Fast food, tuz ve abur cuburu azaltın
23/11/2009 · Kategori: SAGLIK VE GUZELLIK
SEBZE ŞART
Çocukların, yeterli ve dengeli beslenmesi için bütün yiyecek gruplarından, belirli miktarlarda yemeleri gerektiğini anlatan Talak, günlük beslenme piramidinin şöyle dengelenmesi gerektiğini belirtiyor: Günlük enerji ihtiyacının yüzde 55-60'ı karbonhidratlardan, Yüzde 15-20'si proteinlerden, Yüzde 30'u ise yağlardan (yemeklere ilave edilen yağ; eşit miktarlarda zeytinyağı, soya ve mısırözü gibi bitkisel yağların karışımından elde edilmeli) oluşmalı. Omega 3 ve Omega 6 gibi yağ asitleri, çocuklarda göz ve beyin gelişimini, bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesini ve kalp-damar hastalıkları riskinin azalmasını sağlıyor. Bunun için çocukların lahana, brokoli, karnabahar, semizotu ve tüm yeşil yapraklı sebzelerle, balık, ceviz, fındık, badem gibi yiyecekleri diğer besinlerle birlikte düzenli şekilde tüketmeleri gerekiyor.
DENGE ÖNEMLİ
Çocuğun günlük enerji ihtiyacının, düzgün öğünler şeklinde ve her besin grubundan belirli miktarlardan birarada yedirilmek koşuluyla sağlanmasının mümkün olduğuna değinen Şengül Sangu Talak, bu konuda şunları söylüyor: "Tek tip gıda alımı zararlıdır. Günde bir yumurta, bir-iki kibrit kutusu kadar peynir, iki-üç köfte, 500 mililitre süt veya yoğurt, iki porsiyon sebze, iki-üç porsiyon meyve, 10-12 porsiyon ekmek (bir porsiyon ekmek yerine iki yemek kaşığı pilav, makarna, bulgur da yenilebilir. Ya da bir kase çorba, bir dilim börek tüketilebilir) gıdaların alınması sayesinde, bir günlük öğünde tüketilmesi gereken besin grupları dengelenmiş olur."
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Kanser, nezle ve tansiyonun ilacı var
18/11/2009 · Kategori: SAGLIK VE GUZELLIK
Kanser, nezle ve tansiyonun ilacı var
Kivi
Uzmanlar, A ve C vitaminleri ile, kalsiyum, demir ve magnezyum açısından çok zengin olan kivinin, kanser, nezle, grip, soğuk algınlığı, kolesterol, tansiyon gibi hastalıklara iyi geldiğini bildirdi.
Uzmanlar, besleyici değeri yüksek bir besin olan kivinin bir tanesinin günlük A ve C vitamini ihtiyacını karşıladığını söyledi. Lif açısından zengin bir besin olan kivinin bağırsakları çalıştırarak sindirimi kolaylaştırdığını ve kabızlığı önlediğini bildiren uzmanlar, "Kivi vücut direncini ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Nezle, grip ve soğuk algınlığına iyi gelir. Nefes açıcı etkisi vardır ve astımlıları rahatlatır.
Başta göğüs kanseri olmak üzere kanser oluşumuna ve kanserin ilerlemesine karşı koruyucudur. Kan basıncını dengeleyerek, tansiyonu ve kandaki kolesterol oranını düşürür. Karaciğeri çalıştırır, kanı temizler, kansızlığa, mide rahatsızlıklarına iyi gelir. Yaşlanmanın ciltteki belirtilerini azaltarak, yıpranmış ve kuru ciltleri nemlendirir" dediler.
Lif açısından da zengin bir besin olan kivi bağırsakları çalıştırarak sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığı önler. Vücudu ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Nezle ve grip gibi soğuk algınlıklarına iyi gelir. Nefes açıcı etkisi ile astımlılara faydalıdır. Başta göğüs kanseri olmak üzere, kanser oluşumuna ve ilerlemesine karşı koruyucudur. Kan basıncını dengeler. Tansiyonu ve kandaki kolesterol oranını düşürür. Karaciğeri çalıştırır ve kanı temizler. Kansızlığa ve mide rahatsızlıklarına iyi gelir. Yaşlanmanın ciltteki belirtilerini azaltır.
KARADENİZ'DE HASADA BAŞLANDI
Birçok hastalığa iyi geldiği belirtilen kivi, Karadeniz halkı arasında da özellikle son yıllarda bolca üretilen bir ürün olmaya başladı.
Giresun Tarım İl Müdürü Muhammet Hakyemez, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaklaşık 17 yıl önce tarımına başlanan kivinin, yörenin iklimini sevdiğini, buna bağlı olarak kivi tarımının geliştiğini belirtti.
Kivinin üreticilere fındık ve çayın yanı sıra önemli miktarlarda ek gelir sağlamaya başladığını ifade eden Hakyemez, ''Anavatanı Yeni Zelanda olan kivi, uygun ikliminden dolayı yöremizi çok sevdi. Kivi tarımı Karadeniz sahillerindeki illerde yaygın olarak yapılmaya başlandı. Bununla birlikte kivi, şimdi yörenin önemli tarım ürünü haline geldi. Birim alanda fındık ve çaya oranla daha fazla gelir sağlaması üzerine yöre halkı kivi yetiştiriciliğini benimsedi'' dedi.
Hakyemez, Doğu Karadeniz insanını fındık ve belirli aralıklarla yapılan çay hasadından sonra şimdi de kivi hasadı heyecanı sardığını anlatarak, ''Her yıl yöre ekonomisine katkısını artırarak sürdüren kivi, bunu ek gelir kapısı olarak yapan vatandaşımıza katkı sağlamaya başladı. Giresun'da bundan iki yıl önce 2 bin 162 dekar olan kivi üretim alanı, bu yıl 4 bin dekarı aştı. Bu rakam her yıl yüzde 10'ları aşan bir oranda artmaktadır'' diye konuştu.
Çalışkan yöre insanının artık kiviyi tanıdığını ve tarımını yapmayı öğrendiğine dikkati çeken Hakyemez, ''Bu konuda vatandaşımıza teknik yönden her türlü yardımı yapıyoruz. Özellikle vatandaşlarımıza İl Özel İdaresi bütçesinden önemli miktarda kivi T direği desteği verilmektedir. Bu yöndeki çalışmalarımız devam edecektir'' dedi.
KİVİ HASADI YAKLAŞIK 3 HAFTA SÜRECEK
Giresun'da merkez ilçeyle birlikte Yağlıdere, Dereli, Keşap, Eynesil, Bulancak, Piraziz, Espiye, Görele, Güce, Doğankent, Tirebolu ve Çanakçı ilçelerinde kivi tarımının yapıldığını anımsatan Hakyemez, yörede bu yıl 4 bin ton dolayında kivi üretiminin gerçekleşmesini beklediklerini söyledi.
Hakyemez, yeni ürün kivi hasadına 15 Kasım itibariyle başlandığını ifade ederek, şunları kaydetti:
''Üreticilerimizi kivi tarımında ekonomik zarara uğranmaması ve pazar sorunu yaşanmaması için erken hasattan kaçınmaları konusunda dönem dönem uyardık. Çünkü tamamen olgunlaşmadan toplanan kivide şekil bozukluğu ortaya çıkar, buruşukluklar oluşur ve bununla birlikte aroması bozulur. Bunlar ürün değerinin kaybolmasına neden olur. Kivi hasadı, mutlaka suda çözünen kuru madde oranı yüzde 6 ile 7,5'i bulduğu zaman yapılmalıdır. İl genelinde sahil, orta ve yüksek kesimler farklı olmak üzere kivi hasadının yaklaşık 3 hafta sürmesi bekleniyor.''
Giresun'da geçen yıl piyasada ortalama 1,5 liraya satılan kivinin kilosunun bu yıl ise 1,7 ile 2 lira arasında işlem görmesinin beklendiği kaydedildi.
haberalemi
Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!
Balla gelen mucizevi güzellik!
11/11/2009 · Kategori: SAGLIK VE GUZELLIK

Balla gelen mucizevi güzellik!
Antioksidan özelliğiyle vücutta dengenin kurulmasına büyük katkı sağlar.
Kansızlığı giderici özelliği vardır.
Stresin olumsuz etkilerinden korur.
Cildin güzelleşmesine yardım eder.
İçerdiği magnezyum damarlardaki kanın pıhtılaşmasını önler.
Kabızlığın doğal ilacı olarak da bilinir.SABAH
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Libidonuzu uçuran yiyecekler
5/11/2009 · Kategori: SAGLIK VE GUZELLIK

Libidonuzu uçuran yiyecekler
Seksin daha uzun sürmesini istiyorsan maraton başlamadan önce hazırlıklı olmalısın. Büyük bir muz yatakta dayanıklılığını sağlamak için mükemmel bir besin. Muz içinde B Vitamini barındırır. B Vitamini ise karbonhidratları enerjiye çevirmek için gereklidir. Aynı zamanda testosteron gibi hormonların üretilmesine yardım ettiği de düşünülüyor. “İşe koyulmadan birkaç saat önce bir tane muz yemeyi deneyebilirsin” diyor Pleasure’ın yazarı Hilda Hutcherson.

Kereviz sapı
Önce erkek arkadaşına biraz kereviz sapı hazırla. Bir süre sonra The Departed filmindeki Leonardo DiCaprio’dan daha dayanılmaz görünmeye başlayacaktır. Çiğ kerevizin içinde erkeklik hormonu androsteron bulunuyor. Passion Power’ın yazarı Doktor Ava Cadell’a göre bu hormon karşı cinsi etkiliyor. Yani kadınlarda çekiciliği tetikliyor. Birkaç ısırıktan sonra erkek arkadaşının ter bezleri androsteron salgılamaya başlayacaktır. Eğer o sırada etrafta dolaşmak sana garip gelmeye başlarsa, kereviz sapından sen de birkaç ısırık alabilirsin. Androsteron kadınlarda da ruh halini yükseltici bir etki yaratır (Journal of Fertility and Sterility). Ancak bu arada erkek arkadaşın kereviz sevmeyebilir. Çözümü: Yemeğine bir parça yer mantarı rendele. Yer mantarı da androsteronu yükseltir. Zaten bu yüzdendir ki dişi domuzlar yeri 30 cm kazarak toprağın altındaki değerli mantarları arar!

Siyah çikolata
İtalya’da son yapılan bir çalışmaya göre her gün çikolata yediğini belirten kadınların temel düşüncesi daha tatminkâr bir cinsel hayatlarının olduğudur. Tesadüf olabilir mi? Bizce hiç değil. Dr. Hutcherson’un da belirttiği gibi çikolatanın hammaddesinin içinde rahatlatıcı, sarhoş etkisi yaratan ve insana haz veren kimyasallar bulunuyor. Diğer tatlılar gibi çikolata da iyi hissetmeyi sağlayan endorfini tetikliyor. Aynı zamanda az bir miktar sıkıntıyı bastıran triptofan, vücuttaki kafeini harekete geçirip, duyguları uyandıran anandamid ve teobromin sağlıyor. Akşam yemeğinden sonra birkaç kare çikolata yemek stresini alarak, rahatlatıcı etki yaratır. Ama eğer kendini müthiş hissetmek istiyorsan büyük bir parça yemen gerekebilir.

Keten tohumu
Günde sadece bir yemek kaşığı keten tohumu testosteronu (Why We Love’un yazarı ve Women’s Health Danışmanı Doktor Helen Fisher’a göre libidoyu doğrudan en çok arttıran kimyasal) yükseltir. Cinsel güdüleri arttırmasının yanı sıra bu fındık tadına benzer tohumlar, içinde cinsel hormonların yapıtaşları olan yağ asitlerini (omega-3 ve omega-6) barındırır. Dr. Hutcherson “Eğer vücudunda yeteri kadar yağ asidi yoksa hormon değerlerin, dolayısıyla da cinsel isteğin düşer” diyor. Keten tohumu yağı, balıktan iki kat fazla omega asidi içeriyor. Günde sadece iki yemek kaşığı tohum da günlük vitamin ve mineral ihtiyacının % 40’ını karşılar. Kısaca motoru ateşlemek istiyorsan ya günde bir çay kaşığı keten tohumu yağı yutmalısın ya da her gün salatana veya kahvaltıda mısır gevreğinin üzerine bir yemek kaşığı serpmelisin. Önemli bir not düşmek gerekirse tohum da yağ da çabuk bozulabileceğinden ya ışık geçirmez bir şişede ya da vakumlu poşetlerde tutmalısın. Böylece rafta daha uzun süre saklayabilirsin. Eğer keten tohumunun tadını beğenmezsen yerine ceviz de deneyebilirsin.

Bal
Yeni evli çiftlerin ilk kaçamaklarının adının balayı olmasına şaşmamak gerek. Bu yapış yapış tatlandırıcı içindeki karbonhidratlar sayesinde hem bedene ani enerji hem de çalışan kaslara yakıt sağlar. “B Vitamini bakımından zengin olması, testosteron üretimi için faydalıdır. Bir diğer önemi ise içeriğinde bor minerali olması; metabolizma hızının artmasına yardımcı olur. Ayrıca östrojeni de kullanarak kan akışını hızlandırır. Bu da tahrik olabilmek için önemlidir” diyor Doktor Hutcherson.

Muskat (Küçük Hindistancevizi) ve karanfil
Araştırmacılar her zaman yeşil olan bitkilerden hindistancevizi ve karanfilin, fareler üzerinde yaptıkları deneyler doğrultusunda cinsel aktiviteyi yükselttiğini tespit etmiş. Hindistancevizi daha etkili olmakla beraber ikisi de parasempatik sinir sistemini tetikliyor. Fakat Cadell’e göre sancıya sebep olduğundan bu sihirli baharattan fazla da yememelisin. Kahvede veya sıcak kakaoda bir tutam yeterli olurken, çikolatayla daha fazla yemen gerekebilir.

İstiridye
Eski Romalılar tahrik edici etkisi olması nedeniyle kendilerini istiridyeye kaptırmış durumdaydı. Bu konuda da kesinlikle doğru bir noktadaydılar. İstiridyenin içinde yüksek oranda çinko (testosteron üretimi için gerekli bir mineral) vardır. Amerikan ve İtalyan bilim adamlarından oluşan bir ekip, midye, deniz tarağı ve istiridyede cinsel hormonları yükselten iki çeşit amino asit bulunduğunu görmüşler.

Özel bir günde “Sevgilime ne pişireceğim?” diye mi düşünüyorsun? Yüksek ateşte çabucak pişebilen zencefil için Asya mutfağına danışabilirsin. Zencefilin güçlü kökleri dolaşım sistemini etkiler ve genital organlara kanın pompalanmasını hızlandırır. “Taze zencefilin kavanozda satılandan daha keskin bir tadı vardır” diyor Cadell. Bu da demek oluyor ki zencefili koklamak yemekten daha etkili olacaktır. Besinler kan basıncını yükselttiğinde damarlarda yoğunlaşan kan akışı genital bölgedeki dokuları sertleştirir. Daha sonra damarlar daralır ve cinsel bölgelerdeki kanın dışarı çıkışı engellenmiş olur. Bu sayede hassaslık daha da yükselir. Peki, elinde sadece toz zencefil varsa? O zaman kan akışında yine bir artış olacak ancak etkisi daha az olacaktır.
Kaynak: Women's Health
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Minikler okulda nasıl besleniyor?
3/11/2009 · Kategori: SAGLIK VE GUZELLIK

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Domuz gribine karşı besinler tüketin
30/10/2009 · Kategori: SAGLIK VE GUZELLIK
Domuz gribine yakalanmaktan korkuyorsanız bu besinleri tüketmeye dikkat edin...Kırmızı biber: Portakalda bulunan C vitamininin 2 katını içerir. C vitamini gribin etkisini yüzde 80 oranında azaltabilecek kadar güçlü bir silahtır.
Yoğurt: İçinde bağırsaklarda mikroplarla savaşan yararlı bakteriler olan probiyotik bulunur. Böylece grip virüsü vücutta barınamaz.
Yeşil çay: Bağışıklığı güçlendiren “epigallocatechin gallate” isimli kimyasalı içerir. Günde 3 fincan tavsiye ediliyor.
Ginseng: ABD’li bilim adamları günde 2 tane 200mg’lık ginseng kökü kapsülü alan insanların grip riskinin yüzde 31 azaldığı belirlendi. Bağışıklığı harekete geçirir.
Badem: Hastalıklarla savaşan antioksidan E vitamini bakımından zengindir. Gripten korunmak için her gün bir ara öğün olarak 24 tane badem yemeye çalışın.
Taze patates: İçindeki “beta carote ”, gribe karşı koruma özelliğini verir. Vücutta A vitaminine çevriliyor ve grip tedavisinde önemli rol bir oynuyor.
Tavuk suyuna çorba: Vücutta mukus üretimini artırarak gribin boğaz ağrısı ve öksürük gibi etkilerini yatıştırmaya yardımcı olur.
Sarımsak: Sülfür maddesi grip sezonunda bu hastalığa yakalanma riskini 2.5 kat azaltıyor ve virüsü öldürme özelliği de bulunuyor. Taze sarımsak daha etkili.
Zencefil: İçeriğinde doğal olarak bulunan “gingerol” maddesi, her türlü enfeksiyonu uzakta tutmaya yardımcı. Zencefil çayını tercih edebilirsiniz.
Ceviz: Antioksidan selenyum soğuk algınlığı, grip ve kansere karşı koruma sağlar. İçindeki selenyum oranı diğer tüm gıdalardan 10 kat oranında daha fazladır.
Turunçgiller: Önemli bir C vitamini kaynağıdır. Özellikle sigara kullanıyorsanız gribe yakalanma riski daha yüksek olduğu için bol bol C vitamini almanız gerekiyor.
Bal: Doğal olarak antibakteriyel özelliklere sahiptir. Çaya ya da yoğurda katarak tüketirseniz etkisi daha da güçlü olur.
Lahana: Ispanak ve lahana gibi koyu yeşil renkli yaprağa sahip sebzeler, bağışıklık sistemini gribe karşı güçlendiren D vitamini bakımından zengindir.
Mantar: Beta-glucan isimli gribe karşı koruyan bir madde içerir. Bağışıklığın grip virüsünü tanımasını ve onu yok etmek için harekete geçmesini sağlar.
Yulaf: Lif, E ve B vitamini ayrıca bağışıklık sistemini güçlendiren mineraller ve beta-glucan’lar bakımdan zengindir.
Elma: Bilim adamları, düzenli olarak elma yiyen insanların gribe yakalanma riskinin azaldığını ortaya koydu. Günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 25’ini karşılar.
Kırmızı et: Bağışıklık sistemini harekete geçirmek için kırmızı et tüketmek gerekiyor. Yetişkinlerin günde ortalama 40-60 gram et tüketmesi tavsiye ediliyor.
Balık: Omega 3 tüketimini artırarak grip ve benzeri enfeksiyonları uzakta tutabilirsiniz. Haftada 2 porsiyon balık tüketilmeli.
Soğan: Doğal antibiyotikler içerir. Bunun yanında gribe karşı bağışıklık sistemini güçlendiren “quercetin” isimli bir madde de bulundurur.
hürriyet
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Değişim hızlanıyor
30/10/2009 · Kategori: SAGLIK VE GUZELLIK
Değişim hızlanıyor
Antideprasanların, inanılanın aksine alındıktan hemen sonra kişinin duygu durumunu değiştirdiği bildirildi.
Oxford Üniversitesinde görevli bilim adamları, hastaların antidepresanların etkilerini aylar sonrasına kadar fark edememelerine rağmen, bu ilaçların kullanılmaya başlandıktan birkaç saat sonra kişinin ruh halini ve olumsuz düşünceleri değiştirdiğini söylediler.
Sonuçları American Journal of Psychiatry dergisinde yayımlanan araştırma çerçevesinde, antidepresan veya placebo verilen 33 depresif ve 31 sağlıklı deneğin tepkileri yakından incelendi.
Antidepresan verilen depresyondaki hastaların, bu ilaçları aldıkları 3 saat içinde üç belirli ölçekte olumlu gelişmeler gösterdikleri, kötü noktalarını kurcalamaktan ziyade kendileri hakkında olumlu bir biçimde düşünme ve başkalarında da olumluları görme eğilimde oldukları gözlendi.
Psikiyatr Catherine Harmer’in öncülüğündeki araştırma ekibi, antidepresan alan hastaların, örneğin somurtan birini gördüklerinde, artık bu kişiyi üzmek için yanlış bir şey yapmış olmaları gerektiği düşüncesini içselleştirmediklerini
söyledi.
Harmer, antidepresanların, hasta duygularında herhangi bir özneldeğişikliğin farkına varmadan önce olumsuz düşünceleri hedef aldığını ortaya çıkardıklarını belirterek, "Zaman içinde, bu duygudurumumuzu ve nasıl hissettiğimizi etkiliyor, çünkü daha fazla olumlu bilgi alıyoruz" dedi.
milliyet
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Ayaklarınız hem güzel hem sağlıklı görünsün
28/10/2009 · Kategori: SAGLIK VE GUZELLIK

Ayaklarınız hem güzel hem sağlıklı görünsün
Öldürücü topuklar
Çok yüksek topuklu ayakkabılar bazen bir işkence aracı olabiliyor. Vücudunuzun tüm ağırlığını topuk kısmına yoğunlaştıran bu ayakkabılar, nasır ve bunyon oluşumunu hızlandırır. Topuklarda yaşanan sorunlar aynı zamanda duruşunuzu da olumsuz yönde etkileyebilir. Dik durmakta zorlanırken; sırt, kalça ve diz bölgelerinizde ağrılar meydana gelir. Yüksek topuklu ayakkabı kadınlarda genellikle aşil tendonunda kısalmaya ve ileriki aşamalarda düz ayakkabı giydiklerinde yere basmakta zorluk çekmelerine neden olur. İpucu: Kemik ağrıları vücudunuzda bir şeylerin yanlış gittiğinin göstergesidir. Bunun için, mümkün olduğunca her gün farklı modellerde ve topuk boyutlarında ayakkabılar giymeniz, daha sağlıklı olur. Dolgu topuklu ayakkabılar stiletto'lardan daha sağlıklıdır. Ancak her şeye rağmen stiletto giymek istiyorsanız, özel ayakkabı astarlarından kullanın.
Düz tabanlı ayakkabılar
Babet gibi düz tabanlı ayakkabılar da, yüksek topuklular kadar risk taşıyor. Kavissiz düz ayakkabılar bir süre sonra taban şeklinde bozulma meydana getiriyor. Ayrıca parmak arası terlik giyenler için de durum farklı değil. Terliğin ayağınızdan çıkmaması için küçük adımlar attığınızda kemiklerinizde siz farkında olmadan ağrılar meydana geliyor. İpucu: Birçok kişi topuksuz ayakkabıların daha sağlıklı ve daha rahat olduğunu düşünür. Daha rahat oldukları kesin olsa da, sağlıklı değil. Bu durumda ayak tabanındaki kavisi desteklemek amacıyla özel tabanları tercih edebilirsiniz. Farklı çeşitlerde satılan tabanlar, ayak şeklinizi koruyor. Hatta bazıları yalın ayak yürüyormuşsunuz gibi rahat hissetmenizi sağlıyor. Bu koruyucu kalıplar, parmaklarınızın yere sağlam basmasını sağlar
Acil durum yöntemleri
Topuklu ayakkabılarınızdan ya da parmak arası terliklerinizden vazgeçemiyorsanız, ayaklarınızda meydana gelen rahatsızlıklarla savaşmayı öğrenmelisiniz. İşte acil durumlarda uygulamanız gerekenler:
Nasır: Ponza taşıyla yok edilebilir. Ancak iki farklı türde nasır bulunduğunu da unutmayın. Parmak kenarlarında meydana gelen koni şeklindeki şişliklere de nasır deniyor. Eğer parmaklarınızda bu tarz şişkinlikler meydana gelirse, koruyucu bir bant ile kamufle edin.
Bunyon: Genellikle dar ayakkabı giyildiğinde ayak başparmağı diğer parmağın üstüne binerek, bölgede bunyon denen çıkıntının meydana gelmesine neden olur. Bu bölge sürekli sürtünmeye maruz kaldığı için deri zamanla kalınlaşır ve ağrılar meydana gelebilir. Ayağınıza iyi uyan ayakkabıların kullanımı en iyi çözüm olacaktır. Ayrıca bunyonun üstüne konacak yumuşak bir tıbbi ped de acıyı ve sürtünmeyi hafifletir.
Şeytan tırnağı: Tırnak etrafındaki cilt kuruduğu için oluştuğundan, yağ ya da krem kullanarak bu bölgedeki deriyi nemli tutun. Oluştuğunu fark ettiğinizde makasla kesin.
sabah
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
ALIÇ VE FAYDALARI
26/10/2009 · Kategori: SAGLIK VE GUZELLIK
![]() ALIÇ | |
| Alıç (Crataegus oxyacantha);10 metreye kadar yükselebilen, dikenli, beyaz veya pembe çiçekli bir ağaçtır. Meyveleri 6-10 mm çapında, 1-3 tohumlu, esmer-kırmızı veya kırmızı renklidir. Hafif ekşimsi lezzetli meyveleri yenilmektedir. Alıç ağacının yaprak, çiçek ve meyveleri Orta Çağdan beri özellikle kalp destekleyici ve kalp-damar sistemi fonksiyonlarını normalize etmek için kullanılmaktadır. | |
| Herbiri, bitkiye çok güçlü antioksidant özellikler veren flavonoid (flavonlar) bileşikleri açısından oldukça zengindir. Alıç, kalp-damar sistemi (cardiovascular system) üzerinde pozitif etkiler gösteren 3 grup ana bileşik içerir. Bu bileşikler; triterpenoid saponinler (triterpenoid saponins), aminler (amines) ve flavonlar (flavonoids) ’ dır. Alıç’ ın antioksidant etkisi, serbest radikal oluşumunu engelleyerek (inhibe ederek) kalbin tümünü olumlu yönde etkilemektedir. Avrupalı araştırmacılar, bu bitkinin kalp ve beyne olan kan akışını artırdığını, kalbi düzensiz atışlara (kalp ritm bozukluğu) karşı koruduğunu, kalbin kasılma gücünü artırdığını ve kan basıncını (tansiyon) dengelediğini göstermişlerdir. Alıç içerisindeki etken maddeler kalp kasları dejenerasyonunda ve koroner damarlardaki daralmalar sonucu gerekli miktarda kanın ve oksijenin kalp kaslarına gönderilememesi durumundaki oksijen yetersizliğine karşı da kalbin korunmasına yardımcı olmaktadır. Bilindiği gibi bu durum, şiddetli göğüs veya kalp ağrısı şeklinde kendini gösteren ve angina’ (anjina pektoris) olarak bilinen bir rahatsızlığa yol açabilmektedir. Alıç, damarları genişleten bioflavononid’ ler açısından da oldukça zengindir. Bu bileşikler çok güçlü antioksidanlar olup; kalbe oksijen ve kan akışının artmasına artmasına yardımcı olurlar. Bu durum kalbin kan deveranı için harcamak zorunda olduğu gücü azaltır ve kalbi rahatlatır. Ayrıca bioflavonoid maddeler kan damarlarının çeperlerini güçlendirir ve vücudun diğer bölgelerine olan kan akışını da düzenler. Alıç içerisindeki bileşiklerin kolesterolü ve damarlardaki plaket oluşumunu da azalttığı gösterilmiştir.Kalp hareketlerini yatıştırıcı ve düzenleyici olarak, tehlikesizce uzun zaman kullanılabilir. Alıç, çeşitli kalp ve kan dolaşımı hastalıklarında rahatlıkla kullanılabilecek ender bitkilerden en başta gelenidir. Tedavide başarı elde etmek için gerekli olan uzun süreli kullanımlarda kesinlikle hiçbir yan etkisi yoktur. Sonuçları genellikle etkileyici ve inandırıcıdır. Kalp ritim bozuklukları (arrhythmias), sinirsel kalp çarpıntıları, kalp yetmezliği, ağır enfeksiyon hastalıkları sonrasındaki kalp kasları zafiyeti, kalp krizi sonrası, yüksek kan basıncı, damar sertliği alıç bitkisinin başarıyla kullanılabileceği alanlardır. Ama bu tedavilerde sabırlı ve disiplinli olmak gerekir. Çünkü bitkinin etkisi uzun süreli kullanımlar (4-8 hafta) sonucunda oluşmaya başlar ve bu olumlu etki gitgide artar. Bu bitki ayrıca, bedendeki sıvı birikimlerinin dışkılanmasını da sağlayabilir. Ayrıca; sinir sisteminde yatıştırıcı, spazmları azaltıcı, idrar söktürücü ve kabız yapıcı etkileri de vardır. Alıç’ ın içerdiği maddelerde vücudda birikme, zehirlilik ve alışkanlık yapma gibi özellikler olmadığından uzun süreli kullanıma uygundur. Uyarı: Bilinen hiçbir yan etkisi yoktur. Tedaviye ara vermesizin sürekli kullanılabilecek bitkilerdendir. Bağımlılık oluşturmaz. Kalp veya tansiyon ilaçları ile birlikte kullanımı için doktorunuza danışınız. Alıç Ağacı ve Çiçeği (Crataegus monogyna): 6 metreye (nadiren 12 m) kadar uzayabilen, pembe-beyaz renkte çiçekler açan, dikenli bir ağaç olan alıç ağacı daha çok yabani olarak yetişir. Muşmulaya benzeyen meyveleri kırmızı ya da koyu sarı renklerde, mayhoş tattaki alıç meyvesi ekşi muşmula olarak da bilinir. Çeşitli flavonlar, sıtasterin, adenozin, adenin ve guanin gibi maddeler ve C vitamini başta olmak üzere çeşitli vitaminler içerir. Alıcın Faydaları: Önemli bir kalp ve damar sağlığı destekleyicisi olan alıç kalp damarlarını genişleterek kanın daha rahat pompalanmasını ve dolaşmasını sağlayarak kalbin yükünü hafifletir. Kalbi kuvvetlendirir ve damar sertliğine karşı koruyucudur. Kalp krizi riskini azaltır. Kalp atışlarını düzenleyerek aritmiye (düzensiz kalp atışı) karşı da koruyucu ve tedavi edici etki gösterir. Sinirler üzerinde yatıştırıcı etkisi ile sinir bozukluğunu ve sinirsel çarpıntıları giderir. Beyne kan akışını arttırır. Uykusuzluğa iyi gelir. Yüksek tansiyonu düşürür. Mideyi kuvvetlendirir. Spazm çözücü ve idrar söktürücüdür. Cinsel gücü arttırır. Alıç Ağacı ve Çiçeği nasıl kullanılır? Alıç yaprağı, çiçeği ve meyvesi kullanılır. Alıç çiçeğinden yapılan alıç çayı ile alıç meyvesi kalp krizi riskini azaltır ve kalp krizi sonrası iyileşmeyi kolaylaştırır. Lapa haline getirilip şişliklerin üzerine konursa faydası görülür. Suyu şerbet yapılıp içilirse baş ağrısını keser. Vücutta alışkanlık yapmadığı ve birikerek vücuda zararlı olabilecek maddeler içermediği için Alıç, uzun süreli olarak kullanılabilir. Zaten etkilerini göstermesi için belli bir süre kullanmak gerekmektedir. | |
| Okunma: 1525 | |
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Domuz gribinden korunun
26/10/2009 · Kategori: SAGLIK VE GUZELLIK

Domuz gribinden korunun
Ellerinizi sık sık yıkayın.
2.Ilık tuzlu suyla günde iki kere gargara yapınız ( tuza güvenmiyorsanız listerin kullanınız). H1N1 'in boğaz ve burun boşluklarında çoğalıp Enfeksiyona sebep olarak karakteristik belirtileri göstermesi için 2 -3 güne ihtiyacı vardır. Sağlıklı bir kişinin ılık, tuzlu suyla gargara yapmasının etkisi hastalığa yakalanmış olan bir kişinin tamiflu kullanması ile aynıdır. Bu basit ucuz fakat güçlü önleyici yöntemi küçümsemeyiniz.
3.3. önleme benzer olarak; Burnunuzun içini en az günde bir kere ılık tuzlu suyla temizleyiniz. *Günde bir kere burnunuzu sümkürün ve sonra ılık tuzlu suya batırılmış pamuk tamponlarla silerek temizleyiniz. Bu yolla burnunuzda bulunak virüs sayısını etkili bir şekilde azaltmış olursunuz.
4.Narenciye suları gibi C vitamin bakımından zengin olan yiyecekler kullanarak doğal bağışıklığınızı güçlendiriniz. Eğer ilave olarak C vitamin kullanmak zorunda iseniz emilimi artırmak için mutlaka Çinko ile birlikte alınız.
Kaynak: Milliyet
Domuz gribi ile mevsimsel gribi karıştırmayın
Okula giden çocukları domuz gribinden nasıl koruyabiliriz?
Çocuğunuzda domuz gribi varsa ne yapacaksınız?
Aşı olmazsak ölümler gerçekleşecek
Korunmanın daha etkili yolu yok
A Gribi yerine mevsim gribi aşısı mı yaptırmalıyız?
Grip deyip geçmeyin
19.329 defa gös
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::

