla geçen savaş yılları Lasker'i etkilemiş ve
oyununun niteliği düşmüştü.

  Bundan sonra da birçok turnuvaya katılan ve parlak sonuçlar alan
Capablanca 1927 yılında New York'ta yapılan dörtlü turnuvada
birinci oldu ve aynı yılın eylül ayında kendisini dünya birinciliği
için maça çağırmış bulunan Alekhine ile çarpışmağa başladı. Fakat bütün
satranç dünyasının şaşkınlık bakışları altında maçı 6-3 kaybederek ünvanını
Alekhine'e bıraktı.

  Daha önce yaptıkları çeşitli karşılaşmalarda Capablanca Alekhine'i
birçok defa yenmiş olduğundan kimse bu maçı Alekhine'in kazanacağını
sanmıyordu. Birçok satranç ustasının kanaatı şudur ki Capablanca
doğuştan mevcut olan yeteneğini çalışmak suretiyle geliştirmiş olsaydı
dünyanın gelmiş geçmiş en büyük satranç ustası ünvanını söz götürmez bir
biçimde alacak ve belki de hiç yenilmiyecekti.

  Capablanca Alekhine ile yeni bir maç yapmak için çok uğraştı ise de
başaramadı. Bu arada bazı turnuvalarda iyi sonuçlar elde etti.
Fakat artık oyunu eski gücünü kaybetmişti, bazı oyunlarını zaman sıkışması
yüzünden kaybetmeye başlamıştı.

  Capablanca yalnız satrançtaki ustalığı ile değil, aynı zamanda yakışıklığı,
kibarlığı ve nazikliği ile ün yapmıştı. Colombia üniversitesinde iki yıl
okuduktan sonra eğitimi bırakmasına rağmen yeteneğini değerlendiren
Küba hükümeti ona dolgun aylıkla diplomatik bir görev vererek geçim
derdinden kurtarmış ve çeşitli ülkelere gitmesine imkan vermişti.
Gerek kişiliği ve gerekse oyunu ile pek çok dost kazanmış olan
Capablanca 8 Mart 1942'de büyük başarılarına sahne olmuş bulunan
Manhattan satranç kulübünde kalp krizi geçirdi ve ertesi gün öldü.
Otopside Capablanca'nın beyninin normalden büyük ve üzerindeki
kıvrımların da daha fazla olduğu görülmüştür.

   :::::::::::::

  CAPABLANCA'NIN KATILDIĞI TURNUVALAR VE ALDIĞI SONUÇLAR

  Turnuva, Derece, +, -, =, Toplam

  New York 1910, 1, 7, 0, 0, 7

  New York 1911, 2, 8, 1, 3, 9.5

  San Sebastian 1911, 1, 6, 1, 7, 9.5

  New York 1913, 1, 10, 1, 2, 11

  Havana 1913, 2, 8, 2, 4, 10

  New York 1913, 1, 13, 0, 0, 13

  Petersburg 1914, 2, 10, 2, 6, 13

  New York 1914, 1, 11, 0, 0, 11

  New York 1915, 1, 12, 0, 2, 13

  New York 1916, 1, 12, 1, 4, 14

  New York 1918, 1, 9, 0, 3, 10.5

  Hasting 1919, 1, 10, 0, 1, 10.5

  Londra 1922, 1, 11, 0, 4, 13

  New York 1924, 2, 10, 1, 9, 14.5

  Moskova 1925, 3, 9, 2, 9, 13.5

  L. Hopatkong 1926, 1, 4, 0, 4, 6

  New York 1927, 1, 8, 0, 12, 14

  Berlin 1928, 1, 5, 0, 7, 8.5

  Bad Kissingen 1928, 2, 4, 1, 6, 7

  Budapeşte 1928, 1, 5, 0, 4, 7

  Ramsgate 1929, 1, 4, 0, 3, 5

  Karlbad 1929, 2-3, 10, 2, 9, 14.5

  Budapeşte 1929, 1, 8, 0, 5, 10.5

  Barselona 1929, 1, 13, 0, 1, 13.5

  Hastings 1930-31, 2, 5, 1, 3, 6.5

  New York 1931, 1, 9, 0, 2, 10

  Hastings 1934-35, 4, 4, 2, 3, 5.5

   ::::::::::::

  CAPABLANCA'NIN KATILDIĞI TURNUVALAR VE ALDIĞI SONUÇLAR

  Turnuva, Derece, +, -, =, toplam

  Moskova 1935, 4, 7, 2, 10, 12

  Margate 1935, 2, 6, 1, 2, 7

  Margate 1936, 2, 5, 0, 4, 7

  Moskova 1936, 1, 8, 0, 10, 13

  Nottingham 1936, 1-2, 7, 1, 6, 10

  Semmering 1937, 3-4, 2, 1, 11, 7.5

  Paris 1938, 1, 6, 0, 4, 8

  AV.R.O. 1938, 7, 2, 4, 8, 6

  Margate 1939, 2-3, 4, 0, 5, 6.5

  Buenos Aires 1939, -, 6, 0, 4, 8

  Genel Toplam +, -, =

  277, 26, 177

  CAPABLANCA'NIN YAPTIĞI MAÇLAR VE ALDIĞI SONUÇLAR

  +, -, =

  Corzo, 1900, 4, 2, 6

  Marshall, 1909, 8, 1, 14

  Kostich, 1919, 5, 0, 0

  Em. Lasker, 1921, 4, 0, 14

  Alekhine, 1927, 3, 6, 25

  Euwe, 1932, 2, 0, 8

  Genel Toplam +,-,=

  26, 9, 67

  SATRANÇ NASIL OYNANIR

  Satranç iki kişi arasında ve kare şeklinde bir satranç tahtası
üzerinde oynanır.

  Satranç tahtası beyaz (açık renk) ve siyah (koyu renk) eşit büyüklükte
ve bir beyaz, bir siyah sıralanmış 64 kareden oluşur.

  Satranç tahtası her oyuncunun sağına beyaz gelecek şekilde konulur.
Her oyuncunun 16 taşı vardır: Bir Şah, bir Vezir, iki Kale, iki
Fil, iki At ve sekiz piyon.

  Oyunun amacı rakip şahı almak yani mat etmektir. Oyuna beyazlar
başlar, fakat önce taşların nasıl hareket ettiğini görelim.
Taşların Hareketi

  Satranç taşlarının her birinin ayrı hareketi vardır. Taşların hareket
yönleri, gidebilecekleri kareler aşağıda boş satranç tahtasını temsil
eden diyağramlarda ayrı ayrı gösterilmiştir.

  ŞAH, bitişiğindeki karelere gidebilir.

  KALE, yatay ve dikey olarak ilerler.
 
  FİL, çapraz hareket eder. Filler oyun boyunca aynı renk karelerde
kalırlar.

  VEZİR, dikey, yatay ve çapraz gider.

  AT, L şeklinde bir hareketle üç kare sıçrama şeklinde gider. Taşların
üzerinden atlayabilir.

  PİYON, bulunduğu sütunda ileriye doğru bir kare hareket eder. Ancak
başlangıç yerlerinde bulunan piyonlar istenirse iki kare
ilerletilebilir.

  Taş Alma

  Taş alma, alınan taşın satranç tahtası dışına çıkarılması ve alan taşın onun
yerine konulmasıdır. Bir taşın gidebileceği karelerde rakip bir taş
varsa, onu alabilir. Taş alma zorunlu değildir. Taşlar, (at hariç)
kendi taşlarının ve rakip taşların üzerinden atlamazlar.

  Piyonlar çapraz olarak taş alır. Dikey olarak ilerlemekte olan
piyon önündeki karenin sağ ve solundaki karelerde bulunan taşları
alabilir.

  Geçerken alma, piyonlara özgü bir taş alma şeklidir. Başlangıç yerinde
bulunan bir piyon iki hamle ilerletildiğinde rakip piyonun taş
alma alanından geçerse, rakip piyon bu piyonu, hemen yapmak
şartıyla, alabilir. Geçerken alma, diyagramda c ve d sütunlarında
gösterilmiştir c sütununda başlangıç yerinde bulunan piyon iki kare
ilerletildiğinde d sütununda bulunan beyaz piyon onu alabilir ve ok
işareti ile belirtilen kareye geçer. Beyaz, hamle sırası kendisine
geldiğinde geçerken alma hakkını kullanmazsa sonraki hamlelerde bunu
yapamaz.

  Piyonun Vezir Olması Son yatık sıraya ulaşan piyon, piyon olarak kalamaz,
oyuncu onu kendi renginden şahtan başka bir taşa yükseltir. Bu şekilde bir
oyuncu birden fazla vezire, ikiden fazla kaleye, ata ya da file
sahip olabilir.

  Rok Rok yapma, şah ile kalelerden bir arasındaki bir harekettir,
şahın tek hamlesi olarak kabul edilir ve şöyle yapılır. Şah,
kalelerden birine doğru iki kare ilerletilir, kale de şahın
üzerinden atlatılarak bitişiğindeki kareye konur. Rokun amacı, şahı
rakip taşların saldırısından uzak bir yere götürmek ve kaleyi oyuna
sokmaktır.

  Rok yapmak, aşağıda sayılan hallerde mümkün değildir:

  a) Şah ya da kale ile daha önce hamle yapılmışsa,

  b) Şahın bulunduğu, geçeceği ve gideceği kareler rakip taşların tehdidi
altında bulunuyorsa,

  c) Şah ile kale arasında bir taş varsa, Bir oyuncu rok yaparken önce
kaleye dokunursa bu hareket hatalıdır, ancak rok geçerlidir; şah ve kaleye
aynı zamanda dokunur ve rokun mümkün olmadığı anlaşılırsa, oyuncu şah ile
hamle yapmak zorundadır. Bu durumda şahın kurala uygun bir hamlesi yoksa,
yapılan hata geçersizdir.

  Mat

  Satrançta amaç şahı mat etmektir. Şah mat edilince oyun sona erer.
Rakip şahın bulunduğu kareyi taşlarından biri ile tehdit eden oyuncu
rakibini şah! diyerek uyarır. Şahı tehdit edilen oyuncu, şahın
yerini değiştirmek, tehdit eden taşı almak ya da tehdidi yapan taş
ile şah arasında kendi taşlarından birini getirmek zorundadır.
Kısaca, şah tehdidi yapılacak ilk hamlede etkisiz hale
getirilmelidir. Bu yapılamadığı takdirde şah mat olur ve oyun biter.
Kendi şahını şah tehdidinden koruyan bir taş, rakip şahı şah ile
tehdit edebilir.

  Beraberlik Aşağıdaki hallerden birinin meydana gelmesi ile, oyun
berabere sonuçlanmış sayılır:

  1- Hamle sırası kendisinde olan oyuncu, şahı tehdit altında olmadığı
halde, kurallara uygun hiç bir hamle yapamıyorsa, (Pat durumu)

  2- Her iki oyuncu aralarında anlaşmışlarsa,

  3- Oyunculardan biri, aynı durumun üç defa tekrarlandığını ileri sürmüşse,

  4- Oyunculardan biri taş almadan ya da piyon hamlesi yapmadan
arka arkaya en az 50 hamle oynandığını kanıtlamışsa,
Turnuvalarda zaman sıkışması nedeniyle oyunlarını yazamamış olan bir
oyuncu son iki maddeye dayanarak beraberlik isteğinde bulunamaz.
Tutulan Taş Oynanır Hamle sırası kendisinde olan oyuncu taşlarından
birine dokunursa onu oynamak, rakibin taşlarından birine dokunursa
onu almak zorundadır. Eğer tutulan taş oynanamıyorsa ya da alınamıyorsa,
bunun bir sonucu yoktur. Oyuncu tuttuğu taşı elinden bırakmadıkça onu
herhangi bir kareye koyabilir. Taşları düzeltmek amacıyla tutmak isteyen
oyuncu rakibine önceden düzeltiyorum diyerek haber vermelidir. Oyunların
Yazılması Satrançta oyunların nasıl yazıldığını bilmek bazı yararlar sağlar:
Turnuvalarda oyunların yazılması zorunludur. İlerlemek için kitap
ve dergilerde yayınlanan bilgileri ve oyunları izlemek gerekir.
Her oyuncu kendi oyunlarını zaman zaman inceleyerek hatalarını
öğrenmelidir.

  Bu kitapta Uluslararası Satranç Federasyonunun (FIDE) 1977 yılında
Ocak 1981'den geçerli olmak üzere kabul ettiği ve Türkiye Satranç
Federasyonunun yayınladığı kitaplarda uyguladığı yazılış şekli kullanılmıştır.
Satranç tahtasının sol köşesinden başlanarak sekiz sütun a, b, c, d,
e, f, g harfleri ile, sekiz sıra da 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8
sayıları ile belirtilmiştir. Buna göre, herhangi bir kare, örneğin,
a5, e3, g7 şeklinde belirlenir.

  Bir taşla yapılan hamleyi belirtmek için önce oynanan taşın ilk
harfi, sonra gittiği kare yazılır. Örneğin, Fg7, filin bulunduğu
kareden g7 karesine, Şe2, şahın bulunduğu kareden e2 karesine
gittiğini belirtir.

  Piyon hamlelerini belirtmek için yalnız gittiği karenin adı
kullanılır. Örnek: e4, d3, a5.

  Taş alma, taş alanın ilk harfi, x işareti ve gittiği yani alınan taşın
bulunduğu karenin belirtilmesi ile yazılır: Örnek: Kxd4, kalenin bulunduğu
kareden d4 karesine giderek bu karede bulunan rakip taşı aldığını gösterir.
Piyonun taş alması, bulunduğu sütunun harfinin ve x işaretinden sonra gittiği
yani aldığı taşın bulunduğu karenin belirtilmesi ile yazılır. Örnek: exd4,
gxf4, cxb5.

  Aynı cinsten iki taş (iki kale, iki at) aynı kareye gidebiliyorsa
hareketleri şöyle yazılır:

  a) Önce taşın ilk harfi, sonra bulunduğu sütun, daha sonra gittiği kare
yazılır. f8 ve a8 karelerinde bulunan iki kaleden birincisi d8 karesine
oynatılıyorsa bu hamle Kfd8, diğeri Kad8 şeklinde yazılır.

  b) Aynı cinsten iki taş aynı sütunda ise, önce oynanan
taşın ilk harfi sonra bulunduğu sıranın numarası, daha sonra gittiği kare
yazılır. d2 ve d4 karelerinde bulunan iki attan biri f3 karesine
oynatılıyorsa bu hamle A2f3. A4f3 şeklinde yazılır.

  Bu hamleler taş alarak yapıldığı takdirde aynı hamleler
Kfxd8, Kaxd8, A2xf3, A4xf3 şeklinde yazılır.

  Son sıraya ulaşan piyonun vezir, kale, at ya da fil olması
yeni taşın ilk harfı ile belirtilir. Örnek: g8V, c8K, a1A, d1F
FIDE'nin bu kararında oyunların yazılmasında kullanılan kısaltmalar
şöyle açıklanmıştır: 0-0 küçük rok, 0-0-0 büyük rok, x taş alma, + şah
uyarısı, + + mat, e.p. geçerken alma.

  Kitap ve dergilerde oyunların açıklanması sırasında bazı
işaretler kullanılır. Bunların başlıcaları şunlardır:
! çok iyi hamle, !! mükemmel bir hamle, ? zayıf bir hamle,
?? büyük bir hata, !? dikkate değer bir hamle, ?! değeri şüpheli bir hamle.

  Ümit ÜNKAN

   ::::::::::::::

  BÖLÜM 1

  SATRANCIN ESASLARI

  KISIM 1

  TEMEL İLKELER: OYUN SONLARI, OYUN ORTASI ve AÇILIŞLAR

  1- BAZI BASİT MATLAR

  Örnek 1- Şaha karşı şah ve kale ile oyun sonu. Kural şudur: Rakip şahı
tahtanın herhangi bir tarafındaki son sıraya kadar kovalamak.
Bu durumda beyazın ilk hamlesi olan Ka7 hamlesi rakip şahı
sekizinci yatık sırayı hapsetmekle kalenin kuvvetini gösterir. Matı
çabucak yapabilmek için şöyle devam edilir;

  1. Ka7 Şg8 2. Şg2.

  Mat yapabilecek durumu elde etmek için şah ve kalenin ortak
hareketi gerekir. Yeni başlayanların takip edecekleri genel ilke
şudur: Kendi şahımızı mümkün olduğu kadar rakip şah ile aynı yatık sırada
ya da bu örnekte olduğu gibi aynı dik sütunda tutmak.

  Bu suretle şah altıncı yatık sıraya getirilince şahı artık rakip şah ile
aynı dik sütunda değil, fakat rakip şahın bulunduğu dik sütunun yanındaki
merkeze doğru olan dik sütunda tutmalıdır.

  2. ...Şf8 3. Şf3. Şe8 4. Şe4 Şd8 5. Şd5 Şc8 6. Şd6.

  Burada Şc6 oynamak iyi değildir, çünkü siyah şah tekrar d8 karesine döner
ve mat yapmak daha uzun sürer. Fakat eğer şimdi şah d8 karesine giderse o
zaman kale a8 den şah diyerek mat eder.

  6. ... Şb8 7. Kc7 Şa8 8. Şc6 Şb8 9. Şb6 Şa8 10. Kc8. mat.

  Başlangıçtaki durumdan mata kadar on hamle yapılmıştır: Beşinci hamlede
siyah Şe8 oynasa idi genel kurala uygun olarak beyaz o zaman şöyle devam
ederdi; 6. Şd6 Şf8 (amaç siyah şahı beyaz şahın önüne gelmeğe mecbur
ettikten sonra Ka8 oynayarak matı yapmaktır) 7. Şe6 Şg8 8. Şf6 Şh8 9. Şg6
Şg8 10. Ka8 mat.

  Örnek 2. -bu durumda siyah şah tahtanın ortasında
olduğundan takip edilecek en iyi yol beyaz şahı ileri sürmektir:

  1. Şe2 Şd5 2. Şe3. Kale daha oyuna girmediğinden şahı tahtanın
merkezine doğru, fakat rakip şahın önüne değil yan tarafına doğru
sürmelidir, çünkü şimdi siyah şah e5 karesine giderse kale tarafından
Kh5 + hamlesi ile geri atılır. Eğer bunun yerine 2. ...Şc4 o zaman
yine 3. Kh5 oynanır ve eğer şimdi 3. ...Şb4 4. Şd3, yine eğer 3.
...Şc3 4. Kh4, bu suretle siyah şah mümkün olduğu kadar dar bir
sahaya sıkıştırılmış olur. Şimdi oyun şöyle devam edebilir: 4. ...Şc2 5.
Kc4+ Şb3 6. Şd3 Şb2 7. Kb4+ Şa3 8. Şc3 Şa2 burada beyaz şahın hem
kaleyi korumak hem de rakip şahın hareket sahasını daraltmak için
nasıl oynadığına dikkat edilmelidir.

  Şimdi artık beyaz üç hamlede mat eder: 9. Ka4+Şb1 10. Kale a dik
sütunu üzerinde herhangi bir yere giderek siyah şahı beyaz şahın önüne
gelmeye zorlar, 10. ...Şc1 11. Ka1 mat.

  Matı yapmak için on bir hamle yeterli olmuştur. Ve zannıma göre
herhangi bir durumda yirmi hamleden önce mat yapılabilir. Monoton
bile olsa yeni başlayanların aletleri doğru oynamayı öğrenmeleri için
böyle şeylerde pratik yapmaları faydalıdır.

  Örnek 3. - Şimdi şaha karşı şah ile iki fil oyun sonunu görelim:
Siyah şah köşede olduğundan beyaz 1. Fd3 Şg7 2. Fg5 Şf7 3. Ff5,
oynayarak siyah şahı dar bir sahaya sıkıştırabilir. Eğer başlangıçta
siyah şah tantanın ortasında veya son yatık sıradan uzakta ise beyaz
şah yaklaştırılmalıdır. Ve sonra da fillerin yardımı ile beyaz şahın
hareket sahasını mümkün olduğu kadar daraltmalıdır.

  Şimdi şöyle devam edebiliriz: 3. ...Şg7 4. Şf2 bu finalde mat
yapabilmek için hasım şahı tahtanın yalnız kenarına değil aynı zamanda
köşeye de sıkıştırmak gerekir. Beyaz şah altıncı yatık sıraya ve aynı
zamanda son iki dik sütundan birine getirilmelidir. Örneğimizde
bu haneler h6, g6, f7 ve f8 haneleridir. h6 ve g6 en yakınları
olduğundan beyaz şah bunlardan birine gidebilir.

  4. ...Şf7 5. Şg3 Şg7 6. Şh4 Şf7 7. Şh5 Şg7 8. Fg6 Şg8 9. Şh6 Şf8. Şimdi
beyazlar fillerin birisini oynayıp hamleyi siyah şaha geçirecek
onu geri gitmeye zorlamalıdır; 10. Fh5 Şg8 11. Fe7 Şh8. Burada
yapılacak şey beyaz fili siyah şaha, sonraki hamlede g8 karesine
geldiği zaman şah diyebilecek bir duruma sokmaktır: 12. Fg4 Şg8
13. Fe6+Şh8 14. Ff6 mat.

  Bu mat on dört hamlede yapılmıştır ve herhangi bir durumda otuz
hamleden önce yapılabilir. Bu türlü bütün oyun sonlarında pat
olmamasına dikkat etmek gerekir. Yine bu son finalde rakip şahın
tahtanın kenarına kovalanmasının yeterli olmayıp mat yapabilmek için
köşeye sıkıştırılması gerektiğini hatırlatırız. Tabii hangi köşe olursa
olsun sonuç aynıdır.

  Örnek 4. - Şimdi şaha karşı şah ve vezir oyun sorununu inceleyelim:
Vezir, kale ve filin kuvvetini haiz olduğundan bu mat en kolayı
olup on hamleden evvel yapılabilir. Aşağıdaki örneği alalım:
Önce veziri oynayarak siyah şahın hareket kabiliyetini mümkün olduğu
kadar azaltalım; 1. Vc6 Şd4 2. Şd2. Bu suretle şahın gidecek yalnız
bir karesi kalmış olur. 2. ...Şe5 3. Şe3 Şf5 4. Vd6 Şg5 (eğer siyah Şg4
oynarsa Vg6+) 5. Ve6 Şh4 (5. ...Şh5 6. Şf4 ve bir sonraki hamlede
mat) 6. Vg6 Şh3 7. Şf3 şah oynar 8. Vezir mat eder.

  Bu oyun sonunda da kale oyun sonunda olduğu gibi siyah şah
tahtanın kenarına kovalanmalıdır. Fakat vezir kaleden çok daha
kuvvetli olduğundan izlenen yol daha kolay ve kısadır.
Bu gördüğümüz üç basit oyun sonunda kural aynıdır. Fakat her birinde
şahın yardımına ihtiyaç vardır. Şahın yardımı olmaksızın mat yapabilmek için
en az iki kale gerekir.

  2- PİYONUN VEZİR OLMASI

  Bir piyon, oyunda kazanabilecek en küçük maddi üstünlüktür ve tahtada
yalnız şahlar ile bir piyon kaldığı zaman çok defa oyunu kazanmaya
yeterli olur. Genel olarak şu kuralı koyabiliriz: Kazanmak için
şah, arada bir kare olmak üzere kendi kendi piyonunun önünde
olmalıdır.

  Eğer rakip şah piyonun tam karşısında yer almış ise oyunu kazanmak
mümkün olmaz.

  Örnek 5 -Bu durumda oyun beraberedir. Siyah için yapılacak, şey, şahı
daima piyonun önünde tutmaya çalışmaktır. Eğer, örneğimizde olduğu gibi
beyaz şahın durumundan dolayı bu yapılamaz ise, o zaman siyah şahı
beyaz şahın tam önünde bulundurmak gerekir. Oyun şöyle devam eder:

  1. e3 Şe5 2. Şd3 Şd5. Bu çok önemli bir hamledir. İleride görüleceği
gibi diğer herhangi bir hamle oyunun kaybedilmesine sebep olur.
Siyah şah piyona yakın tutulamadığından, mümkün olduğu kadar ilerde ve
aynı zamanda beyaz şahın önünde bulundurulmalıdır.

  3. e4+ Şe5 4. Şe3 Şe6 5. Şf4 Şf6. Durum yine aynıdır. Beyaz şah
ilerledikçe siyah şah, piyona yaklaşamayacağından, beyaz şahın önünde
yer alır.

  6. e5+ Şe6 7. Şe4 Şe7 8. Şd5 Şd7 9. e6+ Şe7 10. Şe5 Şe8 11. Şd6 Şd8. Eğer
şimdi beyaz, piyonu sürerse siyah şah piyonun önüne geçer. Bu suretle
beyaz, ya piyonu feda etmek zorunda kalır ya da Şe6 oynar ve pat
olur.

  Piyonu sürecek yerde beyazlar şahı geri çekerse o zaman şah
piyonunun önünde yer alır ve geri gitmeye zorlandığı zaman piyonun
önüne geçecek şekilde veya beyaz şah ilerlerse karşısına gelecek şekilde
geriler.

  Bu savunma çok önemli olup okuyucu bunu bütün ayrıntıları ile
öğrenmelidir. İlerideki ilkelerin anlaşılması için de buna gerek
vardır. Birçok tecrübesiz oyuncular benzer durumlarda bu bilgiye
sahip olmadıklarından oyunu kaybetmişlerdir.

  Örnek 6. -Bu durumda beyaz kazanır, çünkü piyonun önünde yer almıştır ve
ikisi arasında bir sıra mevcuttur.

  Takip edilecek metod şudur: Şahı, piyonu tehlikeye sokmaksızın mümkün
olduğu kadar ilerletmeli ve kaybetmek tehlikesi olmadıkça piyonu
asla ileri sürmemelidir.

  1. Şe4 Şe6

  Siyah, beyaz şahın ilerlemesine müsaade etmiyor. Bundan dolayı
beyazlar piyonu sürerek siyah şahı geri gitmeye mecbur eder.
Ondan sonra da şahı ileri sürer:

  2. e3 Şf6 3. Şd5 Şe7.

  Eğer siyah 3. ...Şf5 oynarsa o zaman beyaz, piyonu e4
karesine sürmek zorundadır, çünkü aksi takdirde siyah Şe4
oynayarak piyonu kazanır. Fakat siyahlar böyle yapmadığından
beyazın piyonu ilerleyecek yerde şahını ilerletmesi daha
iyidir. Çünkü piyon tehlikede değildir.

  4. Şe5 Şd7 5. Şf6 Şe8.

  Şimdi artık beyaz piyon çok geride olduğundan şahın himayesine
getirilmelidir.

  6. e4 Şd7.

  Şimdi Şf7 oynamak iyi değildir, çünkü siyah Şd6 oynar
ve beyaz piyonu korumak için şah ile geri gitmeye mecbur olur.

  Bundan dolayı:

  7. e5 Şe8.

  Eğer siyah şah başka yere giderse beyazlar Şf7 ve sonra
da e6, e7 ve e8 oynayabilir. Çünkü bütün bu kareler beyaz şahın
kontrolü altındadır. Siyah, buna engel olmaya çalıştığından beyaz,
rakip şahı uzaklaştırmaya ve aynı zamanda kendi şahını piyonun
önünde bulundurmaya çalışır.

  8. Şe6.

  Piyon e6 oynanırsa oyun berabere biter, çünkü siyah Şf8
oynar ve beşinci örnektekine benzer bir durum hasıl olur.

  8. ...Şf8 9. Şd7.

  Şimdi artık siyah şah uzaklaşmaya mecburdur. Beyaz piyon e8
karesine giderek vezir olur ve beyaz kazanır. Bu oyun sonu da
bir öncekine benzer ve yine aynı sebeplerden dolayı
diğer kısımlara başlamadan önce iyice anlaşılması gerekir.

  3- PİYONLU OYUN SONLARI

  Şimdi okuyucuya kazanç yolunu göstermek için bire karşı
iki ve ikiye karşı üç piyonlu oyun sonlarına ait iki örnek vereceğiz.

  Örnek 7. -Bu durumda beyaz 1. f6 oynayarak kazanamaz, çünkü
siyah kendisine oyunu kaybettirecek olan gxf6 hamlesini yapmaz,
fakat 1. ...Şg8 oynarsa, 2. fxg7 Şxg7 ile oyun daha önce gösterildiği
gibi berabere biter ya da 2. f7+ Şf8 ile beyaz, piyonu vezir yapamaz.
Ve yine 2. Şe7 gxf6 3. Şxf6 Şf8 beraberlik. Fakat beyaz diyagramda
gösterilen durumda şöyle oynayarak kazanabilir.

  1. Şd7 Şg8 2. Şe7 Şh8 3. f6 gxf6 (3. ...Şg8 4. f7+ Şh8

  5. f8V mat.) 4. Şf7 f5 5. g7+ Şh7 6. g8V+ Şh6 7. Vg6 mat.

  Örnek 8. -Aşağıdaki durumda beyaz 1. f5 oynayarak
kazanabilir. Siyahın en iyi cevabı g6'dır. (Okuyucu bunu araştırmalıdır.)

  Beyaz 1. g5 hamlesi ile kazanamaz, çünkü g6 ve beraberlik. (Bunun
nedeni şimdiye kadar gösterdiğimiz şah ve piyon oyun sonlarına yön
veren opozisyon ilkesi olup bu konu ileride ayrıntılı olarak
anlatılacaktır.)

  Beyaz 1. Şe4 ile de kazanabilir: 1. Şe4 Şe6 (1. ...g6 2. Şd4 Şe6 3.
Şc5 Şf6 4. Şd6 Şf7 5. g5 Şg7 6. Şe7 Şg8 7. Şf6 Şe7 Şg8 7. Şf6 Şh7 8. Şf7 ve
beyazlar piyonu kazanır.)

  2. f5+ Şf6 3. Şf4 g6. (Bu piyon sürülmediği takdirde yedinci
örnekteki durum oluşur.)

  4. g5+ Şf7 5. f6 Şe6 6. Şe4 Şf7 7. Şe5 Şf8.

  Beyaz f6 karesindeki piyonu vezir yapamaz. (Niçin olduğunu
bulunuz), fakat bu piyonu feda ederek diğer piyonu ve oyunu
kazanır:

  8. f7 Şxf7 9. Şd6 Şf8 10. Şe6 Şg7 11. Şe7 Şg8 12. Şf6 Şh7 13. Şf7 Şh8 14.
Şxg6 Şg8.

  Siyahlar hala karşı koyabilir. Kazanmanın biricik yolu burada
gösterilendir. Bunu tecrübe ile araştırabiliriz:

  15. Şh6 (15. Şf6 Şh7 ve kazanmak için şah geri dönmek zorundadır. Çünkü
16. g6+ Şh8 ve beraberlik) Şh8 16. g6 Şg8 17. g7 Şf7 18. Şh7 ve
beyaz piyon vezir olur.

  Bu kadar basit görünen bu oyun sonu ile okuyucuya, tahtada pek
az taş kalmış olmasına rağmen ilgili bir rakibe karşı oynadığı zaman
karşılaşacağı büyük güçlükler hakkında bir fikir verilebilir. Bundan dolayı
satrançta gerçek bir usta olmak için bu basit ilkelere büyük bir
önem vermek gerekir.

  Örnek 9. -Bu oyun sonunda beyaz ilk hamlede herhangi bir piyonu
sürerek kazanabilir. Fakat bir sakınca olmadığı takdirde şu genel
kuralı izlemek yararlıdır: Önce karşı-sında rakip piyonu olmayan piyon
sürülmelidir.

  1. f5 Şe7.

  1. ...g6 2. f6 ve yukarıda gösterilenlere benzer bir durum elde
ederiz. 1. ...h6 g5.

  2. Şe5 Şf7 3. g5 Şe7.

  3. ...g6 4. f6 ve 3. ...h6 4. g6+ her iki halde de daha önce
incelenmiş olan durumlara benzer durumlar oluşur.

  4. h5.

  Ve sonra da g6 ile daha önce gösterilen oyun sonları elde edilir.
Siyah 4. ...g6 oynarsa, 5. hxg6 hxg6 6. f6+ ile sonuç değişmez.
Şimdiye kadar piyonların tahtanın yalnız bir tarafında olması halini
inceledik. Şimdi de tahtanın her iki tarafında da piyonların
bulunduğu durumları inceleyelim:

  Örnek 10. - Bu gibi durumlarda genel kural şudur:

  Kuvvetlerimizin fazla olduğu tarafta derhal harekete geçmeliyiz.

  O halde:

  1. g4.

  Genellikle karşısında rakip piyonu bulunmayan piyonu ilerlemek
daha iyidir.

  1. ...a5.

  Siyahlar diğer kanatta ilerliyor. Şimdi beyaz bu piyonu durdurup
durdurmamayı düşünebilir. Bu durumda her devam yolu kazanır. Fakat
genellikle rakip şah çok uzakta olduğu zaman piyonu durdurmak
gerekir.

  2. a4 Şf6 3. h4 Şe6.

  3. ...Şg6 ile basit bir hesap gösteriyor ki beyaz şahı ile öbür
kanada gidip a5 karesindeki rakip piyonunu alır ve geriye kalan
tek piyonunu siyahtan çok önce vezir yapabilir.

  4. g5 Şf7 5. Şf5 Şg7 6. h5 Şf7.

  6. ...h6 7. g6 ve sonra da iki piyon birbirini rakip şaha
karşı koruyabileceğinden (çünkü siyah şah bir piyonu alırsa diğerini
yakalayamaz) beyaz diğer kanada giderek siyahın orada bulunan
piyonunu alır.

  7. Şe5

  Şimdi artık şah ile öbür kanada gidip siyah piyonu alarak oradaki
beyaz piyonu vezir yapmanın zamanı gelmiştir. Bu kural buna benzer
bütün oyun sonlarında yürürlükte olup okuyucu tarafından bu örnekte ve
kendisinin bulabileceği diğer örneklerde incelenmelidir.

  4- OYUN ORTASINDA KAZANCA GÖTÜREN DURUMLAR

  Şimdiye kadar gösterilenleri iyice öğrendikten sonra okuyucu
şüphesiz ki bütün taşlarla gerçek bir oyun oynamak isteğindedir.
Fakat açılışlara başlamadan önce oyun sırasında meydana gelen bazı
kombinezonları inceleyeceğiz. Bunlar okuyucuya iyi oynanınca
satrancın ne kadar güzel bir oyun olduğu hakkında bir fikir
verecektir.

  Örnek 11. -Hamle siyahındır, beyazın Vh6 oynayıp sonra da g7
karesinden mat etmekle tehdit ettiğini düşünerek siyah bu durumda

  1. ...Ke8 oynar ve beyazı Ke1 mat ile tehdit
eder. Buna karşı ise beyaz gerçek tehdidini meydana koyuyor: 1.
...Ke8 2. Vxh7x Şxh7 3. Kh3+ Şg8 4. Kh8 mat. Aynı tipten bu
kombinezon daha karışık bir durumdan da meydana gelebilir.

  Örnek 12. -Beyazın bir aleti eksiktir ve bu aleti hemen kazanamadığı
takdirde oyunu kaybedebilir. Bundan dolayı beyaz şöyle devam eder:

  1. Axc6 Fg5.

  Siyah atı alamaz, çünkü beyaz Vxh7+ ve Kh3+ oynar ve sonra da mat
eder.

  2. Ae7+ Vxe7.

  2. ...Fxe7 3. Vxh7+ Şxh7 4. Kh3+ ve Kh8 mat. 3. Kxe 7. Fxe7 4.
Vd7. ve beyazlar fillerden birisini de kazanarak kale ve file karşı
vezir ve fille kalıp oyunu kolaylıkla kazanır.

  Bu iki örnek rok yaptıktan sonra g piyonunu bir kare sürmenin
mahzurlarını gösteriyor.

  Örnek 13. -Bu durumda da ilginç bir kombinezon vardır. Eğer beyaz
şimdiki durumdan istifade ederek bir şey sağlayamaz ise siyahlar ata
karşı kale ile kazanır. Gerçekten beyaz birkaç hamlede mat eder:

  1. Af6+ gxf6.

  Zorunlu, yoksa Vxh7 mat. 2. Vg3+ Şh8 3. Fxf6 mat.

  Örnek 14. -Aynı tipte bir kombinezon daha karışık bir örnekte aşağıda
gösterilmiştir.

  1. Fxd7 Vxd7.

  Fxe4'e karşı beyaz Vc3 ile hem mat ve hem de vezir tehdidi
yaptığından kazanır.

  2. Af6+ gxf6 3. Kg3+ Şh8 4. Fxf6 mat.

  Örnek 15. -Aşağıdaki kombinezona da çok rastlanır.
Burada beyazın bir piyonu ve bir de kalesi eksiktir. Buna rağmen
çabucak kazanır: 1. Fxh7+ Şxh7 (eğer 1. ...Şh8 2. Vh5 g6 3. Vh6 ve
kazanır) 2. Vh5+ Şg8 3. Ag5 ve siyah için h7'deki mata engel olmanın
tek yolu Ve4 oynayarak veziri feda etmek olduğundan beyaz kaleye karşı
vezirle kazanır.

  Örnek 16. -Aynı tipte bir kombinezon, daha karışık
bir durumda da yapilabilir:

  Beyaz şöyle oynar: 1. Axe7+ (bu hamle diyagonali ile açar) Fxe7
(h7'de fil fedasından sonra atın g5 karesine gelmesine engel
olmak için) 2. Kxe7 Axe7 en iyisi, 3. Fxh7+ Şx7 (3. ...Şh8 4. Vh5
g6 5. Fxg6+ Şg7 6. Vh7+ Şf6 7. g5+ Şe6 8. Fxf7+ Kxf7 9. Ve4 mat)
4. Vh5+ Şg8 5. Ag5 Kc8 6. Vh7+ Şf8 7. Vh8+ Ag8 8. Ah7+ Şe7 9. Ke1+
Şd8 10. Vxg8 mat.

  Bu kombinezon uzun olup birçok devam yolları olduğundan oyuna
yeni başlayan bir okuyucu tarafından kavranması zordur. Fakat
kombinezonun tipini bilmekle okuyucu benzer durumlarda aynı
şekilde parlak bir saldırıya geçebilir. Yine görülüyor ki bütün bu
kombinezonlarda esas, zayıf bir noktaya yöneltilen aletlerin
birbirleri ile olan ahenkli işbirliğidir.

  5- ALETLERİN BAĞINTILI DEĞERLERİ

  Açılışlarının asıl ilkelerine girmeden önce okuyucuya aletlerin
bağıntılı (izafi) değerleri hakkında bir fikir vermek faydalı olur.
Bunu gösteren tam ve doğru bir tablo yoktur ve yapılacak biricik şey
aletleri ayrı ayrı incelemektir. At ile fil nazari olarak aynı kuvvette
sayılmakla beraber kanaatimce birçok hallerde fil daha kuvvetlidir. Ve
yine çok iyi bilinir ki iki fil hemen hemen daima iki attan kuvvetlidir.
Piyonlara karşı da fil attan kuvvetlidir. Kaleye karşı piyonlarla
fil, kaleye karşı piyonlarla attan daha kuvvetlidir.

  Bir fil ve bir kale, bir at ve kaleden üstündür, fakat vezir ile
at vezir ile filden kuvvetli olabilir.

  Bir fil çok defa üç piyondan kıymetlidir. Fakat at için bu nadiren
böyle olup ve hatta at üç piyon değerinde bile olmayabilir.
Bir kale, bir at ve iki piyon veya bir fil ve iki piyon
değerindedir. Fakat önce de söylendiği gibi fil kaleye karşı attan
daha iyidir.

  İki kale vezirden biraz daha kuvvetlidir. Fakat iki at ve bir
filden biraz daha zayıftır, iki fil ve bir attan ise, iki at ve
bir filden olduğundan daha zayıftır. Aletler değişildikçe atın kuvveti
azalır, fakat kaleninki çoğalır.

  Oyun ortasında tamamen bir savunma aleti olan şah, bütün aletler
sahadan çekilince bir saldırı aleti olur. Ve hatta bazen bir iki
küçük alet mevcutken bile şah saldırı amacı ile kullanılabilir. Oyun
sonuna gelince şahın hareketi büyük bir önem kazanır.

  6- AÇILIŞLARIN GENEL STRATEJİSİ

  Asıl ilke şudur: Aletleri çabucak geliştirip mümkün olduğu kadar hızla
oyuna sokmak.

  Oyuna başlarken yapılabilecek hamlelerden 1. e4 ya da 1. d4
hamleleri vezir ve file yol açarlar. Bundan dolayı nazari olarak
bu iki hamlenin en iyi başlangıç hamleleri olması gerekir, çünkü diğer
hiç bir başlangıç hamlesi iki aletin de yolunu açamaz.

  Örnek 17. -Örneğin oyuna şöyle başlayalım: 1. e4 e5 2. Af3.
Bu hamle hem gelişme ve hem de bir hücum hamlesidir. Siyah da aynı
tarzda bir hamle ile karşılık verir (Af6) ya da,      2. ...Ac6.
oynayarak hem piyonu korur ve hem de atını geliştirmiş olur.

  3. Ac3 Af6.

  Bu iki hamle de gelişme hamleleridir. 4. Fb5

  Atlardan hiç olmazsa birini çıkarmadan bu filin oynanmaması uygun
olur.

  Öncelikle şah atı çıkarılmalıdır. Fil burada c4 karesine
de çıkarılabilir. Fakat mümkün oldukça gelişme ve saldırıyı
birleştirmek tercih olunur.

  4. ...Fb4.

  Siyah da aynı şekilde oynayarak önce fil ile c3'deki atı
alıp sonra da e4 piyonunu almakla tehdit ediyor.

  5. 0-0.

  Bu hamle dolaylı olarak 5. ...Fxc3 hamlesine engel oluyor ki
analizle bu hamlenin fena olduğu görülebilir. Aynı zamanda kale
merkezde harekete geçmeye hazırlanmıştır ve bu da çok önemlidir.

  5. ...0-0.

  Siyah da aynı düşünceyi izliyor.

  6. d3 d6.

  Bu hamlelerle iki amaç düşünülmüştür: Şahın önündeki piyonu korumak
ve vezir filine diyagonali açmak.

  7. Fg5.

  Bu çok kuvvetli hamle ile oyun ortasına giriyoruz. 8. Ad5
hamlesi ile başlayan ve beyazı kazanca götüren bir kombinezon
mevcuttur. Bu tehdit siyahları aynı şeyi yapmaktan men
eder. (eğer siyah Fg4 oynarsa kaybedeceğini gösteren uzun
bir analiz vardır.) Bundan dolayı siyah 7. ...Fxc3 oynamak
zorundadır. Bu suretle üç şey dikkatimizi çeker;

  Birincisi, bu açılışta gelişmenin tamamlanması için yedi
hamle yeterli olmuştur. (Bazı çok özel hallerde bu on ila on
iki hamle sürebilir, kural olarak sekiz hamle yeterlidir.) İkincisi,
siyahlar fili at ile değişmek zorunda kalmıştır, fakat buna karşılık
beyazların a2 piyonu ayrılmış bir piyondur ve c2 ve c3 piyonları da
dubledir.

  (Bu, oyunun başında beyaz için avantajlıdır. Çünkü piyonlar
tahtanın merkezine doğru duble olmuşlardır.) Üçüncüsü, beyaz bu
değişmeden sonra d4 hanesini kontrol etmek için bir piyon daha
getirmiş oluyor ve siyahı savunmaya zorlayarak girişimi elde tutuyor
ki bu da tecrübelerin gösterdiğine göre şüphe götürmez bir üstünlüktür.
Yukarıda izah edilen stratejik ilkeler bütün açılışlar için aynıdır,
yalnız bunların taktik uygulamaları duruma göre değişir. Daha ileri
gitmeden önce okuyucunun zihnine yerleşmesi gereken şu önemli
noktayı belirtmek isterim:

  Gelişme tamamlamadan önce, hiç bir aletle, maddi kazanç sağlanması
ya da hareket serbestliği için kesinlikle gerekmedikçe bir defadan fazla
oynanmamalıdır.

  Bütün bunlardan başka yeni başlayanların şunu da aklında tutması gerekir:
Atları fillerden önce çıkarınız.

  7- MERKEZİN KONTROLÜ

  Satranç tahtasının e4, d4, e5, d5 kareleri merkez kareleridir ve bu
karelerin kontrolüne merkezin kontrolü denir. Merkezin kontrolü çok
önemlidir. Bu karelerden en az birini ve belki de üç tanesi kontrol
altında bulundurmadan hiç bir kuvvetli saldırı başarıyla sonuçlanamaz.
Açılıştaki manevraların birçoğundan amaç, girişimi sağlayan merkez
kontrolüdür. Bazı hamleler serisinin amacı bu olduğundan bu gibi
hamleleri anlamak için bu hususu hatırlamak gerekir. Kitapta ilerledikçe bu
noktalara daha fazla temas edeceğim. Şimdiki halde bazı açılışları
tetkik ederek genel ilkelere göre bu açılış hamlelerini izah
edeceğim. Bu suretle oyuncu bunlar hakkında doğru bir fikir
edinerek yeni ve güç durumlarla karşılaştığı zaman doğru yolu daha
kolaylıkla bulabilecektir.

  Örnek 18-

  1. e4 e5 2. Af3 d6.

  Bu zayıf bir hamledir. Siyah hemen savunmaya geçiyor. İlke olarak
da hamle yanlıştır, çünkü açılışta mümkün olduğu takdirde piyonlar yerine
aletleri oynamalıdır.

  3. d4.

  Beyaz hemen saldırıya geçecek merkezi kontrol etmeye ve
kuvvetlerini yerleştirmek için saha kazanmaya uğraşıyor. 3. ...Ad7
Siyah merkezi bırakmak istemiyor ve bu hamleyi daha tabii olan
Ac6 hamlesine tercih ediyor, c6 karesi atın gelişmesi için normal
olan yerdir. İlkeler bakımından da siyahın hamlesi yanlıştır, çünkü bu
hamle ile c8 deki filin yolu tıkanıyor. Ad7 hamlesi siyah
aletlerin hareketini sağlayacak yerde aksine onları büsbütün
sıkıştırmaktadır.

  4. Fc4 h6.

  Siyah yaptığı zayıf hamlelerin zararını görmeye başlamaktadır. Siyah
tarafından yapılan bu gibi bir hamle o açılışın kötülüğüne bir delildir.
Çünkü beyaz Ag5 oynamakla tehdit etmekte idi. Siyah buna 4.
...Fe7 hamlesi ile de engel olamazdı: çünkü 5. dxe5 Axe5 (eğer 5.
...dxe5 6. Vd5) 6. Axe5 dxe5 7. Vh5 beyaz bir piyon kazandığı gibi
çok sağlam bir duruma da geçer.

  5. Ac3 Agf6 6. Fe3 Fe7 7. Ve2.

  Görülüyor ki beyaz henüz rok yapmıyor. Bunun sebebi
de önce aletlerini oyuna sokarak rakibi tehdide devam etmek
istemesidir. Aynı zamanda siyah, vezirine yer açmak için c6
oynamak zorundadır, çünkü beyaz Kd1 ve sonra da dxe5 ile
tehdit etmektedir.

  Siyahın diğer herhangi bir hamlesi onu sonunda exd4 oynamaya mecbur
ederek merkezi beyaza terketmek zorunda bırakır.

  7. ...c6 8. Kd1 Vc7 9. 0-0.

  Bu son hamle ile beyaz gelişmesini tamamlar. Siyahın durumu ise
sıkışıktır. Basit bir inceleme beyazın durumunun çok
sağlam olduğunu gösterir. Durumunda hiç bir zayıflık olmadığı gibi
aletleri de rakibin durumuna hücum için gereken herhangi bir manevrayı
yapmaya hazırdır. Oyuncu bu örneği dikkatle incelemelidir. Bu örnek
bazen roku geciktirmenin de mümkün ve avantajlı olduğunu gösterir.
Buradaki hamleleri hiç biraçılış kitabına müracaat etmeksizin aklıma
geldiği gibi verdim. Bundan dolayı tarafımdan verilen bu hamlelerin
standart açılışlara uygun olup olmadığını bilmiyorum, fakat
kitabın henüz bu kısmında iken okuyucunun daha ileride anlıyabileceği
fazla teknik ayrıntılara girmek doğru değildir.

  Örnek 19-

  1.e4 e5 2. Af3 d6 3. d4 Fg4.

  Bu hamle de gördüğümüz kurallardan birine aykırı olduğundan fenadır.
Bu kurala göre filleri çıkarmazdan önce en azından bir atın çıkarılmış
olması gerekir. İkinci mahzur da fıli at ile değişmektir ki bu da
açılışta genellikle fenadır, ta ki buna karşılık bir üstünlük
sağlayabilsin.

  4. dxe5 Fxf3.

  4. ...dxe5 bir piyon kaybettirir

  5. Vxf3 dxe5 6. Fc4 Vf6.

  Af6, Vb3 ile beyazlar bir piyon kazanır.

  7. Vb3 b6 8. Ac3 c6.

  Ad5 hamlesine engel olur.

  Siyahın vezirden başka hiç bir taşı gelişmemiştir. Beyazların ise
bir atı ve fili gelişmiş olup siyahın son hamlesine rağmen Ad5
oynayarak bir üstünlük sağlayabilir. Okuyucu bu durumdan doğabilecek,
çeşitli devam yollarını analiz etmelidir.

  Oyunu az bilen okuyucularımızın faydalanmaları için
bu analizi kısaca gösterelim:

  9. Ad5! cxd5 10. Fb5+ Şe7 (10. ...Ad7 11. Fxd7+ Şxd7
12. Vxd5+ beyazlar kaleyi kazanır.) 11. Vxd5 beyaz aleti geri
alır. Çeviren

  Bu örnekler daha önce belirtilen kuralların pratikteki uygulamasını
göstermektedir. Okuyucu oyun başında piyonlarla değil aletlerle oynamaya
dikkat etmelidir. Özellikle bazı yeni başlayanların yaptığı gibi a3 veya
b3 hamlelerini oynamamalıdır.

  8. TUZAKLAR

  Şimdi, oyun başlarında kaçınılması gereken bazı tuzaklara ait örnekler
vereceğim. Birçok tecrübesiz oyuncuların açılışlarda bu tuzaklara
düştükleri görülmüştür.

  Örnek 20.

  Beyaz şöyle oynuyör:

  1. dxe5 Axe5.

  Siyahın piyonla alması gerekir.

  2. Axe5 Fxd1 3. Fxf7+ Şe7 4. Ad5 mat.

  Örnek 21-

  Hamle sırası kendilerinde olan siyahın e6 oynaması gerekir.
Varsayalım ki siyah Af6 oynamış olsun, o zaman şöyle oynar:

  1. Fxf7+

  Ae5 hamlesi de beyaza üstünlük sağlar, çünkü eğer 1.
...Fxd1 2. Fxf7 mat. Fh5 hamlesi de buna engel olamaz, çünkü beyaz
vezir fili alır, 1. ...Fe6 hamlesi ise siyahın durumunu bozar. Beyazın
yaptığı Fxf7+ hamlesi derhal bir maddi üstünlük sağlar. Yeni başlayanlar
nazari bir durum üstünlüğü sağlamak yoluna sapacak yerde böyle
fırsatlardan derhal faydalanmalıdır.

  1. ...Şxf7 2. Ae5+ Şah oynar 3. Axg4.

  Beyaz, bir piyon kazandığı gibi durumu da daha iyidir.
Satrançta daha birçok tuzaklar mevcut olup hatta bunlara ait
bir kitap bile yazılmıştır. Yukarıda verilen tip, en genel olanıdır.

   ::::::::::::

  KISIM 2

  OYUN SONU İLE İLGİLİ DİĞER İLKELER

  Şimdi tekrar oyun sonuna dönerek birkaç ilkeyi daha
araştıracağız. Sonra yine oyun ortasına döneceğiz ve daha sonra
tekrar açılışları inceleyerek yavaş yavaş satrancın her kısmından
bir parça öğrenmek suretiyle ilerleyeceğiz. Bu suretle
bilgimiz sağlam temellere dayanmış olacaktır.

  9- TEMEL BİR İLKE

  Yukarıda ğösterileıı durumda beyaz, bu gibi durumlarda geçerli
olan şu temel ilkeye uygun olarak 1. b4 hamlesi ile oyunu berabere
yapabilir. Karşısında rakip piyonu bulunmayan piyonu sürmelidir.
Fakat varsayalım ki beyaz ya bu ilkeyi bilmediğinden ya da değerini
takdir etmediğinden 1. a4 oynamış olsun, o zaman siyah 1. ...a5 oynayarak
kazanır. Çünkü bu hamle ile yüksek satranç stratejisinin temel ilkelerinden
birini uyguluyor ki bu ilke şudur: Bir şeyle iki şeyi bağlamak.

  41. b4 ke4 42. Kxd3 Kxc4 43. Kh3 Kxb4 44. Kxh7+ Şf6
45. Kxa7 Şf5 46. Şf3 Kb2 47. Ka5+ Şf6 48. Ka4 Şg5 49. Kxf4
Kxa2 50. h4+ Şh5 51. Kf5+ Şh6 52. g4 terk.

  Şimdiki halde açılış ve oyun ortası ile meşgul olduğumuzdan
ve bu oyun sonunun zor oluşundan dolayı üzerinde fazla durmadım.
Oyun sonları ayrıca incelenecektir.

  24- ALETLERİN MÜCADELE ALANI İLE İLGİSİNİ KESMEK

  Bir ustanın oyunu çok defa rakibin aletlerinden birinin,
gerçek mücadelenin cereyan ettiği saha ile ilgisini kesmek amacını
güder. Çok defa bir fil veya at hareketten mahrum bir
hale konur. Bu gibi hallerde o andan itibaren oyunun kazanıldığını
söyleyebiliriz, çünkü bütün pratik amaçlar için taraflardan birinin
bir aleti fazladır. Bunun çok iyi bir örneğini aşağıdaki oyunda
görüyoruz.

  Örnek 54. -1919 senesi Hastings zafer turnuvasında oynanmıştır.
(Dört ay oyunu) Beyaz: W. Winter. Siyah: J. R. Capablanca.
1. e4 e5 2. Af3 Ac6 3. Ac3 Af6 4. Fb5 Fb4 5. 0-0 0-0 6.
Fxc6.

  Birçok oyunlarda başarıyla uyguladığım Niemzowitch devam yoludur.
Bu beyazlara çok sağlam bir oyun sağlar. Niemzowitch'e göre beyazlar
zamanında d4 oynayarak kalelerine bir hat açar ve aynı zamanda atını
da f5 karesine yerleştirince kazanca götüren bir durum elde eder.
Onun düşüncesine göre siyah, beyaz atın f5 karesine yerleşmesine engel
olmaya kalkarsa başka taraftan oyununu zayıflatmak zorundadır. Bunun
doğru olup olmadığı isbata muhtaç olmakla beraber, fikrimce bu hamle
çok iyidir. Fakat diğer taraftan siyah da aletlerini rahatça
geliştirebilir. Bu devam yolunda Beyaz, Siyahın gelişmesine engel
olacak yerde sağlam bir durum elde etmeye çalışarak zamanı gelince
saldırıya geçer.

  6. ...dxc6.

  bxc6 hamlesinin Beyaza daha iyi bir oyun sağladığı birçok
oyunlardan anlaşılmıştır.

  7. d3 Fd6 8. Fg5.

  Bu hamle açılıştaki amaca uygun değildir. Bu devam yolunda
beyazın genel stratejik planı h3 ve sonra da g4 oynamak ve c3
karesindeki atı e2-g3 veya d1-e3 yolundan f5 karesine
yerleştirmektir. Ve sonra mümkün olursa diğer atı icabına göre
h4, g3 veya e3 karesine getirip f5 atına bağlamaktır.
Beyaz şah bazen g1 karesinde kalır, bazen de g3 karesine
götürülürse de çok defa şah h1 karesine gider. Sonuçta ekseriya
f4 hamlesi ile gerçek saldırı bazen doğrudan doğruya şaha karşı
yapıldığı gibi bazen de aletlerin çoğu değiştirildikten sonra
durum üstünlüğü kazanmaya yarar.

  8. ...h6 9. Fh4 c5.

  Bu hamle d4 hamlesine engel olmakla beraber aynı zamanda beyazı
Ad5 oynamaya özendiren bir tuzaktır. Siyahın planı zamanı gelince
g5 oynayarak at ve veziri beyaz filin açmazından kurtarmaktır.

  10. Ad5.

  Beyaz tuzağa düşüyor. Bu hamle deneysizliği gösterir. Beyaz,
benim deney ve kuvvetimdeki bir oyuncunun zararlı olsa böyle bir
hamleye asla müsaade etmeyeceğini düşünmeli idi.

  10. ...g5

  Bu hamleden sonra beyaz oyunu kaybetmiştir. Axg5 oynarsa Axd5
cevabı üzerine bir alet kaybeder. Bundan dolayı beyazın Axf6
hamlesinden önce ya da sonra Fg3 oynaması gerekir ki bu da
görüleceği gibi aleyhine sonuçlanacaktır.

  11. Axf6+ Vxf6 12. Fg3 Fg4 13. h3 Fxf3 14. Vxf3 Vxf3
15. gxf3 f6.

  Basit bir inceleme gösteriyor ki pratik bakımdan beyazın bir fili
eksiktir. Fili serbestlemek belki bir piyon fedası ile
dahi mümkün değildir. Bu, piyondan başka zaman kaybını
da icabettirir. Şimdi siyah bütün enerjisini vezir kanadına
döndürerek üstünlüğü sayesinde kesin sonucu elde edecektir.
Okuyucuya bu gibi bir oyunu kazanmanın ne kadar kolay olduğunu
göstermek için oyunun devamı aşağıda verilmiştir.

  16. Şg2 a5 17. a4 Şf7 18. Kh1 Şe6 19. h4 Kfb8.

  Şah kanadına dikkat etmeye lüzum yoktur, çünkü piyonları
değişerek h sütununu açmakla beyaz bir şey elde edemez.

  20. hxg5 hxg5 21. b3 c6 22. Ka2 b5 23. Khal c4.

  Eğer beyaz feda edilen piyonu alırsa siyah onu, bxc4 hamlesinden
sonra Kb4 oynayarak hemen geri alır.

  24. axb5 cxb3 25. cxb3 Kxb5 26. Ka

RESİM SHOW

8/9/2008


Kung Fu Panda’nın Yaratıcı Reklamı
Kung Fu Panda’nın Yaratıcı Reklamı
Bradesco Olimpiyat Reklamlarıvladmirkush1.jpgvladmir_kush16.jpg















ÇOK ŞEKERLER

http://www.meyvebebekler.com/?gclid=CIaU8Infy5UCFQunQwodzAIYjQ

pitbul ve civciv

7/9/2008

matrix ofis

5/9/2008
İlgili aramalar: amatör - matrix ofis -  matrix -   ofis -   izle

sihirli parmaklar

5/9/2008
:: Sonraki »


Blogcu ile yapıldı