24/9/2009
Aşkın Bilimsel Yönü!
Aşkın Bilimsel Yönü!
Aşkın fizyolojik gerçeği, bizim düşündüğümüz kadar romantik bir açıklamaya sahip değil. Bilim dünyası aşkın formülünü buldu, bileşenleri ise, adrenalin, serotonin, oksitosin ve feniletilamin!
![]() |
Aşk, aslında vücudun bir ihtiyacı, bunu reddetsek bile, işin doğrusu böyle. Yaşamı daha anlamlı kılan bu sihirli duygu, insanı hiç fark etmeden sarıp sarmalıyor. Kimi zaman bizden birer dev çıkarıyor, yürüyüp gittiğinde korkak bir fareye dönüştürüyor.
İşin gerçek yanı, yani yüzyıllardır bilinçaltımıza kodlanarak günümüze kadar taşınan genetik mirasımız, türün devamlılığını sağlamak üzerine kurulu. Büyük filozof ve yazarlardan tutun da, bilim adamlarına kadar herkes aynı şeyi söylüyor. Yani hepimiz, üremek ve dünyadaki canlı sayısını devam ettirebilmek için kodlanmış durumdayız.
Aşkın var oluş sebebi tamamen üremeyi gerçekleştirebilmek amaçlı, aslında ortada mum ve şaraplara, kalbin hızlı çarpmasına sebep olacak bir durum yok ancak Allahtan bir yanımız hala kalbin sesine kulak vererek davranıyor. Yoksa, ilk çağlardaki ilkel içgüdümüzle devam edersek, sadece sevişmeye göre kurgulanmış ilişkilerimiz olacaktı ve bizler özünde yalnız ve şefkatsiz, sanki robotlar gibi kurulmuş canlılar olarak bu zevklerden mahrum kalacaktık. Gerçi laf aramızda son 20 yılda geldiğimiz noktaya bakarsak, tabii kadın-erkek ilişkisi bazında, bu anlattıklarımı yaşamıyor muyuz? Bana mı öyle geliyor?
Biyolojik veya değil, aslına bakarsanız, aşkın her hali doğru! Aynı anda hem garip bir sevinç ve coşku yaşarken, diğer yandan inanılmaz gergin ve korku dolu olabiliyoruz. Binlerce insanın arasından birisini seçiyoruz. O kişiyi ilk gördüğümüzde, beynimiz feniletilamin salgılıyor. Yani, aşk dediğimiz bir çeşit stres. Ancak pozitif bir stres olduğundan, insanın kalbinde heyecan, midesinde ise kelebek hareketleri oluşabiliyor.
Aşık olduğumuzda, duygularımıza bir yanıt almak isteriz ve cevap beklediğimiz kişiye karşı aşırı derecede duyarlı ve hassas oluruz. Ayrıca tüm olumsuzlukları göz ardı ederek, pembe bulutlar üzerinde gezmek de, tamamen salgılanan enerjinin bir yere akmasını sağlamak için oluşuyor.
Kısaca aşk, bizim bir türlü inanmadığımız bir vücut sıvısının değişiminden başka bir durum değil. Ancak burada önemli olan şu, bütün herkes bu duygunun peşinde koşuyorsa, o zaman aşk, tüm bilimsel gerçekliğine rağmen, kalbin aradığı duygudur ve kimsenin inanamayacağı kadar gerçektir.
msn
msn
Kategori: (AŞK VE SEVGİ) :: Yorum (0)
:: Arkadaşına Gönder!
:: Etiketler : Aşkın Bilimsel Yönü!
