Görme engelli küçük Mozart!

20/9/2008
 
Görme engelli küçük Mozart!

Beş yaşındaki görme engelli küçük kız hiç müzik dersi almamasına karşın sadece bir kez duyduğu bir şarkıyı aynen çalabiliyor..

Güney Koreli Yoo Ye-eun, henüz beş yaşında ve doğuştan görme engelli ama ilk kez dinlediği şarkıyı piyanoda anında ve hatasız çalabiliyor. Televizyondaki bir yetenek yarışmasına çıkarak bir anda ünlenen Yoo, hayatında hiç müzik dersi almamış ancak Mozart, Beethoven ve Chopin’in eserlerini kusursuz bir şekilde çalabiliyor. Yarışmada 1000 dolar kazanan Yoo’nun görüntelerini YouTube’da tam 27 milyon kişi izledi. İzleyicileri kendine hayran bırakan küçük kız, doğduğunda annesi tarafından terk edildi. Tekerlekli sandalyeye mahkûm bir adam ve çocuk sahibi olamayan eşi küçük kızı evlat edindi. Yoo, “Geleceğin Mozart”ı olarak görülüyor.

Bir ısırıkla neler olmus

20/9/2008

Bir ısırıkla neler olmus

Sevgilisinin şehvet ısırığı yüzünden ölüyordu.

Tayvan'ın başkenti Taipei’de kız arkadaşı tarafından kolundan ısırılan 28 yaşındaki genç, nadir görülen bir enfeksiyon kaptı. 3 hafta boyunca antibiyotiklerle tedavi gören gencin hastaneye götürüldüğünde kolunun aşırı derecede şişmiş olduğu ve tüm vücudunun kırmızı lekelerle kaplandığı, kandaki akyuvarlarda aşırı artış görüldüğü bildirildi. Yetkililer, yapılan testlerde gencin sevgilisinin ağzında hemolitik streptokok adlı bir bakterinin bulunduğunu kaydetti. Ölümden dönen gencin herşeye rağmen sevgilisini çok sevdiğini söylediği belirtildi.

Maymun görünümlü ama değil

20/9/2008
 
Maymun görünümlü ama değil

Çin'in Xiping kasabasında dünyaya gelen bu hayvan maymuna çok benziyor ama maymun değil...

Çin'de doğan bu domuz tıpkı bir maymuna benziyor.

Domuzun sahibi Feng Changlin Oriental Today'e yaptığı açıklamada, 'Görünümü çok çirkin olan bu hayvanı kimse almak istemiyor. Hatta küçük hayvanın annesini tanıyan aileler bile küçük yavrudan ürküyor.' dedi.

Domuzun adeta bir maymuna benzediğini ifade eden Changlin, hayvanın incecik dudakları ve de maymuna benzeyen küçük bir burnu olduğunu söyledi. Ayrıca gözlerinin de normalden oldukça büyük olduğunu belirten Changlin, bacaklarının normalden oldukça uzun olduğunu belirtiyor.

Feng'in eşi maymun görünümlü domuzun dokuz yıldır yetiştirdikleri annesinin dünyaya getirdiği beş yavrudan biri olduğunu belirtiyor. Hayvanı ilk gördüğünde dehşete kapıldığını söyleyen şaşkın kadın, çocuklarının bu garip hayvanla iyi vakit geçirdini de sözlerine ekliyor.

ilginchaber

Kırmızı dudaklı balık

20/9/2008
Bedenine göre kocaman ve kıpkırmızı dudakları var.

Orta Amerika açıklarında, özellikle de Costa Rica ve Cocos Adası yakınlarında yaşıyor. Aslında sıradan bir balık. Vatoz balığı türünden. Ama öyle bir özelliği var ki, onu tüm diğer balıklardan farklı kılıyor.

Denizlerde onunki gibi dudakları olan başka bir canlı yok. Bedenine göre kocaman dudakları var. Üstelik öylesine kırmızı ki, deniz bilimcileri bu renge "Hollywood kırmızısı" diyorlar.

Yüzmeyi pek sevmeyen, oldukça derinlerde yaşayan "kızıl dudaklı" balığın dudaklarının neden bu denli kırmızı olduğu ise hala açıklanamadı. Ancak Costa Ricalılar ona "Denizlerin Mick Jagger"ı diyorlar.

ilginchaber

Sahile vuran yaratık uzaylı mı?

20/9/2008

Sahile vuran yaratık uzaylı mı?

Kaplumbağa desek değil, deniz hayvanı desek hiç değil... Neye benzediği anlaşılmıyor. İşte o gizemli yaratığın fotoğrafı;

ABD'nin New York eyaletine bağlı Montauk kıyılarına 13 Temmuz'da bir yaratık vurdu.

Yaratığı gören Jenna Hewitt hemen fotoğraf çekti. Ve yaratığın fotoğrafı ilk kez gawker.com adlı bir internet sitesi tarafından kullanıldı.

Neye benzediği anlaşılamayan bu "canavar" hakkında birçok spekülasyon yapılıyor.



Yaratığın bir mutant geliştirme programının parçası olduğunu söyleyenler çoğunlukta.... Onlara göre ABD'nin gizli deneylerinin bir ürünü olan bu yaratık özel hayvan deney labaratuvarlarından kaçmış...

Bazılarına göre kabuğu olmayan kaplumbağa ya da yeni bir deniz canlısı... Tabii yaratığın uzaylı olduğuna ilişkin iddialar da yok değil...

Sualtı Araştırmaları Merkezi ise fotoğrafın sahte olduğunu iddia etti.

ilginchaber

ilginç, siyah-beyaz ikizler

20/9/2008
 
ilginç, siyah-beyaz ikizler


Haberin Okunma Sayısı: 1440

Bunlar ikiz fakat aralarında büyük fark var biri siyah diğeri beyaz. Görenler şaşırıyor.

Berlin’de yeni dünyaya gelen Alman Stephan Gerth ile Ganalı eşi Florence Addo-Gerth’ün bebeklerden biri siyah, öteki ise beyaz. Ryan ve Leo’nun farklı deri renklerine sahip olmasının, çok ender görülen bir vaka olduğu bildirildi.

Lichtenberg Kliniği’nin Başhekimi, "Ender vaka ama bu bizim kliniğimizde ilk kez oluyor" dedi. Uluslararası Genetik Konferansı’ nın Başkanı, "Böyle bir şey tıbben mümkün, sonuçta döllenme sırasında anne-babanın genleri böyle bir kombinasyon yapıyor" dedi.

ilginchaber

19 yaşında doğan bebek!

20/9/2008
İngiltere'de bir bebek 19 yaşında doğdu. Peki bu sıradışı olay nasıl gerçekleşti?

1989'da kansere yakalanan adam doktorun da tavsiyesiyle spermlerini dondurdu...
Aradan 19 yıl geçti. Yeni evlendiği karısı bir bebek istedi. 19 yıl eksi 196 derecede dondurulan spermler, 9 ay önce çözdürüldü.

Karısı iki deneme sonrasında hamile kaldı ve bebek geçen ay dünyaya geldi...

Emmanuel ve Zoe çifti 19 yaşında doğan Ella Patience Iyoha ile gazetecilere poz verdi.

.ilginchaber

Bu araba ikiye katlanıyor

20/9/2008


Bu araba ikiye katlanıyor

Tam park sıkıntısı olan İstanbul için. Arabayı ikiye katlayıp, koyun kenara.

İngiltere'de genç bir mucidin geliştirdiği ikiye katlanan araç, geleceğin kalabalık dünyasında park sorununa iyi bir çözüm olacağa benziyor.

22 yaşındaki Daniel Bailey tarafından tasarlanan 'BRB Evolution' adlı araç, şoförünün dışarı çıkmasının ardından uzaktan kumanda yardımıyla ortasından yukarıya doğru ikiye katlanıyor ve normalde kaplayacağı park alanının yarısına sığabiliyor.

Bailey, elektrik ya da hidrojenle çalışması öngörülen aracın tasarımında, Lamborghini Murcielago ve Peugeot 908 modellerini temel aldığını söyledi.



Geleceğin şehirlerinde kirlilik ve aşırı nüfusun en önemli sorunlar olacağını vurgulayan Bailey, aracının her iki soruna da çözüm sağlamasını ümit ettiğini belirtti.

153 milyon avroluk kitap !

20/9/2008

Dünyanın en pahalı kitabı, İsviçre'nin Zürih kentinde son kez sergilendi.

Sadece 13 sayfadan oluşan ancak 153 milyon euro değer biçilen dünyanın en pahalı "Vazife / die Aufgabe" adlı kitabı, İsviçre'nin Zürih kentinde son kez sergilendi.

Kitabın yazarı Tomas Alexander Hartman, kendisine kitap hakkında yöneltilen sorulardan çok yorulduğu için böyle bir karar aldığını belirtti. Kitap, 2009'da Dubai'de sergileneceği güne kadar bir daha çıkarılmamak üzere saklanacak. Yazar, kitabında insanoğlunun 3 en önemli sorusuna cevap verdiğini savunuyor: "Nereden geldik, nereye gidiyoruz ve yapmamız gereken vazifemiz ne?" Dünyada kitabın sadece bir kopyası bulunuyor.

Takvim

Gerçek Annelik Budur

20/9/2008

Haberin Okunma Sayısı: 3094

İNGİLTERE’DE 32 yaşındaki Angela Young, geçen yıl kızı Emma’yı 25 haftalıkken erken doğumla dünyaya getirdi.

Annesinin avucuna sığabilen bebek, sadece 600 gramdı ve akciğerlerinde sorun vardı. Emma, günde 6-7 kez nefes alıp vermeyi kesiyordu. Hemşireler kazayla bebeğin ayağının altından gıdıklandığında nefes almaya başladığını keşfetti. Vücudu nefes almayı “unutuyor”, gıdıklandığında refleks olarak akciğerleri çalışıyordu. Anne 15 hafta boyunca kızı ne zaman nefes almayı kesse, gıdıklayarak hayata döndürdü. Önceki gün 1 yaşına basan Emma, yaşıtlarıyla aynı boy ve kiloya ulaştı.

Boyu kadar bebeği olacak

20/9/2008


Boyu kadar bebeği olacak

Doktorların tüm itirazlarına rağmen hamile kalan 92 santimlik anne 3 hafta sonra doğuracak.

92 santimetre boyundaki Karina White yaklaşık 3 hafta sonra anne olmaya hazırlanıyor. Doktorların tüm itirazlarına rağmen hamile kalan 32 yaşındaki Karina, “Hiçbir doktor kararımı desteklemedi.

Hatta ‘Hamile kalamazsın’ diyenler oldu. Ama bugün 32 haftalık hamileyim. Erkek kardeşim de benim gibi kısa boylu. Bu yüzden çocuğum da bu riskle karşı karşıya. Doktorlar bu konuda da beni uyardı. Ben bunu bir problem olarak görmüyorum. Küçük olmakla başa çıktım, o da çıkacaktır. Çok fazla karışık ve üzücü duygular yaşadım. Fakat hayatın sana verdiklerini tamamen kabul etmen gerektiğini öğrendim” dedi.

Karina’nın tek endişesi ise üzerinden bakabileceği bir bebek arabası ve ulaşabileceği bir bebek karyolası bulabilmek.

27 yaşında yediz doğurdu

20/9/2008


27 yaşında yediz doğurdu

27 yaşındaki Gazele Hamis sezaryenle 4 erkek ve 3 kız çocuğu dünyaya getirdi.

Mısır’da bir kadının, yediz doğurduğu bildirildi.

İskenderiye’deki El Şatbi Hastanesi Müdürü Emad Derviş, 27 yaşındaki Gazele Hamis’in sezaryenle 4 erkek ve 3 kız çocuğu dünyaya getirdiğini söyledi.

Prematüre doğan bebeklerin, dört farklı hastanede küvöze koyulduğu, annenin durumunun iyi olduğu belirtildi.

27 yaşında yediz doğurdu

20/9/2008


27 yaşında yediz doğurdu

27 yaşındaki Gazele Hamis sezaryenle 4 erkek ve 3 kız çocuğu dünyaya getirdi.

Mısır’da bir kadının, yediz doğurduğu bildirildi.

İskenderiye’deki El Şatbi Hastanesi Müdürü Emad Derviş, 27 yaşındaki Gazele Hamis’in sezaryenle 4 erkek ve 3 kız çocuğu dünyaya getirdiğini söyledi.

Prematüre doğan bebeklerin, dört farklı hastanede küvöze koyulduğu, annenin durumunun iyi olduğu belirtildi.

27 yaşında yediz doğurdu

20/9/2008


27 yaşında yediz doğurdu

27 yaşındaki Gazele Hamis sezaryenle 4 erkek ve 3 kız çocuğu dünyaya getirdi.

Mısır’da bir kadının, yediz doğurduğu bildirildi.

İskenderiye’deki El Şatbi Hastanesi Müdürü Emad Derviş, 27 yaşındaki Gazele Hamis’in sezaryenle 4 erkek ve 3 kız çocuğu dünyaya getirdiğini söyledi.

Prematüre doğan bebeklerin, dört farklı hastanede küvöze koyulduğu, annenin durumunun iyi olduğu belirtildi.

Şişe sudan böcek çıktı

20/9/2008


Şişe sudan böcek çıktı

BURSA (İHA) - Bursa'nın Karacabey ilçesinde bir vatandaş, yemek yediği restorandan aldığı şişe suyunda çok sayıda böcek görünce şok oldu.

Karacabey'de beyaz eşya firması sahibi İsmail Yıldız, gittiği restoranda karşılaştığı manzara karşısında şoke oldu. Yemek yemek için gittiği restoranda aldığı şişe suyunun içinde çok sayıda böcek olduğunu görünce çok şaşırdığını söyleyen Yıldız, "Suları içmeyerek 3 adet şişe suyunun parasını ödeyerek restorandan çıktım. İş yerime geldim ve hemen İl Sağlık Müdürlüğü'nü arayarak olayı onlara anlattım. Onlarda bana şişe sularını Karacabey Sağlık Grup Başkanlığı'na götürmemi ve analiz için kendilerine ulaştıracaklarını söyledi. Bende iki adet şişe suyunu Sağlık Grup Başkanlığı'na götürüp teslim ettim" dedi.

Yaklaşık bir ay önce doldurulan suların içinde bulunan böceklerin bulunmasına şaşırdığını belirten Yıldız, "Suyun içindeki böcekler çoğalmaya başladı. Bu böcekler cama yapışarak duruyor. Bu sular her gün yüzlerce restorana gönderiliyor ve yüzlerce insan bu suları içiyor. İnsanların sağlığıyla oynamak bu kadar kolay olamaz. Yetkililerin bir an önce gereğini yapmaları gerekir" diye konuştu.

İl Sağlık Müdürlüğü'nden sonuçları beklediğini belirten İsmail Yıldız, gerekli yerlere başvurarak şikayetçi olacağını ve konunun takipçisi olacağını ifade etti.

Tam 46 yıl önce hamile kaldı.

20/9/2008

 Tam 46 yıl önce hamile kaldı. O zaman doğum gerçekleşmedi. Ancak 75 yaşında doğurdu. İşte doğan bebek;

46 yıl önce doğurdu ama acıları yeniden başlayınca korkunç gerçekle karşılaştı. Kadının 46 yıl önce hamile kaldığı bebek içeride taş kesilmişti.

The Five TV'nin haberine göre; 1955’te, Kazablanka’nın bir köyünde yaşayan Zehra Ebu Talip, ilk çocuğuna hamile kalır.

ZEHRA BEBEĞİ DOĞURMUYOR

Doğum sancıları tutan Zehra hastaneye kaldırıldı. Aradan 48 saat geçmiştir ama hala bebek doğmamıştır. Doktorlar "sezaryen şart" derler. Ancak Zehra korkmaktadır. Çünkü bir başka kadının sezaryenle doğum yaparken öldüğünü görmüştür. Doğum yapmadan hastaneden kaçar...

Zehra'nın doğum sancıları günlerce devam eder. Ama birkaç gün sonra  Birkaç gün sonra bebek hareket etmeyi keser ve acı diner.

HAMİLELİĞİNİ "UNUTUYOR"!

Fas geleneklerine göre, bebek anne karnında sırf annenin onurunu korumak için uyuyabilir. Zehra da bebeğinin uykuya daldığına inanır ve hamileliği aklından silip çıkarır. 3 çocuk evlat edinir, kendisine torunlar bahşedilir.

75 YIL SONRA YENİDEN SANCILANIYOR

Aradan çok uzun zaman geçer. Zehra 75 yaşına gelmiş ve acıları yeniden başlar.

Evlatlıklarından biri bu durumdan endişelenir ve annesini hemen bir uzmana, Rabat`a götürür. Dr Taibi Quazzani karın şişkinliğinin yumurtalıktan kaynaklanan bir tümörden dolayı olduğunu düşünerek, Zehra`ya ultrason çekimini uygun görür.

KARINDAKİ BEBEK TAMAMEN KİREÇLENMİŞ

Ultrason sonucunda kendisinin de açıklayamadığı bir kütle vardır. Zehra`yı bir radyograf uzmanına havale ederek onun da fikrini almak ister. İkinci bir uzman incelemesinden sonra karın bölgesindeki kireçlenmiş kütlenin 46 yıl önce Zehra`nin hamile kaldığı bebeği olduğu anlaşılır.

Yumurtalar anne karnında anormal bir yerde (ektopik) döllenmiştir. Büyüyen cenin karın bölgesindeki plasenta`ya hayati organlarıyla tutunmuş ve bu gelişimi devam ettirmiştir.

4 SAATLİK AMELİYATLA ALINIR

Doktorlar ceninin anne karnından alınmasının ne kadar güvenli olacağı konusunda büyük bir sıkıntı yaşarlar. Cenin yaklaşık 4kg ağırlığında ve 42cm boyundadır.

Operasyon sonrasında ise ceninin tamamen taşlaştığı görülür. En şaşırtıcı olan ise ceninin kendi hayati organlarını ve karın duvarını eritip diş bölgenin sert bir cisim halini almasını sağlamasıdır.

4 saatlik başarılı bir operasyon sonrasinda cenin anne karnından çıkartılır. Ektopik hamilelikte eğer ölü cenin anne vücudu tarafından yeniden absorbe edilmeyecek kadar büyükse, cenin annenin bağışıklık sisteminden tamamen farklı bir beden halini alır.

Anne vücudu ise böyle bir durumda muhtemel enfeksiyonlardan korunmak için, cenini dokular öldüğünde ve kuruduğunda kireçli bir kılıfla kaplar. Kireç tabakası oluştuğunda, cenin yavaş yavaş taşlaşmaya doğru giderek sonunda taş bebek halini alır.

Çok Talihsiz Hırsızmış

20/9/2008
 

İNGİLTERE'NİN başkenti Londra'da bulunan bir müzeye girmeye çalışan hırsızın sonu çok kötü oldu.

East London Müzesine akşam saatlerinde hırsızlık yapmak için çatıdan girmeye çalışan adam alarm çalınca paniğe kapılarak kaçmaya başladı. Müzenin dışına çıkmak için ağaca tırmanan hırsız güvenlik görevlilerini görünce ağaca tırmanarak kaçmaya çalıştı. Ancak müzenin sivri parmaklıklarını hiç hesaba katmadı. 20'li yaşlarındaki ismi açıklanmayan hırsız ağaçtan dengesini kaybedip demir parmaklıkların üzerine düştü. Sivri demir parmaklık adamın kalçasına 30 santimetre kadar girince büyük bir acı içinde bağırmaya başladı. O şekilde 15 dakika asılı kalan adam müze güvenliğini polise haber vermesi sonrasında kurtarıldı. Hastaneye kaldırılan adamın kalçasında giden demirin bağırsaklarını parçaladığı belirlenince ameliyata alındı.

lginchaber

Bayram tatili 9 gün oldu

17/9/2008


Bayram tatili 9 gün oldu

 

 

Hükümet Sözcüsü, Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek, sınır ötesi harekata yetki veren tezkerenin süresinin bir
yıl uzatılacağını bildirdi.
Çiçek, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından gazetecilere yaptığı
açıklamada, Ramazan Bayramı tatilinin kesintisiz olarak devam edeceğini bildirdi.
Çiçek, arife gününün yarım gün tatil olacağını, bayramdan sonraki Cuma gününün de
tatil edileceğini belirterek, bayramda 9 günlük tatil yaşanacağını ifade etti.
Çiçek, Ramazan Bayramı boyunca otoyol ve köprü geçişlerinin de ücretsiz olacağını
bildirdi.
Sınır ötesi harekata yetki veren tezkerenin süresinin 17 Ekimde
dolacağını hatırlatan Çiçek, tezkerenin 17 Ekimden itibaren 1 yıl daha
uzatılmasını öngören Başbakanlık Tezkeresi’nin TBMM’ye gönderilmesine karar
verildiğini kaydetti.
Cemil Çiçek, öğrenci affına ilişkin Milli Eğitim Bakanlığınca hazırlanan
tasarıyı prensip olarak benimsediklerini belirterek, tasarı yasalaştığı takdirde,
29 Haziran 2000 tarihinden yasanın yürürlüğe gireceği tarihe kadar ilişiği
kesilmiş öğrencilere, bütün dersler için bir öğretim yılı devam ve 3 sınav hakkı
verilmiş olacağını bildirdi.

 

Hıncal Uluç 'tan Emre ye ağır sözler

16/9/2008

Yabancılar Antep fıstığına göz dikti

11/9/2008

Yabancılar Antep fıstığına göz dikti

 
Güneydoğu Anadolu'nun “yeşil altını” olarak bilinen Antep fıstığına, başta İtalyan ve Fransızlar olmak üzere yabancı yatırımcılar da ilgi gösteriyor.

Antep Fıstığı Tanıtım Derneği Başkanı Zeki Yağcı, Antep fıstığında bu yıl havaların sıcak gitmesinden dolayı rekoltenin beklendiği kadar olmadığını, ama geçen yıla göre yine de iyi sayılacağını ve üreticilerin memnun olduğunu söyledi.
Dış piyasalarda şu anda fiyat sorunu yaşadıklarını, İran fıstığının fiyatı 10 dolarken Antep fıstığının fiyatının 17-18 dolar olduğunu belirten Yağcı, şunları söyledi:
“Ama Antep fıstığının kalitesi, lezzeti daha üstün. Biz, kalitemizle dünya piyasalarında olmalıyız. İşletmecilerimizle daha iyi ürün elde etmek için çalışmalar yapıyoruz. Babadan dededen kalma usullerle ticaret devri bitti. Artık, hatta uluslararası çapta firmalar artık bölgeye, Antep fıstığına ilgi gösteriyor. Şu anda ulusal ve uluslararası ölçüde 2-3 tane firma bölgemizde işletme kurdu, üretim ve ciddi ihracat yapıyorlar.”

Kaliteyi ön planda tutarak, katma değerli ürünler üretmek ve ihracata ağırlık vermek gerektiğini vurgulayan Yağcı, Antep fıstığının, yemekten tatlıya kozmetikten sanayiye kadar çok çeşitli alanlarda kullanıldığına işaret etti.

“YABANİ 50 MİLYON FISTIK AĞACINI ÜRETİME KAZANDIRMALIYIZ”

Uluslararası piyasalarda rekabet şansını yükseltmek için Antep fıstığı rekoltesini artırmak gerektiğini belirten Zeki Yağcı, şu anda bölgede ürün veren 45-50 milyon Antep fıstığı ağacının yanı sıra dağlarda aşılanmamış ve yabani halde yetişen 50 milyon civarında Antep fıstığı ağacı bulunduğuna dikkati çekti.

Bu konuda devletin destek vermesi gerektiğini ifade eden Yağcı, “Bir plan dahilinde aşılama kampanyası başlatılabilir, yap-işlet-devret kapsamında üreticiye maddi destek verilebilir. Dağlarda bulunan yabani Antep fıstığı ağaçlarını aşılamamız halinde bu, 200 bin ton rekolte demek. Bunu yakalayabilirsek hem bölgenin kalkınmasını hem gelir adaletsizliğinin giderilmesini sağlarız, işsizliği yeneriz. Dünyada rekabet edebilir duruma geçeriz” dedi.
Zeki Yağcı, bu yıl rekoltenin 100-120 bin ton olacağını kaydetti.

“İTALYAN VE FRANSIZ FİRMALARDAN YATIRIM”

Antep fıstığının ekonomik ve sosyal boyutunun yanı sıra sağlık açısından “sıkıştırılmış bir enerji hapı” gibi olduğunu anlatan Yağcı, şunları kaydetti:
“Bölgemizde çok büyük 2-3 firma şu anda üretim yapıyor. Çok ciddi ihracat rakamları var. Ayrıca uluslararası 2-3 tane firma burada tesis kurmak için çalışmalar yapıyor. Bu firmalardan birisi İtalyan, birisi Fransız-İtalyan ortaklığında firma. Karadeniz bölgesinden fındıkçılar bile artık fıstıkla ilgilenmeye başladılar. Çünkü, fıstık çok önemli bir ürün. Yatırımcılar için karlı bir sektör. Sektörde henüz bir boşluk var. Ulusal ve uluslararası firmalarımıza yatırım yapmaya davet ediyorum.”

1970'li yıllarda Antep fıstığı üretiminin yüzde 50-60'ı ihraç edilirken bugün yüzde 10'unun ihraç edildiğine işaret eden Yağcı, “Aslında, 100 bin tonun 60 bin tonunu ihraç edecek potansiyelimiz var. Ama pazarlama sorunumuz var. Sektörü kayıt altına alıp, modern tekniklerle üretim yaparsak ve pazarlama tekniklerimiz iyi olursa Antep fıstığı eskisi gibi dünyada aranılan ürün haline gelir. Bu durumda yıllık 500 milyon dolar ihracat yapılabilir. Bölgede 1 milyar dolarlık gelir elde edilebilir” dedi.

Zeki Yağcı, dünyada 700-750 bin ton fıstık üretim kapasitesi olduğunu, bunun tüketim artışına paralel 1,5 milyon tona çıkartılabileceğini belirterek, Antep Fıstığı Tanıtım Derneği olarak Türkiye genelinde tanıtım çalışması yaptıklarını ve fuarların hepsine katıldıklarını kaydetti. Yağcı, “Bunlar yeterli değil. İhracat, Dış Ticaret Müsteşarlığının işi. Ama üzülerek belirteyim ki, Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in gayretli çalışmalarına rağmen istediğimiz neticeyi alamadık” dedi.
hurriyet

adam parmaklarıyla top sektirio walla ...

9/9/2008

Zeki çocuk ZEKİ BEBEK

9/9/2008
İlgili aramalar: komik - zeki çocuk -  cocuk -  bebek -  zeki -  komik

DEPREME KARŞI TEDBİRLİ OLUNUZ

8/9/2008

 

 
Bu metin AKUT (Arama Kurtarma Derneği) tarafından hazırlanmıştır.

 
 
DEPREMDEN ÖNCE:
 
 
PLANLAYIN
 
 
Yaşadığınız / Bulunduğunuz mekanı inceleyin. Korunma için bulunacağınız yeri ve muhtemel kaçış yolunu belirleyin. 
 
 
Eğer bulunduğunuz noktadan kendinizi 10-15 saniye içinde bina dışına çıkartacak ve güvenli bir açık alana ulaştıracak pozisyonunuz varsa, bu yolu saptayın. (Bu yöntem sadece giriş altı, giriş ve 1. katta olanlar için geçerlidir.) 
 
 
Deprem sırasında ilk 10-15 saniye binayı terkedebilmek açısından çok önemlidir. Daha önce yaşanan depremlerden elde edilen istitastiki verilere göre, binalarda yıkıma yol açan unsur, hissettiğiniz ilk sarsıntı değil, binanın rezonansa girmesidir. Bu da size anılan süreyi kazandırmaktadır. 
 
 
Bu süre içinde kaçma eylemini gerçekleştirebilecek bir yöntem bulduğunuz takdirde, tatbik ederek zamanı saptayın. Böylelikle hem kesin kaçış sürenizi öğrenebilir, hem bu süreyi daha da kısaltacak yöntemler geliştirebilirsiniz.

 
UNUTMAYIN
 
Kişisel kaçış zamanı ile, birilerine yardım ederek (eşiniz, çocuğunuz, iş arkadaşınız ya da bir sakat) kaybedeceğiniz zaman çok farklıdır. Farklı senaryolar geliştirmenizde ve süre tutarak denemenizde yarar vardır.

 
Kapı veya cam kenarında ya da bulunduğunuz yeri 10-15 saniye içinde terkedebilecek bir mesafede iseniz, herhangi bir acil çıkış anında kullanacağınız güzergah üzerinde size engel olabilecek saksı, masa, sandalye, koltuk, sandık ve benzeri unsurları ortadan kaldırınız. 
 
Bazı durumlarda ani bir acil çıkış olanağı yaratabilirsiniz. (giriş katındaki camı kırarak dışarı çıkmak gibi). Bu cam kalın ya da sekurit (sağlamlaştırılmış) olabilir. Bunu kırmak için bir yangın söndürme tüpünü kaçış yolu üzerinde bulundurabilirsiniz. Unutmayın, vücudunuzda kesiklere ve yırtılmalara yol açmayı engellemek için önce camı kendinize zarar vermeden kırmalısınız. 
 
Binayı terk ederken mutlaka başınızı yüksekten veya tavandan düşen nesnelerden (tuğla, kiremit, avize v.b.) korumalısınız. Bu aşamada yastık bir işe yaramayacak, aksine çevrenizi görmenize ve sesleri duymanıza engel olacaktır. Bir kask veya baret, bulamazsanız bir sandalye, bir tahta parçası, büyük ve kalın bir kitap işinize yarayabilir. 
 
Eğer binayı 10-15 saniye içinde terk edemiyorsanız, kesinlikle merdivenlerden, merdiven boşluklarından uzak durunuz. Asansör bir tuzaktır. Kullanmayınız. Yıkılan binalarda en yüksek oranda ölüm bu noktalarda meydana gelmektedir. Birinci kattan daha yüksekteyseniz, atlamayı denemeyiniz. Yaşanan depremlerde ölümle ve ciddi yaralanmalarla sonuçlanan olayların büyük bir bölümü yüksekten atlamayla ilişkilidir. Bunun yerine yüksek binalarda yapılması zorunlu olan harici yangın merdivenlerini kullanınız. Demir konstrüksiyondan inşa edilen bu merdivenler, binadan bağımsız olduğu için yıkım darbesinden daha zor etkilenecek ve bağlı olduğu yerden kopması halinde, çeperlerindeki kuşaklar nedeniyle düşme anında bir koruma alanı oluşturacaktır. Dahili yangın merdivenleri koruyucu bir alan yaratmayacaktır. 
 
 
Eğer bulunduğunuz bina depreme dayanıklı ve bulunduğunuz mekandaki masa çelik veya kalın masif ahşap malzemeye sahipse başınıza düşebilecek eşyalardan sizi koruyabilir. Ama tavan çökmesi halinde hiçbir koruyucu özelliği olmayacaktır. 
 
 
ÖRNEK: Japonya’da öğrencilerin sığındığı masa altları.

 
 
Bu masalar aslında boğazları birleştirilmiş birer çelik kafestir. Bu özelliği nedeniyle sıralar halinde masa bir arada düşünüldüğünde çöken tavanı karşılayıcı ciddi bir direnç noktası oluşturmaktadır. Oysa Türkiye’de kullanılan basit tahta veya zayıf sıraların böyle bir ağırlığı taşıyamayacağı kesindir.

 
 
Bir “Yaşam Üçgeni Alanı” yaratın. Masa, yatak altı gibi yerler yerine, Ağırlık merkezi yere yakın çelik dolaplar (boyu uzunsa ve yapabiliyorsanız yana devirin), para kasaları, çamaşır ve bulaşık makinesi gibi nesnelerin yanına yatın ve cenin pozisyonu alın. 
 
 
UNUTMAYIN: Herhangi bir yıkılma anında bu nesneler belki ezilecek ama asla yok olmayacaklardır. Yanlarında yaratacağı alan sizin yaşam üçgeniniz olacaktır.

 
 
Mutfak iyi bir saklanma ve “Yaşam üçgeni” yaratılabilecek uygun bir ortamdır. Tezgah altında ve yanında yer alan fırın, bulaşık makinesi ve buzdolabı, bu bölümün ezilme oranını en aza indirger. Ancak, set üstü dolaplardan dökülecek tabak, çanak ve bardak gibi cisimlere karşı bir önlem alınması, rafların düşmesine engel olmak için de duvarla olan bağlantılarının sabitleştirilmesinde yarar vardır.

 
 
Yaşanan depremlerden elde edilen veriler, mutfak ve banyoların en uygun yerler olduğunu göstermektedir. Çünkü enkaz altında kalındığı takdirde, bu bölümlerde hem yaşam üçgeni yaratabileceğiniz unsurlar vardır, hem de patlayan borulardan sızan suyu içerek vücudunuzu crash sendromundan koruyabilme olanağı mevcuttur. Enkaz altında kalan kişileri bekleyen en ciddi tehlike böbrek yetmezliği nedeniyle ortaya çıkan sendromlardır.

 
 
Bulunmamanız gereken bir yer de kapı pervazlarıdır. Kapı pervazlarının taşıyıcı hiçbir özelliği yoktur. Çelik kapılara da güvenmeyin. Bunların da taşıyıcı özelliği olmadığı gibi, hem tehlike anında kırılması mümkün değildir, hem de üzerinize devrilme riski bulunmaktadır. 
 
 
Depreme uykuda yakalandığınız takdirde, kullanmanız gereken 10-15 saniyelik süre bir hayli azalacaktır. Bunun için yatağınızın iki yanına 1 m3’lük tahta sandıklar yaptırmanız ve içlerini kitaplarla doldurduktan sonra, kalın bir iple çevresini sarmanız yararlı olabilir. Kitaplar da büyük bir ağırlık altında ezilmeyecek, sardığınız kalın ip ise sandığın patlamasına engel olacaktır. Böyle bir hazırlığınız yoksa, yatağın hemen kenarına ve yanına yan yatarak cenin pozisyonu alın.

 
 
DEPREM ANINDA:
 
 
UYGULAYIN
 
 
Deprem anında 10 – 15 saniye içinde bulunduğunuz binayı terk edebiliyorsanız derhal kaçın, yoksa güvenli bir yer bulun
 
 
İlk sarsıntıyı hissettiğiniz anda sakin olun. Paniğe kapılmayın. 
 
 
Panik, sağlıklı düşünmenizi engelleyecek, hatalı, bilinç dışı hareket etmenize yol açacaktır. Bilinçli düşünebilmek, hazırlıklarınızı felaket anında değil, daha önce yapmanıza ve planlamanıza bağlıdır.

 
 
10-15 saniye içimde bulunduğunuz yerden bina dışına güvenli bir açık alana çıkma olanağınız ve planınız varsa, bunu derhal önceki bölümde anılan önlemleri alarak uygulamaya koyun. 
 
 
Eğer binayı terk edemiyorsanız, daha önce belirlediğiniz yaşam üçgeni alanına gidin ve yan yatarak cenin pozisyonunu alın. 
 
 
Kesinlikle oradan oraya koşmayın ve ayakta durmayın. 
 
 
 
 
UNUTMAYIN:
 
 
Yan yatarak cenin pozisyonu almanız, hem ellerinizle başınızı korurken çevreyi görme ve gözlemleme şansı verecektir. Kolon, kiriş veya duvarlar bir anda düşmeyecek, bu hareket belli bir sallantının ardından gerçekleşecektir. Bu da size son dakikada da olsa vücudunuzu koruma şansı verecektir.

 
 
Herhangi bir şekilde enkaz altında ezilme durumu olduğunda vücudunuz bu şekilde azami korunma olanağına sahiptir. İç organlarınızın büyük bir bölümünü ve böbreklerinizden birini çalışır durumda tutabilmek için en ideal şekildir.

 
 
Enkaz altında öncelikle böbreklerin iflas ettiği bilinmelidir. Depremzedelerin kurtarılması halinde bile, vücudunda onanamaz hasarların oluştuğu ve bu nedenle ölüm olaylarının yaşandığı saptanmıştır.

 
 
Cenin pozisyonunun bir diğer özelliği ise, kurtarma ekiplerinin kazazedenin bulunduğu bölüme en küçük bir gedikten de olsa ulaşması halinde, onu bulunduğu yerden çıkartamazsa bile, elini tutmasına izin vermesidir. Saatler sonra bir dış yardımın eline dokunması sayesinde, kazazedenin beyni hızla adrenalin pompalamaya başlayacak ve onu yeniden hayata bağlayacak çok önemli bir köprü kurulmuş olacaktır.

 
 
Balkona çıkmaktan, merdivenden inmekten, asansöre binmekten kaçının. Kolon ve kirişlerden de uzak durun. Bu arada, camlar kırılabilir, kitaplıklar devrilebilir, mutfak dolaplarındaki tabak çanaklar dökülebilir. Bunları göz ardı etmeyin. 
 
 
Hazırladığınız deprem çantasına ulaşmak için zaman harcamayın. 
 
UNUTMAYIN:
 
Eğer o an elinizin altında değilse pilli radyo, fener, konserve yiyecek ve içeceklerin bulunduğu çantaya ulaşmaya çalışmak, sakınmak ve korunmak için size gerekli olan süreyi çalabilir.

 
 
DEPREM SIRASINDA ARAÇTA BULUNANLAR:
 
Yer sarsıntısını otomobilde, tünelde veya kapalı bir otoparkta hissettiğiniz anda;
 
 
Paniğe kapılmayın. 
 
 
Yolda iseniz, aracınızı yol kenarına çekip, binalardan, elektrik direklerinden veya ağaçlardan uzakta durdurun. 
 
 
Tünel içinde iseniz ve çıkışa yakın değilseniz, aracınızı durdurup aşağıya inin ve yanına yan yatarak cenin pozisyonu alın. Aracınızın içinde durmayın. Aynı yöntemi kapalı bir otoparkta iseniz aynen uygulayın. 
 
UNUTMAYIN:
 
Araç içinde olduğunuz takdirde, üzerinize düşen bir parça ile ezilme riski taşıyorsunuz. Oysa dışına çıkıp, yanına yattığınız takdirde, üzerinize yıkılacak tavan, tünel gibi büyük kitleler aracı belki ezecek, ama yok etmeyecektir.

 
DEPREMDEN SONRA:
 
Deprem sonrasında nasıl davranacağınız önemli.

 
Paniğe girmemek, fısıltılara kulak asmamak, kurtarma çalışmalarına katılmak gerekiyor.

 
Deprem öncesi önlemlerinizi aldınız ve depremi az ya da çok hasarla atlattınız. Bu kez başka sorumluluklar sizi bekliyor. Ön koşul paniğe kapılmamak, uyanık ve hızlı davranmak.

 
Eviniz hayatınıza zarar vermeyecek ölçüde hasar görüp, sizin dışarı çıkmanıza izin veriyorsa, binayı terk etmeden önce çevrenizdeki seslere kulak verin. Bu sesler, sizden çok daha zor durumda olan insanlara ait olabilir. Sese olan yakınlığınız sayesinde binanın dışından yapılacak bir yardımdan çok daha hızlı bir şekilde göçük altındakileri hayata kavuşturabilirsiniz.

 
 
Kalabalık mekanları boşaltırken sakin olmak, hasarı en az ölçüde atlatmak açısından önem taşır.

 
 
Toplu ve düzenli hareket bu safhada çok önemlidir. Binaların dışına çıktığınız andan itibaren de kurtarma çalışmalarına katılmak gerekir. Verebileceğiniz küçücük bir destek, bir insan hayatı, daha büyük yardımlar birden çok insanın hayatı demektir.

 
Felaket sonrası olası karmaşa ortamı için dikkatli olunmalı. Özellikle de söylentilere, dilden dile dolaşan deprem fısıltılarına yenilerini eklememeli ve kulak asmamalıyız. Bu tür söylentilerle, Marmara Depremi’nin ardından da yaşandığı gibi halkta daha büyük panik oluşturduğunu ve normal yaşamın bir türlü geri kazanılamadığını gördük.

 
Sükunetinizi koruyun. 
 
Durumunuzu değerlendirin. Yaralı olup olmadığınızı belirleyin. 
 
Bulunduğunuz yapı yıkılmamışsa, kontrollü, hızlı ve dikkatli bir şekilde binayı terk edin. Hemen ardından gelebilecek bir artçı şok, o ana kadar yıkılmamış, ancak taşıyıcı elemanlarına zarar vermiş olan binayı yıkabilir. 
 
Sarsıntı anında merdivenler bağlantı yerlerinden ayrılmış, tavandan dökülebilecek sıva, beton parçası olabilir. Binadan ayrılırken kapıları dikkatli bir şekilde açın, bu gibi tehlikelerden sakının ve başınızı koruyun.

 
Eğer enkaz altında iseniz…
 
Kıpırdayacak durumunuz varsa ve kesin bir çıkış yolu görebiliyorsanız hareketlenin. Aksi takdirde pozisyonunuzu koruyun ve sakin olun. Fazladan her çaba, size gelecekte gerekli olacak enerjiyi ve suyu tüketecektir. 
 
Dışarıdan bir müdahale sesi duyana kadar bağırmaya çalışmayın. Bu enerjinizi zamansız tüketmenize yol açacaktır. Bir ses duyduğunuzda cevap verin ve pozisyonunuzu anlatmaya çalışın. 
 
İlerleyen saatlerde dışarıya ses verebilecek bir ses kaynağı yaratma yolu bulun. Tencere benzeri bir metale vurulacak bıçak sapı, sert bir yüzeye vurabileceğiniz diğer sert bir cismin olup olmadığını kontrol edin. Çünkü saatler geçtikten sonra böyle bir şey edinme gücünü kaybetmiş olabilirsiniz. 
 
Kurtarma ekipleri, olay yerine ulaştıklarında bakacakları ilk yer enkaz üzerinde kabarmış bölgelerdir. Kabaran bu bölgeler muhtemel yaşam üçgenlerinin olduğu noktalardır. (Buzdolabı, bulaşık ve çamaşır makinesi, çelik para kasası, demir dolap v.b.) Böyle bir pozisyona sahipseniz, ilk ulaşılacak kurtarma bölgesindesiniz demektir.

 
DEPREM SIRASINDA :
 
Deprem sırasında eğer dışarıda bulunuluyorsa ; bina, direk, reklam panosu, duvar gibi devrilebilecek materyallerin uzağında durmak gereklidir. Herhangi bir nesnenin (araba , balkon..) altına girmek Çok sakıncalıdır. Deprem bitene kadar açık alanda beklenmelidir.

 
Eğer bina içinde bulunuluyorsa, en güvenli yerler : ev yıkıldığında bizim yaşamamız için gerekli yer kalmasını sağlayacak sağlam ve büyük eşyaların yanıdır. Anne karnındaki pozisyonda yatmak gereklidir. Bunun söyle bir yararı vardır: Bina çöktüğünde çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, mutfak tezgahı , büfe ya da büyük kanepe gibi eşyalar çökme sonucu tavanı bir miktar tutarak küçük bir alan yaratırlar. Bu alan bir insanın yasaması icin yeterli olabilmektedir. Ancak çok önemli bir nokta evde belli dönemlerde deprem tatbikatının yapılması ve deprem sırasında nerede ne koşulda olursak olalım hiç düşünmeden doğru olan yere en kısa surede ulaşma yollarının planlanması gerekmektedir! Eğer bu yol üzerinde engel teşkil edecek eşyalar varsa kaldırılmalıdır. Kapı altında durmak, masa yada yatak altına girmek çok sakıncalıdır. Zemin ve birinci katlar riskli katlardır, deprem sırasında 5-6 saniyede mekan terk edilebiliyorsa mutlaka terk edilmesi gereklidir. 
 
Depremden önce yapılacak birkaç basit hazırlık depremden sonraki zor yaşantımızı çok kolaylaştırabilir. Örneğin aracımızın bagajında; bir çadır, uzun müddet bozulmayan yiyecek ve içecekler, fener, ilk yardım malzemesi, giysi, telsiz, battaniye, sıhhi malzemeler gibi eşyaların bulunması organize yardımın gelmesi için gerekli olan 3- 4 gün boyunca bizi çok rahatlatacaktır.

 
Unutmayın ki deprem her zaman biz evdeyken olacak demek değildir. Gündüz evimizden kilometrelerce uzakta iken deprem olduğunda eve dönmek için İstanbul gibi bir metropolde arabanızı kullanamayacağınızı hatırlatmak isteriz. Yolların büyük bölümü yıkılacak yada enkaz yığınlarından kullanılamaz hale gelecektir. Sağlam ve kullanılabilir durumdaki yollar ise trafik yoğunluğundan kullanılamaz hale gelecektir! Bu durumda saatlerce yürümek, yakınlarımıza ulaşmanın tek yolu olacak. Spor bir ayakkabı, rahat birkaç giysi ,yağmurluk bu uzun yürüyüşü daha mümkün kılacaktır.

 
Kobe depreminde yasanmış olduğu gibi bir başka büyük tehlike de, depremden sonra çıkacak olan yangınlardır. Kobe'de depremden ölenler kadar depremden sonra çıkan yangınlarda ölenler de çok fazladır. Eğer depremde evimiz yıkılmadıysa eve girip doğalgaz , elektrik, LPG tüpü gibi sistemleri ana vanalarından kapatmak gereklidir. Bunun dışında salgın hastalıklar, yiyecek ve içecek kıtlığı, sel ve artçı depremler gibi ana deprem sokundan sonra devem eden tehlikelere karsı da mutlaka önlem alınmalıdır.

 
Kitap hayat kurtarır. Entelektüellikten söylemiyoruz, gerçekten öyle. Evin ortasına koyacağınız kitap dolu bir sandık, depremde en sağlam bir sığınak oluyor.

 
Marangoza kenarları 1 metre uzunluğunda tahta küp şeklinde bir sandık yaptırın ve içini tıka basa kitapla doldurun. Dikkat! Sandık mukavva değil, mutlaka masif tahta olmalı. Sandığın içine doldurulan kitaplar kırılmaz, parçalanmaz, ezilmez.

 
Kitapla doldurulmuş sandığın çevresini çamaşır ipinden daha kalınca bir naylon iple sıkıca sarın. Böylece sandık darbelerle parçalansa bile ip kutunun dağılmasını önleyecektir. İçi kitap dolu sandığı evdeki kolonlardan herhangi birinden 1 metre uzağa yerleştirin.

 
Deprem anında sandığın yanına sığının. Dizlerinizi karnınıza çekerek ve başınızı da dizlerinize dayayarak pozisyon alın. Sandığın üzerine devrilecek bir kolon yada beton plaka sandığı en fazla 10-15 santim ezebilir. Sandığın yanında her durumda depremzedeye yetebilecek bir yaşama alanı kalır.

 
DİKKAT: Sandığı daha sağlam olur diye çivi yada benzeri malzemelerle sağlamlaştırmaya çalışmayın. Çiviler, sandığın üzerine bir şey düştüğünde basınçla tahtadan fırlar ve depremzedeyi yaralayabilir. Kalın çamaşır ipi kullanın.

 
DEPREM REHBERİ
 
Anadolu, bin yıllardır depremlerle sallanıyor. İç Anadolu’da gördüğümüz yüzlerce yerleşim yığıntısı “Höyük”, güneydeki denize inmiş batık kentler hep bu doğa olayının sonucu.

 
“Ben depremin ne zaman olacağını biliyorum” diyenlere inanıp en ufak sarsıntıda kendimizi camdan atmak yerine, ilk titremeyi hissettiğimizde daha önceden karar verdiğimiz eylem planını uygulamak yaşamımızı kurtarabilir.

 
Unutmayın. İnsanları öldüren deprem değil, kötü yapılmış binalardır. O yüzden standartlara uygun, yönetmeliklerde belirlenmiş 9 R üzeri şiddete bile dayanıklı bir binada oturuyorsanız, belki de yapmanız gereken tek şey kafanıza düşebilecek objelerden korunmaktır.

 
Bu yazıda, depremden korunma ile ilgili verilen bilgiler, Adana ve Marmara depremleri öncesi, tatbikat amacıyla yıktırılan binalarda nerelerin güvenli olduğunu gösteren manken denekleri ve gene söz konusu depremlerle Yunanistan ve Tayvan depremlerinde sağ kurtulan, kurtarılan insanların bulundukları pozisyonlardan derlenmiştir. Nasıl ki, birey ve kurum bazında yaşamımızın büyük bölümünü geçirdiğimiz ev ve iş yerlerimizde yangına karşı eylem planımız varsa veya olmalıysa, depreme karşı da olmalıdır.

 
 
DEPREMİN ŞİDDETİ NEDİR?

 
Depremin yer yüzeyindeki etkileri depremin şiddeti olarak tanımlanır. Şiddetin ölçüsü, insanların deprem sırasında uykudan uyanmaları, mobilyaların hareket etmesi, bacaların yıkılması ve toplam hasar gibi çeşitli kıstaslar göz önüne alınarak yapılır. Şiddeti tanımlamak için birçok ölçek geliştirilmiştir. Bunlardan en yaygın olarak kullanılanı Değiştirilmiş Mercalli Şiddet Ölçeği’dir. (Modified Mercalli –MM- Intensity Scale). Bu ölçek, Romen rakamları ile belirlenen 12 düzeyden oluşur. Hiçbir matematiksel temeli olmayıp, bütünü ile gözlemsel bilgilere dayanır.

 
DEPREMİN GÜCÜ NEDİR?

 
Bir depremin Magnitüdü (açığa çıkan yada harcanan toplam enerji miktarı), çoğunlukla Richter Ölçeğine göre belirlenir. Richter Ölçeği, sismik dalga genliklerinin sismograf kayıtlarına dayanılarak hazırlandığı logaritmik bir cedveldir. Ölçek, bir birimlik magnitüt artışı, depremin boyutlarında 10 katı bir artışa karşılık gelecek biçimde düzenlenmiştir. Örneğin, Richter Ölçeği’ne göre magnitüdü 8 olan bir deprem, magnitüdü 4 olan bir depremden 10 bin kez daha büyüktür.

 
ARTÇI DEPREM (Aftershock) NEDİR?

 
Ana depremi izleyen daha küçük sarsıntılar dizisidir.

 
ARTÇI DEPREMLER (Aftershocklar)
 
NE KADAR SÜRE İLE DEVAM EDER?

 
Belli bir süresi yoktur. 1 ay da olabilir 2 yıl da.

 
DEPREMİN SÜRESİ NE KADARDIR?

 
Bir-iki saniyeden iki-üç dakikaya kadar sürebilir.

 
DEPREMLER ÖNCEDEN BELİRLENEBİLİR Mİ?

 
Var olan koşullarda depremin önceden belirlenmesi olanaksızdır.

 
FAY NEDİR?

 
Yerkabuğunu oluşturan kayaçların bir yüzey boyunca kırılması ve oluşan iki parçanın birbirine göre göreceli olarak yer değiştirmesidir.

 
KUZEY ANADOLU FAY HATTI NEDİR?

 
Doğuda Karlıova ile batıda Mudurnu vadisi arasında doğu-batı doğrultusunda bir yay gibi uzanır. Dünyanın en aktif ve en önemli kırık hatları arasında yer alan Kuzey Anadolu fay zonunun uzunluğu yaklaşık 1200 km.’dir. Genişliği ise 100 m ile 10 km arasında değişir.

 
DEPREM OLAN HER YERDE FAY VAR MIDIR?

 
Eğer yoksa bile yeni bir tane oluşmuştur.

 
DEPREM NERELERDE OLUŞUR?

 
Deprem herhangi bir yerde ve herhangi bir zamanda oluşabilir. Genel olarak depremlerin kabuğu oluşturan levhaların sınırlarında oluştuğu söylenebilir. Dünyanın çeşitli yerlerinde benzer nitelikte depremlerin tekrarlandığı gözlenmiştir ve buraları hep levha sınırlarındadır. Depremlerin yoğun olarak gözlendiği bölgeler yeryüzünde üç ana kuşak oluşturur.

 
1.KUŞAK (Pasifik Deprem Kuşağı): Şili’den kuzeye doğru Güney Amerika kıyıları, Orta Amerika, Meksika, ABD’nin batı kıyıları ve Alaska’nın güneyinden Aleutian Adaları, Japonya, Filipinler, Yeni Gine, Güney Pasifik Adaları ve Yeni Zelanda’yı içine alan en büyük deprem kuşağıdır. Yeryüzündeki büyük depremlerin yüzde 81’i bu kuşak üzerinde gerçekleşir. 
 
2.KUŞAK (Alpine): Endonezya’dan (Java-Sumatra) başlayıp Himalayalar ve Akdeniz üzerinden Atlantik Okyanusu’na ulaşan kuşaktır. Yeryüzündeki büyük depremlerin yüzde 17’si bu kuşakta oluşur. 
 
3.KUŞAK (Atlantik): Bu kuşak, Atlantik Okyanusu ortasında yer alan levha sınırı (Atlantik Okyanus Sırtı) boyunca uzanır. 
 
DÜNYADA KAYDEDİLEN EN BÜYÜK DEPREM:
 
1900’den bu yana kaydedilen en büyük deprem, 22 Mayıs 1960’ta Şili’de olmuştur. (magnitude 9.5 Mw)
 
TÜRKİYE’DE KAYDEDİLEN EN BÜYÜK DEPREM:
 
Aletsel dönemde ülkemizde kaydedilen en büyük deprem 26 Aralık 1939’da Erzincan’da olmuştur. Geceyarısı olan depremde yaklaşık 33.000 kişi ölmüştür.

 

Bellegio Fiskıyesi -2

8/9/2008

Bellagio Fountains from michael john on Vimeo.

spiker şok geçirdi

7/9/2008
İlgili aramalar: tv - spiker şok geçirdi -  tv -   komik -   izle

sarı:)inek sıkıştırması

6/9/2008
İlgili aramalar: komik - ne işin var orada -  izle -  komık -  vıdeo

piknik

5/9/2008
İlgili aramalar: amatör - piknik -  komik -  muzik -  amator -  video -  turk -  siir
:: Sonraki »


Blogcu ile yapıldı