7/9/2009

Röntgenci topluma teşhirci medya

 

Röntgenci topluma teşhirci medya
ATİLLA DORSAY
Sanki toplum ikiye bölündü: Teşhir edenler ve onları izleyenler! Ara yerdeki izan sahibi, sağduyu sahibi, asgari bir edep sahibi insanlarsa iyice azınlıkta...
Toplumumuz tam bir teşhircilik hastalığına yakalanmış gibi... Herkes, sanki iki temel konumdan birini seçmiş: Ya bir şeylerini gösteriyor, sergiliyor, teşhir ediyor ya da tam karşı tarafta duruyor; sergilenen en özel hayatları, gösterilen en mahrem şeyleri obur bir iştahla izleyen, keyifle tüketen bir röntgenci... Ara yerdeki izan sahibi, sağduyu sahibi, asgari bir edep sahibi insanlarsa iyice azınlıkta. En azından medyaya yansıdığı haliyle... Aslında bütün dünyada biraz böyle. Bir yandan ünlülerin ya da (Paris Hilton gibi) sözüm ona ünlülerin özel hayatlarını didik didik eden, yaşamlarının en küçük ayrıntılarını bile diline dolayan bir magazin anlayışı, dedikoduya aç bir medya... Öte yandan BBG-Biri Bizi Gözetliyor veya Yemekteyiz tarzı, bir araya gelmiş bir avuç insanın birbiriyle didişmesine, her şeyi sergilemesine, mahremiyet denen kavramı tuzla buz etmesine dayalı bir televizyonculuk... Bizim yeni usül TV eğlencesi anlayışımız içinde, kimi en ünlüler jürilik yaptıkları yarışma veya yetenek sergileme programlarında, adayları iyice silkeleyip kişiliklerini ezip geçmek suretiyle, bir tür sado-mazoşist ilişki gösterisi sergiliyorlar. Aralarından bazı iyice kaşarlanmış olanları, bununla kalmayıp 'kurbanları' arasından yeni sevgili bile seçiyorlar! Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, şimdi de yazılı medyada kimi çok ünlülerle söyleşiler yapılıyor. Zaten tüm kariyerlerini kendilerini, hayatlarını, sevgili ve flörtlerini, cinselliklerini ve de adına bir zamanlar özel yaşam dediğimiz ve gizliliğin tüllerine sarıp özenle sakladığımız her şeyi sürekli anlatarak yapmış gazeteciler, karşılarına muhatap olarak kimi alırlarsa aynı havaya sokuyorlar, her şeyi anlattırıp söyletiyorlar. Elbette bu da bir tercih sorunu: Gazetecilikte özel hayatını özenle ayırıp kendisine saklamak... Ya da her şeyi kamuoyu önünde, kamuoyuyla birlikte, kamuoyu için yapıp yaşamak... Bu tercihi baştan yaparsanız, zaten sorun yok. Kendimi hiç tutucu saymadım, hâlâ da olmadığıma inanıyorum. Ama benim tercihim hep ilk yönde olmuştur: Kendi mahremiyetime saygı duymak, özel hayatımı kendime saklamak. Öbür türlü yapanlar, aslında belki daha cesurdur. Ama ben gazeteciliğin kamuoyuyla paylaşma ilkesiyle kendi mahremiyetini koruma ilkesi arasında bir denge kurmak olduğuna inanırım. Ama artık sanırım buna alışmak gerekiyor: Birden gazete sayfalarında çarşaf gibi açılan en gizli anılar, en mahrem duygular. Ve iki tarafta da bir övünme, bir cafcaflanma, bir başarı havası... Bu tür bir söyleşi, Gazeteciler Cemiyeti seçmelerinde ödül bile alabilir. Herhalde 'en iyi teşhircilik' gibi bir dalda!
sabah

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kategori: (YAŞAM ) :: Yorum (0) :: Arkadaşına Gönder! :: Etiketler : Röntgenci topluma teşhirci medya

Yorum Gönder

Adınız :

Yorum Başlık:

Yorumunuz:

0 yorum yazilmistir



Blogcu ile yapıldı